dini hoşgörü

2 /
scrappy scrappy
yok öyle bir şey.

ilahi dinlerin tamamının temelinde öğretilerini yayma endişesi vardır. kendisinde bir önceki ya da sonraki dini kötüleme, o dine inananları keferelikle yaftalama hastalığı vardır.

hoşgörü? dinde değil insandadır.
jouissance jouissance
bahsedilmesi gereken şey dinin özünde varsayılan hoşgörü ya da sağduyu gibi soyut değerlerin varsayılması değil, zaman içerisinde dinin diğer güçler karşısında giriştiği savaşı kaybederek geriye çekilmesi, güç kaybettiği için de şiddet uygulamasının imkansızlığının bilincine vararak hoşgörü, sağduyu, saygı vb. gibi yeraltı yollarından geçerek tekrardan güç kazanmaya çalışmasıdır. yani, din- diğer egemen güçler gibi- özünde hoşgörü barındırmamaktaydı, ta ki güçten düşene değin, şimddilerde ise oynayabileceği tek kozunun inançsızlara da zarar vermeyeceğini -sanki bunu yapabilirmiş gibi- teminatından ibaret olduğunun fakından, üstelik bir sakatın ya da bir yaşlının güleryüzlülüğüne sahip oluyor giderek. ölmek istemiyor çünkü. ama güçten düşmüş bir varlık ölmeye mahkumdur ve oynadığı tüm ikiyüzlü oyunlar bile onu kurtarmaya yetmeyecektir.
amfiyoksus amfiyoksus
dinlerde hem dine mensup olan kişilerin hem de mensup olmayan kişilere yönelik bulunan kanundur ve açıkça her dinde görülmektedir.ancak olaylar yine yanlış anlatılıp,yorumlanıp ya da kulaktan dolma bilgilerle ortaya konmaktadır öncelikle islamı savunduğunu söyleyen her örgütün ya da insanın yaptıklarının faturası islama kesilemez çünkü bu o kişilerin dini yanlış uygulamasından kaynaklanabilir islama bir eleştiri yapılacak olursa özellikle peygamber ve 4 halife dönemi üzerinden yapılmalıdır zira bundan sonra bozulmalar başlamıştır ve o dönemlere de bakacak olursak hiç kimse sen inanmıyorsun diye katledilmemeiştir bir insan öldürülüyorsa hem inanmayıp hem de islama engel olmaya islamı yok etmeye çalışmıştır en basitinden yapılan savaşlara bakacak olursak peygamber ve halifeler döneminde öncelikle mektuplarla islama davet edilmiştir insanların bir kısmı kabul etmiş bir kısmı da reddetmiştir ve bu reddeden kesimin islama engel olan ya da saldıranlarıyla sadece savaşılabilmiştir.-bizans ve kisra mesela elçileri öldürmeşlerdir ve ordu ile saldırıya hazırlanmıştır ancak habeşistan da müslüman olmamış ve hiç bir zararlı faaliyette bulunmamıştır ve habeşistanla yapılan bir savaş yoktur-
ustadinsamy ustadinsamy
kökten dinci, dünyaya at gözlüğüyle bakan, sırf kendi bildiğinin ve yaşayışının salt doğru olduğunu sanan, tek tip insan toplumu peşinde koşan, tüm din ve toplumların mensupları bulundukları yerleri diğerlerine yaşanmaz kılar. bu yaşanmazlık diğerlerinin olduğu kadar kendi düşünce, sanat, spor, bilim etkinliklerinide boyunduruk altına alır. yaşam standartları düşüktür ve mutluluk engellenir. hoşgörülüyüzdür dedikleri ancak ve ancak kendi tahammülleri içinde oturan, kalkan, yiyen, düşünen ve konuşanlar içinde geçerlidir. kendi aralarında en üstün, mutlu ve örnek insan sıfatlarıyla derin bir ilüzyon içinde birbirlerini paylarken dışarıdan bakan bir insan için bu durum hiçte öyle görünmez. yaşayışlarıyla örnek olamazlar ve bildiklerini empoze etmeyi seçmek zorunda kalırlar. hoşgörünün manası din tüccarları tarafından içi boşaltılmış bir kelime halini almıştır. tahammüllerinin dışına çıkan ve karşı koyanlara hiç bir din öğretisi geçerli olmak zorunda değildir. şeytana yıllarca kendi çevreleri içinde "yüzeyde" karşı koyabilirken, bilinç altında biriktirdikleri şeytani fiileri diğerleriyle etkileşime geçtiklerinde kusabilmeleri mübahtır. arkalarından dedikodu yapabilirler, küfür edebilirler, mallarına göz dikebilirler, destek olmazlar, köstek olurlar, yaralayabilirler, öldürebilirler. temelde sorun cehalet, dar dünya görüşünün yarattığı hoşgörüsüzlüktür.

örnek vermek gerekirse, orta çağ hristiyan avrupasında mezhepler arasında yaşanan savaşların bu toplumları nasıl karanlıkta bıraktığı düşünülürse. bugün ırak, suriye, lübnan, afganistan, libya, mısır, hatta türkiye'de süren müslüman mezhepleri arası çatışmalar müslüman medeniyetinin aslında ne denli bir durum içinde olduğunu anlatmada yardımcı olmalıdır.

halbuki istanbul'daki bir müslüman bilse ve kabul etse ki ibadeti, felsefesi, yaşayış tarzı, temizlik anlayışı hint, sri lankalı, endonezyalı, iranlı, katarlı, özbek müslümandan farklı o zaman bu denli aşırı olamazdı. temel sorun neymiş? cehalet, dar dünya görüşü.

not: ben de müslümanım.
ultrasonick ultrasonick
şudur,

istesem seni böcek gibi ezerim ama sen dua et ki, dinimiz hoşgörü dinidir...

kendinden farklı olana her zaman aba altından zopa göstermedir. ama korkma dövmeyeceğim seni, demektir.

bir örnek vereceğim...

iş icabı gece geç saatlere ve hatta sabahaın ilk ışıklarına kadar ayakta kalıyoruz. ramazan nedeniyle sahur faliyetleri iş arkadaşları ile topluca keyifli bir ortamda yapılır. herkes evinde, elinde ne varsa getirmiştir ve topluca sahur yapılır.

aramızda oruç tutmayan ve hatta kafir olan bir bayan arkadaş böyle sahur ortamında gayet kendinden emin ve özgüvenli olarak;

- ay siz bana bakmayın benim oruçla niyetle aram zaten yok! dedi...

şimdi ortamda osmanlıcılar, gazi paşa düşmanları, türbanlılar, perukalılar, badem bıyıklılar, şakirt abilere ve kendi halinde rakımı da içerim, ibadetimi de yaparımcı laikçiler bulunuyor. biz de genel eğitim seviyesi türkiye şartlarına göre üst düzey bir ortamda olduğumuz için sahur yemeklerinde memleket meselelerini konuşuyoruz genelde.

kafere bayan arkadaş bu sahur ortamında "benim oruçla zaten işim yok" deyince ortamda bir anlık buzhane havası esti. bu buzhane havası nerden esti tahmin edin bakalım? hoşgörülü arkadaşlardan esti... ama hoşgördüler hakkaten de.. benim dinim bana senin cehennemdeki yerin de sana, olarak bayana yaklaştılar.

derken ben söz aldım..

şimdi mevzuyu geri saralım. 90 sene evveline gidelim. 1922'de osmanlı 1683'den beri devam eden toprak kaybetmeye devam etmiş. cumhuriyeti kuracak lider de çıkartamamışız. bugünkü sınırlarımızdan daha farklı ve muhtemelen iç anadoluya sıkışmış bir osmanlı devleti, diğer yörelerde özerk ve özel statülü devletlerin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.

osmanlı ve kurumları aynen devam ettiği için islamın yeryüzündeki idaresi de sözkonusu olacak doğal olarak. ve biz yine o akşam sahur yapıyor olacağız.

işte o zaman bu kefere bayan arkadaşımız sahurun ortasında çıkıp özgüvenli olarak; " benim zaten oruçla işim olmaz siz keyfinize bakın" diyebilecek miydi?

diyemeyecekti.. çünkü bugün başörtüsü için zulme maruz kalıyoruz diyenler şartlar tam tersi olarak gelişseydi oruçla işi olmayana zerre kadar tahammül etmeyeceklerdi. çünkü müslümana her zaman saygı duyulması gerekir. çünkü müslüman en zor işi yapmaktadır oruç tutmakla... her kul ona saygılı olmalı!

bugün şunu iddia ederim ki; kafelerde güneş gözlükleri ile tarz yapmış halde oturup soğuk içeceğini yudumlayan türbanlı hatunlara sorsak, atatürk'ün kurduğu türkiye cumhuriyetinde mi yoksa osmanlı devletinde mi müslüman olmak isterdin? hemen osmanlı diyecektir... ama kendisi de içten içe bilir ki, cumhuriyet türkiyesinde doğup büyüdüğü ve başörtüsü nedeniyle zulüm gördüğü için kendisini şanslı bulacaktır.

e tabi samimi olmak lazım..

softa şakirte soruyorum... türkiyede değil de venezuella da doğmuş büyümüş olsaydın yine müslüman olur muydun? şaşmaz cevap; evet hemmen müslüman olurdum! oluyor...

o yüzden samimiyet şart.. geniş düşünmek şart.

e tabi şimdi bizim kalbimiz taşlaşmış, gözümüz perdelenmiş olduğu için velev ki bir de illa helale haram karıştırdığımız için rakılı sofralarda kurulan cumhuriyeti savunduğumuz söz konusu olacak.

ama ben yine de iddia ediyorum... en molla gürani şakirt bile iranda olmadığına, çöllerde ibadet etmediğine, münafık rakıcı bir liderin kurduğu ülkede islam için mücadele ettiğine yatıp kalkıp dua ediyor.
gayfe gayfe
hoşgör sen affet gitsin aldırma
büyüklük sende kalsın unutma
sen sarıl o sana sarılmazsa
sen unut unutmazsa

ajda celalettin pekkan
terlikli izban kekosu terlikli izban kekosu
dini hoşgörü diye birsey yoktur. sadece yaşanılan bölgede demografik üstünlüğü olmayan din var.

bu konu her dinde, her inanç türünde böyledir. suriye'de, ırak'ta islamın çoğunlukta olduğu bölgelerde islam'ın kurallarına göre kendi dininizi yaşamak zorunda kalırsınız. avrupa'da hristiyanların yoğun olduğu bölgelerde hristiyanların kurallarıyla, budizmin yaygın olduğu topraklarda budizmin izin verdiği ölçüde. çünkü dinlerde esas olan yaratıcılar ve yaratıcılarla insanların arasında bağ olan ibadetler ve anlaşmalar vardır. dolayısıyla her tanrı kendini gerçek olan olarak ifade eder. digerlerini tanımaz. diğerlerine alan açtığı anda kendi varlığının tehlikeye gireceğini bilir. ve talimatları da bu yöndedir. yani yayılın ama nasıl olursa olsun yayılın gibi. mesela hindistan'da yaşarsanız kurban bayramında inek kesmeniz, sizin topluca cezalandırılmanıza sebep olurken, ortadoğuda hintli komşunuzun gözüne soka soka o ineği keser, kurbandan da komşunuza pay götürürsünüz. ek olarak avrupa'da komşunuz akşam size marketten aldığı domuz etiyle yaptığı barbeküden ikram ederken sesinizi çıkarmaz nazikçe teklifi geri çevirirsiniz ama islam coğrafyasında domuz eti satıyorsanız markette, muhtemelen bunu farkeden radikal müslümanlarca dükkanınızda ya şiddete uğrar ya da devlet yetkililerince dükkanınız mühürlenir. bir kesime satış yapıyorum deseniz de, cezadan kurtulamazsınız. hoşgörüyü iliklerinize kadar yaşarsınız.

bu şartlar altında, ben hoşgorü dinindenim diyen, aslında yaratıcısının kurallarına aykırı olmamakla beraber, zafere giden yolda süreyi uzatarak yol alıyordur. yani bulunduğu bölgede çoğalmaya çalışıyordur. tarihteki ilk inançtan günümüzde yaşanılan inançlara bu serüven hep böyle devam etmiştir. ve sayıları az iken hoşgörülü olanlar, sayılar artmaya başlayınca şiddete başvurmuştur. nazi almanya'sında katledilen yahudiler, israil devletini kurunca benzerini özellikle filistinli halkına, genelde bölgedeki bütün farklı dinlere mensup kisilere uygulamaktan çekinmemekte.

benzerini dünya'nın her bölgesinde görebilirsiniz. eski yunan'da zeus ve diğer tanrıların sözüm ona talepleri için milyonlarca insan ölmüştü. zeus da bugünün dünyasındaki dinlerle aynı şeyleri istiyordu. yani yayılmak. insanlara zaferden sonra sunulan vaadler, ister bu dünyada ister diğerinde, hep cezbetmiştir. belki günümüz dünyasında pek mantıklı bulunmasa da, o günün dünyasında, seks toprak su şarap vs insanlar için çok şey ifade ediyordu. tabiki ne kadar insan dinini değistirirse, dinler o kadar hızlı yayılmaya devam ediyordu. bazen zorla bazen yine zorla.

mantıksal olarak insanoğlunun psikolojik tercihlerine bakılınca, normal düzeyde ritüelleri olan bir dine hayatı boyunca bağlılık zaten mantıklı değilken, hele de ibadetleri hayattan çalıyorsa, tek yol vardır. yani zorla. bunu her dönemde yaşamış insanlar biliyordu ve bilmeye devam ediyorlar. dolayısıyla dinlerin savaşlar dışında kitleler halinde yayılmadığını herkesin biliyor olasını kimse yadırgamadı, yadırgamayacaktır da.

evet birşeyi de es geçmeyelim. hoşgörü dini diye birsey biraz da olsa yok mudur var? vardır. bu hoşgörünün tek sebebi, katı laik kurallar tir. yani dini seviyeyi diğer kişinin özgürlüğü ve yaşamına engel olacak seviyeye getirmenin önündeki engel katı laikliktir. eğer laik bir ülkede değilseniz başkıyı iliklerinize kadar hissedersiniz. size hoşgörü diye anlatılan herşeyin aslında gücü elinde bulunduramanın ezikliği olduğunu anlarsınız.

sonuç olarak, dinde hoşgörü = laiklik. biraz ödün verince aslında herşeyin andersen den masallar olduğunu hissedersiniz. ama bazı seyler elden gidince getirmesi zor olur.
2 /