divan edebiyatı

1 /
sizofrenkedi sizofrenkedi
lisede işkence gibi gelen, batılılaşma adına üstünü örttüğümüz muhteşem sanat.
eğer lise stresinden kurtulup okunursa, içindeki farsça sözcüklerin ne kadar olsa olmaz konumda olduğu fark edilir
kurufasulyepilav kurufasulyepilav
kesinlikle zeka ürünü olduğunu düşündüğüm edebiyattır.aynı vezinle on binlerce beyit yazabilmenin başka bir açıklaması olabileceğini sanmıyorum.ne kadar kalıplaşmış ifadeler (bkz: mazmun)kullanılsa da beyitler açıklandıkça, edebi sanatlar öğrenilmeye başlandıkça ayrı bir güzellik çıkar karşınıza.sınavda yamulup kalırsınız o ayrı.
void void
osmanlı sarayından otlanan besili şairlerin kitlesel şekilde kabız olmalarının yarattığı edebi bir akımdır. kabız hacette ıkınır ya, sanırsınız ki göktaşı sıçacak.
whentheclockstrikesmidniteimontheprowloflove whentheclockstrikesmidniteimontheprowloflove
osmanlı'daki sınıf ayrımını gösteren edebiyat türüdür. türk edebiyatı'ndan çok, pers ya da arap edebiyatıyla ilintili olması daha büyük olasılıktır. osmanlı döneminde pek de fazla sallanmayan anadolu türkleri (devlette adam gibi pozisyonlara onların yerine devşirmelerin getirilmesi, güçlenir de isyan çıkarırlar diye adam gibi hizmet götürülmemesi, vs.) bu dönemde sözlü sanat türlerini sürdürmüştür.
jemand jemand
tevfik fikret ile bir atışma neticesinde yazdığı şiirinde şöyle buyurmuş mehmet akif;

eski divanlarınız dopdolu oğlanla şarab,

biradan, fahişeden başka nedir şi’r-i şebab?
şerbet şerbet
iran şiir geleneğinin bir devamı olmasının yanında genellikle yazılan gazellerin üstüne zeyiller yazılarak aynı eseri en güzel ben yazdım dediklerini düşündürür bu akım. tekke edebiyatı olarak bilinen halk edebiyatı kadar anlaşılır olmamasına karşın sanat için sanat yapma düşüncesi üzerine kurulmuştur. aslında islam öncesi türk edebiyatını ayırırsak tanzimat ile başlayan türk edebiyatı da bir kopya edebiyat değil midir? roman- tiyatro, makale tarzı bütün yazın türlerinin batıdan bize geçtiği düşünülürse iran edebiyatını kopyalayan zihniyetin batı edebiyatını kopyaladığı düşünülemez mi? aşk-ı memnu'nun , zor zamanlar, madam bovary anna karenina'nın benzeri olduğundan yola çıkarsak klasik türk edebiyatını eleşetirmenin ağır olduğunu düşünmemiz gerekir. kendini bulmaya çalışan bir edebiyat olan türk edebiyatı, toplumun kendine güvendiği ve kendini ezik hissetmekten vazgeçtiği zaman kendine has eserler verecektir.
odunadam odunadam
imparatorluk şiiri olduğu söylenebilir. fatih'in istanbul'u fethinden sonra devlet kültürel anlamda da yükselişe geçmiş ve bu arada çevresindeki edebi cereyanlara cevap vermeye başlamıştır. o zamanda edebiyatın zirvesi kabul edilen noktada fars şiiri vardır ve tabii doğal olarak muhattap olarak fars şiiri alınır.

arap şiirini "kaside"yle özdeşleştirirsek, fars şiiri kasidenin bir bölümünden ibaret olan "gazel" olarak tanımlanabilir. divan edebiyatının da bir anlamda gazel edebiyatı olduğu söylenebilir. bu yüzden arap şiirinden çok fars şiirinden etkilenilmiştir. ancak divan şiiri salt taklit olmaktan çok öte bir mahiyete sahiptir.

eğer edebiyat dünyamızı bir inşaat alanı olarak düşünürsek, divan edebiyatı bu alanda malzemesi dışarıdan alınan fakat işçiliği herşeyiyle bize ait olan bir şaheserdir. her taşı kendi kültürel motiflerimizle incelikle işlendiği için onu artık fars şiirine benzetmek, onlardan alındığını söylemek yada taklit olduğunu iddia etmek haksızlık olacaktır. özellikle bu alanda adı anılması gereken çok önemli ustalar vardır ki, necati bey ve ahmet paşa gibi isimlerle ilk kez (atasözleri ve deyimlerin kullanılması, sade akıcı söyleyişlerin benimsenmesi, daha da önemlisi "türkçe hayallerin" kullanılmasıyla) türk hüvviyetine bürünmeye başlayan bu şiir daha sonra sultan'uş-şuara diye anılan tertemiz bir istanbul türkçesi'yle şiir söyleyen bâki gibi bir şairi ve hangi üslupla hangi alanda, hatta hangi yüzyılda şiir söyler/yazarsa yazsın adı herkes tarafından saygıyla anılan fuzuli'yi yetiştirmiştir.

divan şiiri halka inmeyi, herkese hitap etmeyi esas alan bir şiir değildir. şekil itibariyle çok sıkı kalıplara bağlı olmakla beraber, bu sıkı kalıplar içinde az kelimeyle mümkün olduğunca çok şey ifade etmeyi amaçlar. bu sebeple anlaşılması sahip olunan bilgi birikimine bağlıdır. okunması ve söylenmesi (şiir yazılmaz söylenir) belli bir eğitim düzeyi gerektirdiği için divan şairleriyle halk arasında bariz bir fark görülür. üstelik şairlerin hep devlet kademelerine getirilmesinin sebebi de aslında budur (şiir söylemek ilmin ve zekanın göstergesidir ve en iyi şiir söyleyen en iyi göreve getirilir) fakat aradaki bu fark şairlerin (yani devlet adamlarının) halktan kopuk olduğunu göstermez. kendi kalıpları içerisinde sosyal hayatın her rengi divan şiirinde yerini bulabilir.

divan şiirini doğru anlamak için doğru kaynakları kullanmak gerekir. bu noktada adı mutlaka anılması gereken birkaç kişi vardır: köprülüzade mehmed fuat, ali nihat tarlan, haluk ipekten, mustafa isen gibi isimler temel kabul edilebilecek en önemli araştırma kaynaklarının sahibidirler. bu isimlerle birlikte anılması gereken yada bunlardan sonra gelen fakat divan edebiyatı açısından önemi yadsınamayacak birçok kişi daha saymak elbette ki mümkündür fakat bu alana henüz amatörce ilgi duyanlar için ilk tavsiye edilecek isim hiç şüphesiz iskender palaolacaktır.

yine de bu haliyle liste tamam olmaz; son bir ismi daha mutlaka eklemek gereklidir: ömür ceylan...
aulukrene aulukrene
şu anki ingilizce özentilerinin dedelerinin yaptığı bir tarz , her ne kadar türkçe dense de türkçe değildir, bir dilin dil olabilmesi için dil bilimsel kuralları vardır , bu kural dilin esas öğesidir, ama divan edebiyatında arap ve fras dil bilgisi kullanılmıştır. morfolojik olarak türkçe kabul edilemez.
çeviri dersinde şiir çevirisi vardı , bir örnek de divan edebiyatındandı , türkçesini bi bok anlamayıp ingilizcesinden anlamıştık.
akmai akmai
iskender pala'nın bir kitabının adıdır. kitap divan edebiyatının kaynaklarından, şekil bilgisinden, tür bilgisinden ve edebi sanatlardan bahseder. divan edebiyatına ilgi duyan fakat nereden başlayacağını bilemeyenler için uygun bir kitaptır.
theladyofshalott theladyofshalott
mazmunculuğundan,süslü ifadelerinden dolayı bir dönem edebiyatçıları tarafından eleştirilmiş edebiyat geleneğidir.
lakin zekice düşünülmüş kelime oyunlarıyla olsun, kulak okşayıcılığıyla olsun değerini her daim korumuştur.
camel camel
"uzanıp yatıvermiş sereserpe
entarisi sıyrılmış hafiften
kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor
bir eliyle de göğsünü tutmuş
içinde kötülüğü yok, biliyorum
yok, benim de yok ama
olmaz ki
böyle de yatılmaz ki!"

orhan veli
z3yn3p z3yn3p
üç büyük ve köklü medeniyet kurucu tolumun (türk, fars, arap) binlerce yıllık bilgi, külütr ve düşünce birikimini ve üç büyük dilin ortak kelime, terkip ve kavram hazinesini kullanarak milyonlarca kimlometrelik bir coğrafi alanda asırlar süren güçlü bir sosyal pratiğin canlı ve renkli kazanımlarını gelişmiş bir estetik sistem içinde yansıtan edebiyattır.

(bkz: klasik türk edebiyatı)
saki saki
kot kafalar pek anlamaz. belli kalıplara sığıdırılmış olduğu doğrudur ama o kalıplar içerisinde gayet zengin bir edebiyat yaratılmıştır. bu edebiyat türü hakkında belki en ileri ve yerinde tespit ahmet hamdi tanpınar tarafından yapılmıştır. ki böyle bir tespitte bulunmak için ahmet hamdi tanpınar gibi zengin bir edebiyat diline ve yeteneği sahip olmak lazımdır. liseden yeni çıkmış şarkı sözlerini şiir, replikleri roman zanneden bir iki zibidinin söyleyip "ne laf ettim be gene ortalığın a. kodum" diyerek kasılmasını sağlayacak bi tür de değğildir.

tanpınar dan alıntı: eski alemimiz dardı küçük ve cahil kaldığı noktaları çoktu, fakat tamdı, yekpare idi ve her köşesini kendimiz tanzim etmiş ve onu tanzim ederken manevi benliğimizi vücuda getirmiştik. şüphesiz onu yaparken etraftan bir çok şey almıştık. fakat bu alış bütün bir tarihin devamınca olmuştu ve alırken biz de teşekkül etmiştik. bir şiir dili vücuda getirmiştik ki, istinat ettiği unsurlar itibariyle çok zengindi. kadim ve efsanevi asya, tarihiyle itikatleriyle, etnik hususiyetleri, adetleri, örfleri ile ,peyzajı ile masaallarıyla ve her dokunduğu şeye bir masal ve hulya çeşnisi sindiren bir türlü hususiyetiyle, bu dili telki ve tedai hazinesi gibi besliyordu......

kime aşıksanız ki edebiyat hakkında değerlendirme yapmaya cüret etmişseniz ilginiz olmalı, onlarda sizin divan edebiyetınıza aşık. mesela bugün batı edebiyatının en büyük isimlerinden goethe o da bu edebiyata aşık. (bkz: doğu batı divanı)

örnek;
önün ardın gözet, fikr-i dakik et, onda bir söyle
öğütme ağzına her ne gelirse asiyab-asa

osman nevres

açıklama; ön ve ard sözcükleri değğirmenlerde tahılın konulup un olarak döküldüğü hazne borusunun giriş ve çıkışına denir. bu borunun adı "göz , göze veya gözet'tir. değirmen taşının bulunduğu eksen (kutup) mahallinden geçirilen gözetin olduğu yere "ağız" denilir. ard kelimesini fars dilinde ki anlamı "arpa" demektir. o da değirmene yaraşır.
dakik "un" demektir.... onda kelimesindeki on hecesi osmanlı alfabesi ile yazıldığında "un" da okunabilir.on da bir değirmencinin narha bağlanmış öğütme hakkıdır. değirmenciler her öğüttükleri hububatın onda biri kadar bir ücret alırlar ve buna gelir derlermiş. değirmenler belli günlerde buğday belli günlerde diğer hububat ve ayda bir de mazı öğüttükleri için "ağzına ne gelirse öğütmezler" gelen çuvalları sıraya koyar nöbetleşe iş görürlermiş. çuvalları sıraya dizip işaret koyarak evine dönen kişiler, kendi çuvallarının bulunduğu yerin önünde ki ve ardında ki çuvalların işaretini alır (önünü ardını gözetir) ve ona göre herhangi bir karışıklık anında haklarını aralarmış.

(bkz: iskender pala)
(bkz: ah mine l aşk)

bu edebiyat türü kalıplara sığdırılmıştı. (tanpınar'ın dediği gibi) o kalıplardaki beyitlerde o kadar çok yönlü kelimeler kullandılar ve bunları ustaca harmanladılar ki bir değil belki onlarca şey anlattılar. bu beyitlerin kimi ayetlere kimi mitolojiye kimi halk deyimlerine kimi de güncel olaylara dayanak(taşlama ve eleştiri amaçlı) yazılmıştı. bugün oturup kıçının üstünde iki sikindirik cnbc-e dizisi izledikten sonra kendini entel zannedip. (ki benim tabirimle enteldirler) yarım tarzan türkçesiyle kırık ingiliz aksanıyla "divan edebiyatı şu kadarcıktı. hebele hübele.. kimse konuşmasın. bilmiyorsan konuşma. kimse kınamaz.

bunun yanısıra her devrin ihtiyaçları farklıdır. her devrin farklı dinamikleri vardır ve ona göre devir değiştikçe edebiyatta gelişir ki değişime en çok katkıda bulunan edebiyattır. bugün farklı bir gerçeklikte, farklı bir edbiyat düzeninde bulunan bizler dönüp arkaya ne gereksiz şeyler onlar diyemeyiz. (ki bize de faydalı yönleri çoktur. anlayabilirsen tabi.varsa kapasite)

özellikle buhran yıllarından sonra ki 200 yıl öncesine dayanır. hep batıya ayak uydurmaya çalıştık ve geçmişimizi birikimimizi reddetmek yolunu seçtik. cemil meriç'in dediği gibi " zavallı türk aydını... batılı dostları alınmasınlar diye hazineleri gizlemeye çalışır. sonra unutur hazineleri olduğunu. düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. dev, papağanlarşır." 200 yıl önce (şeyh galib den sonra) kimliksiz bir edebiyat gelişti. divan edebiyatı belki dardı ama bizimdi.
1 /