dini hoşgörü

1 /
nightwish nightwish
dini hoşgörü dinin inanlara gösterdiği hoşgörü dışında insanlar arasındaki hoşgörüyü kapsar. hoşgörü kelime anlamı olarak yapılanları anlayışla karşılamak demektir.
bu bağlamda, siz eğer inanmıyorsanız inanları aşağılayamaz; ya da onlarla dalga geçemezsiniz. herkesin özgür iradesidir çünkü. zıt yönden bakacak olursak; inancınız varsa, ve ibadet ediyorsanız, inanmayan insanları ya da farklı bir dine inananları din yoluna çekmeye boşuna uğraşmamalı, onları gavur dinsiz satanist gibi sıfatlarla anmamalısınız. bu bir insanlık ayıbıdır. ramazanda siz oruçluysanız, karşınızda yemek yiyen birine içinizden sinirlenmeye hakkınız yoktur örneğin. bu bir vicdan meselesidir. size göre o insan ölünce cehennemde yanacak olabilir; ama bu o insanın sorumluluğu altındadır. kaldı ki kızma sebebiniz onun inanç derecesi değil de sizi özendirmesi ise, durum daha da vahim. oruç kelime anlamı olarak islamiyette belli bir süre dünyevi zevklerden uzak kalıp, allah rızası için yemekten içmekten kaçınmaktır. burada amaç izzet-i nefsini kontroldür. şimdi sorarım size, böyle bir durumda, sizin karşınızdakine değil de kendinize kızmanız gerekmez mi? sorumluluğa giren sizsiniz ve bu ibadete uyması gereken de sizsiniz. bir başka bakışla ramazanda içki içenlere aşırı büyük tepki göstermek de bu anlama girer.
benim inancım bir müslümanınki gibi olmayabilir, ama benim gösterdiğim hoşgörüyü onlardan da bekliyorum. bunu da genelleme yaparak aktarmak istedim. herkesin inancı kendine. kimse birbirinden sorumlu değil. siz de kimsenin inancının kontrolörü değilsiniz.
radiance radiance
dünyada tarih boyunca sürekli zikredilse de çoğunlukla teoride kalan fakat pratikte yalan olan kavram. öncelikle olaya din kavramından girecek olursak; dinin kelime anlamı yaşam felsefesi veya hayat yolu olarak çevirilebilir. tarih boyunca pratik uygulamalarda benimsenmiş bir yaşam felsefesine uymayan insanlar nedense oldukça hoşgörülü bir şekilde kıyıma uğratılmışlardır. en hafifleriden başlayacak olursak; diyet olarak verilen kol bacaklardan tutup taşlanma sonucu ölümlere, aforoz sonucu çeşitli asimile hadiselerine kadar gider bu vahşeti birazcık daha arttıracak olursak eğer..ve tarihten silinmeye çalışılan çeşitli olaylara girişirsek. hristiyanların avrupada özellikle italyadan başlayıp ta britanyaya celt lere kadar uzanan pagan katliamlarından, islamiyetin yayılma dönemindeki avrupa seferlerindeki kırımlara kadar bir dünya örnek mevcut. bir kere haçlı seferleri var ki hepsini yer tüketir. biraz daha güncellersek eğer sözde islami düzeni yaymaya çalışan yüzlerce terörist örgütün bir çoğunda masum insanların katledildiği saldırıları, aynı şekilde filistine israilin uyguladığı zulüm vs. vs. diye gidecektir bu. aynı şekilde dikkat çeken bir nokta daha; tarihte fetih politikası güden bir çok ülkenin(barbar ırklar hariç) ortak özelliğidir bu... derler ki; "biz fethettiğimiz yerlerde insanların inanç ve yaşayışlarını serbest bıraktık". fakat ironik bir biçimde eklenir ki; "fetheden ülkenin birçok ferdi bu yeni ülkeye yerleştirilir ve o ülkede yaşayan bir çok ülkenin vatandaşı da farklı yerlere nakledilir". yani inanç ve yaşam şekilleri serbest bırakılır, fakat bunu yapabilecekleri ortam ellerinden alınılır. ne kadar zekice ve hoşgörülü değil mi? bir din, inanç sistemi, hoşgörülü olmayı önerebilir... fakat aslolan uygulamadır. insanlara hoşgörülü olun denirken hoşgörülü olmamak öğretiliyorsa olaydaki çarpıklığın önüne hiç birşey geçemez.
sonuçta teori sadece yapılanları örtbas etmek için kullanılan bir kılıfken, pratikte işin rengi kırmızıya çalar hep. zira şöylede bir gerçek vardır hiç bir din idda edemezki biz kan dökülmesine karşıyız vs diye. bir kere dinin gelişi kanlı olmak zorundadır. benimsenen her yeni din, bir devrim sonucu benimsenmiştir ve kansız olan bir devrim tarihte yoktur. tabii ki bazı kaynaklar bazı şeyleri yumuşatacakveya kendi çıkarına çevirecektir. sonuçta pek güzel bir söz var ki "tarihi daima kazananlar yazar" der. aynı şekilde bu olaya karşı çıkan bir söz daha "bilgi asla yok edilemez ancak gözlerden gizlenebilir, ta ki biri onu tekrar ortaya çıkarmaya karar verene kadar der". dünya dinlerindeki(evrensel olanlar) temel politika zaten başlı başına yayılmacılıktır. bundan dolayı ebediyen yaşayan herkesi tek vücut yapmaya çalışacaktır. bu aşamada hoşgörü ne kadar korunabilir ? bunu bilmek mümkün değil gibi.
tenekeci tenekeci
dinin kişiyle yaratan arasındaki bir mesele olduğunun farkında ve insanın yer yüzünde allahın halifesi olarak bulunduğunun bilincinde olan inançlı insanların sahip olduğu değer..
yanlış anlaşılmalara sebep olmamak için düzeltme: hoşgörü muhakkak ki insan olduğunu iddia eden her canlının sahip olması gereken bir erdemdir. kişinin hoşgörülü olması için herhangi bir dine mensup olması gerekmez. insanlık gereğidir hoşgörü. şunlar hoşgörülüdür, bunlar değildir diye herhangi bir sınıflama yapmak değil yukarıdaki tanımın amacı. müslüman olduğunu söyleyip hoşgörünün 'h'sinden habersiz olan kişileredir atfım. islamı hakkıyla algılamış olan bir kişinin hoşgörünün ne olduğunu da bilmesi ve uygulaması icap eder.
fempusay fempusay
platon amca'nın şu özlü ve dahi sözlü yaklaşımı bilmem ne derece görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, hissetmeyen kalplere deva olur?
işte buyrun hep beraber okuyalım:

"kendisine sevgi ile ilgili ne tavsiye buyurduğu sorulduğunda, platon şöyle demiş:
-kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi 'sevilmeye' bırakmaktır. önemli olan hayatta, 'en çok şey'e sahip olmak değil, 'en az şey'e ihtiyaç duymaktır."

hoşgörmek veya hoşgörülmek mi istiyorsun. o hald eyapman gereken kendin olmaktan başka hiç bir şey değildir. bir kere tam anlamıyla kendini tanımakla işe başlıyacaksın. kendi değerlerini, inançlarını, tutum ve düşüncelerini, hoşlandığın değil ama hoşlanmadığın şeylerin neler olabileceğini kestirmeye çalışacaksın. kolay değildir bilirim. ancak bunun adı hoşgörü.
sonra karşındaki insanı anlamayı ve onu sırf o olduğu için- dikkat edelim sana vereceği için değil, para kırpacağın, sömüreceğin vs. için hiç değil- ve onun sahip oldukları ile kabul etmeye, saygı göstermeye ve nihayet sevebilmeye çalışacaksın.
galliani galliani
oldum olası nefret ettiğim bir söylemdir. bu laf bizim memlekette müslümanlar için söyleniyor, bu nasıl bir devlettir ki, halkının ezici çoğunluğu müslüman, fakat bu müslümanlar kendi ülkelerinde "hoşgörülüyor". sanki dersin çin'deki müslümanlardan bahsediliyor.

yaptığın doğru değil, bana zarar veriyorsun, ama belli kriterler içinde seni hoşgörürüm demektir bunun anlamı. hoşgörüldükleri için de ne verilirse onunla yetinmek zorundadırlar. çünkü asli unsur değildirler, azınlıktırlar, horgörülüyorken hoşgörülen mertebesine terfi etmişlerdir, hepsi bu kadar. ben hoşgörüldüğüm ortamda durmam çeker giderim, zira orada yabancıyımdır. lütfen kimse beni benim vatanımda hoşgörmesin. ben vatandaşlık bağıyla bu vatanın bir bireyiyim, kanunlar ne ise objektif olarak uygulansın, kimsenin hoşgörüsüne ihtiyacım olmadığı gibi kimsenin de benim hoşgörüme ihtiyacı yok.
sakıncalı piyade sakıncalı piyade
enteresan bir tabirdir. kimi, ne hakla hoş görmekteyiz? biz çok ulvi insanlarız da ve bir insanı inancından dolayı hoş görme hakkımız mı var? altına pisleyen 5 aylık bebeği hoşgörürüz, çünkü cahilliğinden, acizliğinden, çocukluğundan altına pisliyordur. ancak inancı yüzünden bir kişiyi hoşgördüğümüzü söyleyip kendimizi yüceler yücesi ilan edemeyiz. inanç öyle bir boyuttur ki kişiyi inancından dolayı "hoşgörmek" veya "hoşgörmemek" diye bir seçenek bile yoktur (ideal olarak olmamalıdır).
1 /