devlet memuru

12 /
blue danube blue danube
her daim millete dert olmuş memurdur.

şunu kabul edebilirim: bazı kurumlarda iş yükü az, memurun boşa geçirdiği vakit çok. bu da eleştirilebilir bir durum.

ama şunu asla kabul edemem: devlet memurlarının tümünün mesaisini solitaire oynayarak doldurduğu, hiçbir şey yapmadığı düşüncesi tamamen bir safsatadan ibarettir. türkiye'nin her yerinde, devlet dairelerinde özveriyle çalışan insanlar var. gerek iş yoğunluğu, gerek imkanların yetersizliği zaman zaman can sıkıcı boyuta ulaşabiliyor. yeri geldiğinde odana koyacak bir dolap ve hatta işini yapacak bir oda dahi bulamayabilirsin. eksikler tamamlanana kadar (ki bu bazen uzun zaman da alabilir) işini yine de yapman gerekir.

iş garantisi kısmı memurluğun güzel yanı. kadın memur sonra ne olacağını düşünmeden doğum iznine çıkabiliyor, ücretsiz izin alabiliyor. hastan oldu mu refakat izni alabiliyorsun. özel sektörden şikayet edenler, devlet memurlarını suçlayacaklarına aynı hakları kendileri için de isteseler daha güzel bir dünyada yaşardık belki.
abcd02561 abcd02561
burda özel sektörde köle olup patron götü yalamaktan dilleri zampara olmuş arkadaşlar allah aşkına yermesin bu mesleği. aq devlet memurluğu çok rahat diyeceğine bu patron niye beni sabah akşam günde 12 saat haftada 6 gün düzüyor onu düşünse aslında bazı sonuçlara ulaşacak ama iq meselesi işte. neyse madem memurluk kek meslek buyrun beyler hepiniz devlet memurluğuna geçebilirsiniz. kpss siydi kurum sınavıydı falan halledersiniz artık heralde. malum sövüp saydığınız adamlar bile bunları başardıysa sizin için çantada keklik olmalı. tc vatandaşı olduğunuza göre önünüzde yasal bi engel de yok. hadi bakalım halep ordaysa arşın burda.
cauchy euler cauchy euler
ben memurum, yani, kelime anlamından anlaşıldığı üzere bir emir kuluyum. 9 senedir çalışıyorum ve ne bir evim ne de bir arabam... kenarda param da yok. üstelik, o çok diye düşündüğünüz miktarın 2-3 katını kazanıyorum. buna rağmen belirtiyorum ki; memur maaşı, ortalama bir hayat sürmek için oldukça yetersizdir. özel sektörde ya da kendi kurduğu işte çalışanların memurlara olan nefretini hiç anlayamıyorum. köle gibi bir şeyiz işte...

özel sektörde çalışanların çoğunun ya da işsizlerin duyduğu, gelir açısından memur nefreti, bizatihi kendilerine aşılanan bir şey. eşitler arası çekişme, birlikte hareketi imkansız hale getirir ve doğal olarak da bu dengesizliklerin müsebbibi olarak birbirlerini görürler. bu esnada da yönetenler, patronlar keyifle hayatlarını sürmeye devam ederler. benzetmeleri çoğaltabiliriz; mezhep çatışması, ırk çatışması, din çatışması, şehir çatışması, ilçe çatışması, köy çatışması, mahalle çatışması, siyasi yönelim çatışması... 1400 lira ile yaşamını sürdürmek imkansız gibi bir şey, keza bunun birkaç katı ile bile rahat bir hayat süremiyorsunuz. mesela, her bayramda memleketinize gidemiyorsunuz, sağlıklı beslenemiyorsunuz, iyi bir eğitimden geçiremiyorsunuz çocuğunuzu, söz temsil ezkaza dişiniz ağrısa maddi dengeniz şaşıyor, masrafını aylara yayarak ödemek sizi iyiden yıpratıyor... bu bağlamda, memur da, işçi de, işsiz de ezilendir. ezilenlerin mücadelesi ezenlere karşı olmalıdır. patronlar, yöneticiler sizin daha da fakirleşmenizin planını yaparlar. düşünürler ki, bunlara ben iş verdim, o yüzden karınlarını da ben doyuruyorum, nankörlük edeceklerine bana dua etsinler, sesi az çıkıverirse dışarda milyon tane işsiz var, grev mi yapıyorlar, grev kırıcıları var, toplam paradan ne kadar az ayırırsam bana o kadar fazla kalır, sigortasını bile yapıyorum, bana dua etsin...

her alanda güç sahipleri, güçleri altındaki insanların güç oluşturmaması için her şeyi yapar. ezilenler de birbirlerine gücünü göstermeye çalışır. güçlü kendini korumak için her şeyi yapar. örneğin mütemadiyen zehirlenen askerler ancak ciddi bir toplum baskısında güçlülerce önemsenir. zehirlenip ölen askerin olması güçlü için önemli değildir. birçok kez zehirlenen gençlerin psikolojik zehirlenmeye maruz kaldığına emindir vali, ancak dördüncü seferde yemek ihalesi feshedilir, ancak dördüncü seferde en masum ve en güçsüzden başlayarak soruşturma açılabilir. komutanlar, savunma bakanı falan hastanede asker sevgilerini pekiştirirler ama askerler bilir ki ses çıkarırlarsa aç kalırlar, bir dizi de sopa yerler.

güç öyle bir şeydir ki başkasının hayatı adeta bir hiçtir. 19 yaşında bir çocuğu ölümüne döverler de bir şey olmaz, hekime gider çocuk, siyasi yönelim mi diyelim, yoksa farklılıklardan nefret mi diyelim, bilmiyorum ama hekim de çocuğu ölüme sürükler. yaşam odası yüzlerce işçinin hayatından çok daha önemlidir. güçler arası inanılmaz bir kast vardır ve ast üst arasında en güçlü asla alttakini savunmaz, ta ki birliktelik sağlanana değin. güçlü gerektiğinde anaların kutsallığından dem vurur gerektiğinde de 'ananı da al git' şiarını benimser. yemeye doyamaz güçlü; tüm ağaçlar kesilebilir, tüm topraklar satılabilir, tüm kardeşler küstürülebilir, tüm kayıplar görmezden gelinebilir. güçlü seni gemiyle gönderir, ölürsün, 'ben mi gönderdim? neden gittiler?' buyuruverir.

her görüşteki arkadaşların, yalnızca gücünün yettiğince eleştirilerinden de, hıncını hak etmeyenlerden çıkarmaya çalışmasından da tiksiniyorum. sizin yaptığınız, güçlüden azar işitip gözünüze kestirdiğinizi dövmeye benziyor. 3000-3500 lira çokmuş, nesi çok? et yiyemeyen, yeterince sebze, meyve alamayan, kıyafet alırken iki kez düşünen, hastalanınca reçetedeki ilaçlardan ziyade parasını düşünen, çocuğuna istediğini alamayan, tatile gidemeyen, ikinci bir iş yapmaya maruz bırakılan, eşini akşam yemeğine götüremeyen, sanatsal faaliyetlere katılamayan biri nasıl olur da rahat bir hayat sürüyor diye düşünüyorsunuz, anlamıyorum.

işçi de, memur da, işsiz de birbirinden nefret etmeyi bir an önce kesmelidir. temel sorun güçlülerin bize yaşam alanı sağlamamasında. o kadar güçlüler ki onlara çoğunlukla eleştiri bile yazamıyoruz. 180 derece görüş farkı oluyor iki gün ara ile, ikisine de alkış tutuyoruz. sırf destekleniyor diye çocuk tecavüzcüsü vakıf güçlenmeye devam ediyor, yıllarca biat ediyoruz ki maaşımız artsın, samimi olmayan samimiyetler kuruyoruz ki kervan yürüsün. 3 sure bilmiyoruz ama 5 vakit namaz kılıyoruz, oruçluyuz ama gizli gizli yiyoruz ya da her türlü günaha devam ediyoruz, yanındaki zeytinlikleri söküyorlar; göremiyoruz, askerlerimizin başını kesiyorlar; bazılarını rahatsız eder diye sadece başsağlığı diliyoruz...

gücümüzün yettiğine gücümüzü göstermeye çalışacağımıza, birlik olalım. haksızlığı kim yapıyorsa ona karşı birlik olalım. ancak acı seçmeyi bıraktığımızda güçleriniz; birbirimizi ezerek yükselmeyi amaçlamak, sırf güçlü diye sapıklarla ya da hırsızlarla birlikte olmak, yani, güç neredeyse oraya yanaşmak düsturunu bırakmadığımızda hala bilgisayar işletmeni şu kadar alıyor, mühendis maaşına bak, özel sektörde 3 yıl eziliyorlar sonra da paraya para demiyorlar, asgari ücretli ama temel ödemeler çıkarıldığında daha fazla kazanıyor cümlelerini kurmaya devam ederiz. asgari ücret, adından da anlaşılacağı gibi artırılabilir ve en asgari seviyede maaş veren patron sizin emeğinizi sömürüyor, en asgari şartlarda çalışan memurun, en çok iş yapan memur olduğunu hepiniz biliyorsunuz, bu yaşam mücadelesini onlara müstahak gören devlet yetkilileri onların emeğini sömürüyor.

devlet memuru algısı da, müstakbel devlet memurlarının davranışı da senden münezzeh değil, insanlığa sen de bir katkı sun ki daha güzel günlere uzanalım hep birlikte...
istanbulbeyi istanbulbeyi
birçok kişi devlet memurlarını düşünmeden sertçe eleştirmiş.
iş hayatında altın kural.
"hata bireylerin değil, sistemindir."
iş hayatında gümüş kural.
"astın hatası aslında onun değil, amirinindir."
basit bir mantıkla amirin verimli bir sistem kurmakla yükümlü olduğuna ulaşabiliriz.
memurlar bize hizmet eden insanlar.
kim girerse girsin atıl kalacaktır. yoksa onlar da insan, ama ellerinden bir şey gelmiyor demekki. daha yumuşak olmak lazım.
ürkek ürkek
sözde kamu personel seçme sınavı olup aslen hükümetin kendi yandaşçılarını işe almak için kurulan sistemin atadığı ünvan. kpss'den kaç puan aldığınızın hiçbir anlamı yok anlayacağınız. ailelerin memur garanti iştir düşüncesi altında sürünüp gidersiniz.
selimciğim selimciğim
esnafa, sokaktaki herhangi birisine gak guk edemeyenlerin (istisnai konum ve güce sahip olanlar haricinde) geniş geniş efelenebildiği insanlar. sipariş verdiğin dolabı istediğin gibi yapamayan mobilyacıya, sahte arızalarla seni söğüşleyen tesisatçıya, ne bileyim, emlakçıya, galericiye, taksiciye, çiğ köfteciye, sokaktaki herhangi birisine efelenebildiğin kadar işini kötü yaptığını "düşündüğün" memura efelen. onun suratına suratına bağır, üstüne yürü, kavga et. benim baremim budur. standardım sabit diyenlere de gerçekten bu açıdan saygı duyarım.
kareondokuz kareondokuz
yıllar oluyor. elektrik kurumunda çalışıyordum. taşeron firmadaydım. bizimle sahaya çıkan memurlar gider kahvede okey oynar, bizi sahada bırakırdı. bir gün sinirlenip müdüre şikayet etmeye karar verdim. kapısının önünde beklerken şikayet edeceğim memur ile müdürün tatil planları yaptığını duydum. bu olaydan sonra anladım ki bu ülke düzelemez.
bona fide bona fide
ben de devlet memuru sayılırım. işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. yazıcıdan yanlışlıkla bir sayfa fazla yazdırsam, içim gidiyor ; devletin tonerini, kağıdını boşa harcadım diyorum kendi kendime. hükümet referansı ile gelmedim. referansım yılların bürokratı , sol görüşlü bir hanımefendiydi.

her devlet memurunu hükümet memuru diye yaftalamak nasıl bir akıl tutulmasıdır anlamak mümkün değil gerçekten. önemli olan devletçi olmak. hükümetler gelir geçer. baki kalan devlet olacaktır her zaman. biz bunun bilinci ile hareket ettiğimiz sürece de vicdanımız rahat. siz istediğinizi söyleyin.

şuna da eminim ki, bunu söyleyenlerin yüzde 90'ı hayatlarında hiç bir başarısı olmayıp her şey torpil, hükümet rererö diyenler oluyor. başarılı olan insan zaten devlet, özel farketmeksizin çalışıp hiç bir şeyden şikayet etmiyor.
12 /