doğa

1 /
böcek böcek
elindekinin değerini kaybetmeden anlamayan insanoğlunun yakın zamanda değerini anlayacağı miras. ''hazıra dağ mı dayanır'' misali doğayı afedersiniz ama tam olarak eşşekçe harap eden, kaynaklarını eşşekçe kullanan, havasını kirleten biz insanlara fazla gelen bir mirastır. bi önceki nesilden tahrip edilmiş olarak alıp bi sonraki nesle daha çok tahrip ederek bıraktığımız şeydir. böyle devam edersek yakın zamanda yüzümüze bile bakmayacak olandır. bakmasındır. bize müstehaktır. babamızın malı sanki.*
selpakmendil selpakmendil
julio cortazar'ın lucas diye biri adlı kitabının "lucas, ekolojik düşünceleri" bölümünden bir alıntı:

"bu çılgın ve turistik bir biçimde doğaya dönüş döneminde, rousseau'nun iyi vahşiye baktığı gibi, vatandaşların da kır yaşamına baktıkları bu dönemde her zamankinden daha çok şu kişilerin yanında yer alıyorum: (a) max jacob; bir hafta sonunu geçirmek üzere kıra çağırılan max jacob yarı şaşkın, yarı kızgın şöyle yanıt vermiş: 'kır mı? hani şu tavukların çiğ dolaştıkları yer mi?'; (b) doktor johnson; kendisi greenwich parkında yaptığı bir gezintinin ortasında şiddetle fleet street'i yeğlediğini dile getirmiş; (c) baudelaire; çünkü baudelaire yapaya duyduğu aşkı cennet kavramına bile uygulamış."
bulentilgaz bulentilgaz
geçmişte organik bir bütünlüğü ifade eden 'doğa' sözcüğü bugün merkezinde insanın yer aldığı, her şeyin insan için olduğu bir yaşam alanını ifade eden çevre sözcüğüne indirgenmiştir. şimdi çevre dediğimiz şeye ise, yakın bir gelecekte çöplük demek zorunda kalabiliriz. ve bu süreç tersine ya da başka bir yöne çevrilmezse, doğa tarihinde mezarını kendi eliyle kazan ve bunu tam bir inanmışlık ve kendine güven ile yapan yegâne canlı türü belki de insan olacak...
lijepa djevojkaa lijepa djevojkaa
insanoğlu doğanın bir parçası şüphesiz. ve ancak doğayla birlikte varolabilir. doğa yok olursa insan da yok olur.

geçtiğimiz günlerde, bir haber yansıdı gazete sayfalarına. konu şu küresel ısınmayla ilgili :

"uluslararası bir protokol olan kyoto antlaşması yürürlüğe girmeden geçersizleşti. haberin ayrıntılarından öğrendiğimiz: 2001 yılında abd'nin çekilmesinden sonra, geçen kasım ayında da rusya
antlaşmayı desteklemekten vazgeçti. bu antlaşma küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının üretimine
kısıtlama getirilmesiyle ilgiliydi. rusya "ekonomik gelişmesini engellediği" gerekçesiyle antlaşmadan
ayrıldığını açıkladı. böylelikle dünya nüfusunun % 10'u bile olmamalarına karşın sera gazlarının %55'in üretiminden sorumlu iki devlet, ekolojik yıkımı engelsizce sürdürecekler. bundan 250 milyon yıl önce hava sıcaklığındaki %6'lık artış, canlı türlerinin % 95'inin yok olmasıyla sonuçlandı. günümüz dünyasında da sera gazlarının etkisiyle küresel ısınma çoktan başladı. gazların üretimine son verilse bile gezegen sıcaklığı % 1.1 oranında artacak, 2010 yılına kadar bu artış % 5.8 bulacak.

bakın; dünyada ekolojik yıkımın ulaştığı durumla ilgili başka veriler nasıl: küresel ısınmadan dolayı antartika'nın deniz buzullarının yarısı geçtiğimiz 50 yılda eridi, dünyanın en büyük, buz dağı geçtiğimiz aylarda yarıldı. 2003 geçen 1000 yılın en sıcak yılı. akarsular, dereler kuruyor. "dinazorların yok olduğu 65 milyon öncesinden bugüne, yeryüzünde bu büyüklükle bir tür çeşitliliği kaybı yaşanmadı. modern insanın gerçekleştirdiği canlı türü katliamı, yakın jeolojik devirlerde gözlenen tür kayıplarından 400 kat daha hızlı. son 10 yılda yaklaşık 30 bin bitki türü yok oldu. günümüzde her gün üç canlı türünün soyu tükeniyor. 1950 ile 1980 yılları arasındaki otuz yıllık kısa dönemde dünya ormanlarının yüzde 25'i yok edildi. yeryüzündeki yaşamın 500 milyon yıllık tarihinde hiçbir canlı türü biyosferi bu ölçüde tahrip etmedi." bir an kendimizi türünün diğer bütün üyeleri yok edilmiş bir canlının yerine koyalım. kocaman dünyanın içinde yapayalnız. kimsesiz.

yoğun emek sömürüsü, açlık, yoksulluk, haksız savaşlar öylesine gündem olmuş ki, her
geçen an dünyanın sonu biraz daha yaklaşıyor ve biz. bunun farkında değiliz. böyle giderse yakında özgürlük mücadelesi verilecek bir dünya da kalmayacak! bu manzara içinde kyoto anılaşması"nın sonuçlanmaması da şaşırtıcı değil. insan sömürüsü ve doğa sömürüsü kapitalist egemenliğin varlıksal dayanakları. kendi eliyle varlıksal dayanaklarını kaldırmasını beklemek büyük bir hayalperestlik. artı-değer hırsı dünyayı bir uçurumun kenarına itiyor. "
lessisbore lessisbore
bende bağımlılık yaratan şekersiz reçel markası. ahududu, böğürtlen ve vişnelisini yedim. inanılmaz lezzetli. daha üstüne anneannemin reçellerinden bile yiyemiyorum. üstelik içinde şeker dahil hiçbir katkı maddesi yok. biraz reklam gibi oldu ama seviyorum napim. bi de marketlerde kolay kolay bulunmuyor.
1 /