didem madak

1 /
hayatberbat hayatberbat
ağri

-ağrımı anlattığım insanlara,
alihsan'a, işıl'a, ayhan'a-

sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul'a
ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında
akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
ben kırmızı bir yaprağı oynuyordum esas kız olarak
uçuşuyordum, uçuşmakmış meğer benim anlamım
ben bunu geç anladım.
senin için şiir yazacaktım istanbul
ismini ağrı koyacaktım.
oysa bir şiir niyeydi sanki
yer içer sevişir miydi sanki bir şiir
hamsi ısmarlar mıydı mesela bir şiir insana?
fotoğraf çektirebilir miydi mesela hipodromda atlarla?
rakı içebilir miydi samatya'da
bir şiir uyur muydu kuş gibi
başını alıp da kanatlarının altına?
oysa bir şiir neydi sanki
ben seni ciğerimin köşesindeki arıza kadar sevdim
bir şiir seni bu kadar sever miydi sanıyorsun istanbul?

bağırdım sokaklarına kartondan postlar sermiş ayyaşlara
bana kerametinizi gösterin
kermatenizi gösterin bana!
bir dikişte içtim bir şişe geceni
yıldız komasına girmek istiyordum,
istiyordum dolunay çarpsındı beni
kurt adamlarım serbest kalsındı icabında
kimim fazladan puştluğu varsa bir sigara sarsındı bana
kin kusulsundu, öç alınsın
icabında modern kadındım, ne zaman şişmanlasa ruhum
hemen yarın yeni bir intihara başladım.
ben fazla yemesem diyorum baylar yani
bu kadar hınç bana fazla.
icabında bir allah bir allah daha
çok tanrılı bir din ederdi
bırak müridin olayım istanbul

sen beni hep bir şiir sanıyordun istanbul
oysa çakmaktaşları gibi kıvılcımlıydı gözyaşlarım
ağlamaktan kızaran bir örnek burnum ve gözaltlarımla
bu şiiri ben yaralı bir panda vaziyetinde yazdım
canım yandı
bu şiiri ben bir yangın vaziyetinde yazdım
şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım
kapıma gül bırakan adamları
ben de icabında bir hafıza mağduruyum
cumartesi günleri gayri annemlerle birlikte
sokaklarında eylemler yapayım.
benim ne sakal yanığı günlerim oldu
guruba bak ve beni an
öpüşmekten yorgun ve kızıl
bir şiir sana bunları söyler miydi sanıyorsun?
yağmurlarında yıkanan kırmızı banklarına baktım
bütün allar bir gün solarmış
ben bunu geç anladım
yağmur meğer tanrının zulmüymüş istanbul.
ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
meğer yüksek bir dağmış.

üstümü ara
cebimdeki şiiri usulca kaydırayım senden tarafa
ellerimi de kaldırdım bak
hazırım tutkumu tutukla.
şiirsizim
bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul
ben bu şiiri kusarak yazdım.

ekim 2002, yakında kasımpatları da çıkacaktı.

didem madak, yasak meyve şiir dergisi, şubat/mart 2003, sayı:1
tangocu kedi tangocu kedi
didem madak benden önündeki hayata hiçlikle bakan bir ben yaratıyor.bir yandan yaralarımı sarmaya, iyileştirmeye çalışıyor ama diğer yandan bende hasar tespiti mümkün olmayan yaralar açıyor.öyle bir his ki bu yazdığı harflerden yüzünü,gözünü seçmeye çalışıyorum.izmir'de denize nazır bir şekilde onunla kıytırık bir şarabı paylaşmayı istiyorum.kalbimin bir tarafında taşıdığım müebbet sevgilim diyorum ona.
yüzyüze geldiğimiz anda ağzımdan kırık bir "ah" dökülecek gözlerine ve sonra o,usulca gözlerinden kalbine süzülerek onun büyüttüğü "ah"lara karışacak.bunu biliyorum.
onun şiirlerini okumak,daha doğrusu onu şiirlerinden okumak acılarına,yalnızlıklarına dokunmak...işte bu onulmaz bir aşk.kendine "olağanüstü hal şairi" diyor da acaba biliyor mu bu olağanüstülüğüne kendi ile birlikte kaç tane "plastik vazo" taşıyor.düşüyor,düşürüyor ve plastik vazolar gibi bana da kırılmayı unutturuyor.

ve ben de diyorum ki ona:"harflerin gülüştüğünü senin adında görüyorum ! "
buz buz
siz aşktan n'anlarsınız bayım? isimli şahane şiirin sahibi insan.

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!

ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
`bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım`
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!
trenrayındakibozukpara trenrayındakibozukpara
ondört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar

(bkz: çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım)

okudukça hayranlık duyulan şair. dilindeki samimiyet öyle ki, oturup bir öğleden sonra, mahalleye bakan bir balkonda kahve içip günlük hayattan konuşulmak istenir. yahut bir akşam, iki rakı kadehinin süslediği bir masada dertleşmek.

okudukça güzelleşen şair. serzenişleri fazla içten, fazla can yakıcı.

hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata!
replay replay
3. uluslararası istanbul şiir festivali'nin davetlileri arasında yer almasına rağmen, özgeçmişi kendisinden izin alınmadan değiştirildiği için etkinlikten çekilen şairdir. özgeçmişinde yer alan, şu sıralar cadılık ve büyü ile uğraşmakta bölümü, editör tarafından özgeçmişten çıkarılmış ve kendisine konuyla ilgili bir açıklama yapılmamıştır. buradan kendisini kutluyoruz onurlu duruşu için. büyü çalışmalarında da başarılar diliyoruz cadımıza.

haberin ayrıntısı: şiir festivalinde sansür krizi istanbul 2010 avrupa kültür başkenti (akb) ajansı tarafından desteklenen 3. uluslararası istanbul şiir festivali'nin davetlileri arasında yer alan ... sol
aygız aygız
öyle bir kadın ki.

cümle kuramıyorsunuz okuyunca.

kedi kokuyorum sayesinde. diyor ki,

"çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!"
1 /