dikotomi

sycrone one sycrone one
tdk'ya göre ikileşim.

iktisattaki kullanımı, klasikçilerin söylediğine göre reel ve nakdi kesimler birbirini etkilememektedir, bu ikisi arasında bir dikotomi oluşmaktadır denmektedir. kopukluk gibi bir şey.
demesterizasyon demesterizasyon
dikotominin ''bir tarafı olmazsa öteki tarafı da olmaz''. mesela, gündüzü bilmiyorsan, geceyi anlayamazsın. aynı dikotominiyi uluslararası uyguladığınızda şu ortaya çıkıyor: yurtdışında ifade özgürlüğü düşmanları yani ''soykırımı inkar edenleri cezalandıralım'' diyenler olmazsa türkiye''de de ''soykırım diyenleri cezalandıralım'' diyenler mahvolur. bunlar devamlı birbirini besler. (bkz: baskın oran)
dumrul dumrul
bir ya da sıfır, siyah ya da beyaz kafası. dikotomiler üzerinden işleyen mantıki sistemler her şeyi o ya da öteki diye tasnif eder ve hem dünyayı bu şekilde anlamaya çalışır hem de her sorundan bir çözüm değil daha büyük bir sorun yaratarak çıkmayı başarır.

bu kafa dünyanın her yerinde var ama biz gerçekten bu işin şampiyonu durumundayız. bir toplum nasıl akp - chp ekseninde bölüneblir düşünebiliyor musunuz? birini kötü gören otomatik olarak diğerinin amigoluğunu yapmak zorunda hissediyor kendini. hani toplumun kutuplaştığı durumda iki blok etrafında toplanmak hadi bir yere kadar anlaşılabilir ama en olağanüstü durumda bile kendi durduğun tarafı güçlendirmek istiyorsan yine eleştirel bir tavır alman gerekir değil mi? akp kötü evet. konvansiyonel siyasette akp'nin gidebilmesi için ondan sonraki en kalabalık grubu ehven görebilmen de hadi anlaşılır ama ülke düzgün bir yere gidebilsin istiyorsan "alternatif" gördüğün yapıyı düzeltmeye çalışırsın değil mi? ama hayır, dikotomiler yaratarak dünyayı anlamaya çalışan kafa buna da yol vermez. biri kötüyse diğeri otomatik olarak süper olmak zorunda... akp döneminde bu kafa iyice coşturuldu. akp'li değilsen fetöcüsün. neyyy? tayyip'i deli gibi yalamıyorsan israyil uşağısın. "chp'nin x beldesi belediye başkanı şu konuda yanlış yapıyor" desen tayyipçi ilan edilebiliyorsun. böyle über işler. köy muhtarlığı için seçim olacak adam diyor ki "ben kazanamazsam kudüs düşer, mekke düşer, diğnimiz şey olur."

bu kafa o kadar acayip ki trump - biden seçiminde bile birinden birinin arkasında toplanmak zorunda hissediyor kendisini. trump kötü o zaman bidenci olalım. biden kötü haydi hep birlikte trump güzellemesi yapıyoruz...

aga senin amerika'da oy kullanma hakkın yok ki. yani özür dilerim ama bari şu salak saflaşmada iki boktan birini yalamak zorunda hissetmeyelim kendimizi. çok şey mi istiyorum? bari tutumumuzun pratik bir karşılığı olmayacağı bir konuda biraz zihin egzersizi yapabilelim yahu. biraz mesafeli durup bi projeksiyon oluşturabilelim. yani bu saflaşma burada olsa bu ikilemin dışına nasıl çıkılabilirdi acaba diye bir hayal kurabilmeyi deneyelim en azından.
azwepsa azwepsa
coşkulu tribünlerin sırrıdır: zıpla! zıpla! zıplamayan ibne!

siyasi alanda da aslında aynı şekilde çalışıyor. baskılayıcı, ahlaki olarak da sefil durumda olmasına rağmen neden bu kadar popüler? çünkü hayatı çok basitleştiriyor. sana bir yol dayatılır ve onu kabul edersin. kabul eden herkes gibi iyisin, hoşsun. bu sana mutluluk getirsin diye dayatılıyor. mutlu olmak için bu tarafta olman lazım; bu tarafta olmak demek de şunu şunu yapmak ve bunu bunu da yapmamak demek. o zaman mutlu olacaksın. bak formül ne kadar basit.

peki kabul etmiyorsan? işte onlar da bu tarafın karşıtı. yani senin mutluluğuna karşıtlar. onlar sana düşman. peki ama bunu yapıp şunu yapmıyor olsak? öyle bir şey yok. arada bir alan yok. gri bölge yok. ya mutlu olacaksın ya da mutluluğa düşman olacaksın.

böyle yapınca insanlar kutuplaşmaya başlıyorlar. gri bölgelerden uzaklaşmaya başlıyorlar. bunu hangisi yapıyor olursa olsun; sonuçta siyahın lideri de beyazın lideri de sözlerinden çıkmayacak kitlelere kavuşuyorlar. o yüzden her iki tarafın da bundan şikayeti olmuyor.

ama hayat sadece siyah ve beyaz değil. aslında hayatta grinin elli tonu da yok. gökkuşağının tüm renkleri var (lgbt'den bahsetmiyorum). size böyle bir dikotomi dayatıldığında karşı taraf ile ilgili ne söylenirse söylensin aslında sizi kendine çekmeye çalışan taraf size prangayı vurmaya çalışıyor. bazen bizleri öyle bir öcü hikayesiyle korkutuyorlar ki o prangayı havada yakalayıp ayağı yere değimeden boynumuza takıyoruz. karşı tarafın tüm tukakalıklarından korunmak için boynumuzda pranga ile geziyoruz. davranış, inanç, kültür, tercih kalıplarından oluşan bir pranga.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
helence "διχοτομία" sözcüğünün latinize edilmiş haliyle ingilizceye "dichotomy" olarak geçmiş kelime. yine helence "ikiye bölüş" anlamındadır. kabaca "ikiye" anlamına gelen "δίχα" zarfının terkip birleşeni "διχο-" ile "kesmek" anlamına gelen "τέμνω" fiilinin birleşmesi, ardından bu birleşmenin sonuna isim yapan "-ία" ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. bir de bununla aynı anlama gelen "διχοτόμος (dikhotomos)" kelimesi vardır.

yine bu "τέμνω" fiilinden türeyen "τόμος" sözcüğü de "dilim; bölüm" anlamına gelir. bu kelime latinceye de "tomus" olarak geçmiştir. ortaçağda yazılmış eserlerdeki bu "tomus," cilt demek. "tomus x," "10. cilt" yani.

"dichotomy" kelimesinin sonundaki -y sesini -ia yaptığınızda, ingilizcede bu -y ile kurulmuş çoğu kelimenin kökenine de ulaşırsınız az çok. dichotomy <- dichotomia; germany <- germania; turkey <- turcia vb.

dersaadette yalınayak ile gereksiz bilgiler kuşağının bugün de sonuna geldik. esen kalınız.
1