diş fırçalamak

1 /
uykusuz damacana uykusuz damacana
kimi zaman insanı çok zor durumda bırakan eylem. mesela evinde diş fırçalıyorsundur bir öğleden sonra yorucu sınav dönemi bitmiş ve uzunca uyumaya başlamışsındır, altında boxerın üstüne pijamadan kırma bi penye vardır. kapıdan anahtar sesi gelir ve arkadaşının geldiğini anlarsın. orası evindir pek çok şeyi yapmakta özgürsündür, boxerınla çıkarsın ağzında fırça hala dişlerini temizlemektedir, arkadaşın salonda iki kız arkadaşıyla oturmaktadır ve sen öylece buluverirsin kendini karşılarında. kızların biri çakma sarışın biri kumral ve hoş hatunlardır, sınıf arkadaşları olan adamla yani senin ev arkadaşın olacak insanla sohbete gelmişlerdir(!). utanırsın ilkin ve konuşursun ağzında fırça varken;

sen: khusmnura bahkhşmkglhmayhın hhoşgheldgnz (kusura bakmayın hoşgeldiniz)

kızlar bir ağızdan: ne?

ev arkadaşın: kumralı beğenmiş ama sarışında fena sayılmazmış

sen: (fırçayı çıkarıp, köpüklü köpüklü) ghöth!
elladan tinuviel elladan tinuviel
ilkokul ikiye gidiyorum. diş sağlığı ile ilgili konferans vermeye okulumuza geldiler. hayatımın ilk konferansı olduğundan ötürü heyecanlıyım. o zamanlar acayip özendiğim birkaç modern insan diş sağlığı ve diş fırçalamanın önemi ile ilgili bizleri bilgilendiriyorlar. konferansın sonunda hepimize 30 kareye bölünmüş sarı, şirin bir kağıt veriliyor. karelerin her birinde gülümseyen bir ay dede ve güneş var. sunucu giderken, her gün sabah akşam dişlerimizi fırçalamamızı ve her fırçaladığımızda akşamsa ay dedenin, gündüzse güneşin içini boyamamızı istiyor. eğer 1 ay boyunca her gün aralıksız bunu yaparsak, bizlere süpriz bir hediyeleri olduğunuda ekliyor.

80'li yılların salak çocuklarından biriyim. süprizlere bayılırım. her gün sabah akşam dişlerimi fırçalıyorum. annemse elinde fırça peşimden koşturmaktan yırttığı için minnettar. salaklığımı avantaja çevirmiyor. ileride kaybolacak tuttuğunu koparan özelliğimin ilk meyvesini alıyorum. tam 1 ay boyunca hiç aksatmadan sabah ve akşam dişlerimi fırçalayıp ay dedelerin, güneşlerin içini boyuyorum. kağıtta yazılan adrese yolluyorum. pk-255 şişli/istanbul yazan şu klasik adreslerden.

aylarca beklediğimi anımsıyorum. günde 2 kere dişimi fırçalamaya devam ediyorum. allah babanın olaya müdahale etmemesi için iyi niyetimi göstermem şart. günde birkaç kere posta kutusuna gidip bakıyorum. hakikaten süpriz bir hediyenin geleceğine olan inancım tam.

ve tabi aradan 20 sene geçiyor (mecazen tabi, 19 olur, 21 olur). hala o postayı bekliyorum. işin iyi yanı hala günde 2 kere aksatmadan dişlerimi fırçalıyorum. şimdi şimdi düşünüyorum da, ulan harbi ne salakmışım birader. nasıl ay dedeleri, güneşleri bir kerede doldurup postalamak aklıma gelmemiş hayret ediyorum. yıllardır kesin postacı düşürdü benim mektubu pis postacı diye kendimi avutuyorum. o modern insanların hata yapma lüksü yok çünkü.

işin tuhafı aradan geçen yıllar benim küçükken salak olduğumu kanıtlasa da hala salak olduğum gerçeğini bir türlü kabul ettirememesi. sanıyorumki herkes benim gibi günde iki kere dişlerini fırçalıyor, üniversitede kızlar teklif ediyor filan. ne ütopik bir dünyada yaşıyormuşum allam yareppim.

üniversiteye gidince anladımki türk insanının diş fırçalamakla ilgili problemleri var. dişini en son ne zaman fırçaladığını hatırlayamayanlar, bir elin parmakları kadar bile dişini fırçalamamış olanlar. hatta her fırsatta dişini fırçalayan bendenizle dalga geçen bile var. oluşumumu tamamladığımı hissediyorum.
photographer photographer
işlemin sonunda dudaklarınızı da fırçalarsanız (hayır, şaka yapmıyorum) mis gibi pürüzsüz dudaklara sahip olmanızı sağlayacak eylem. özellikle de kışın daha çok işe yarar, kurumuş/çatlamış (öğk!) dudakların çaresidir.
1 /