dört nala sevişmek lazım

man man
sonsuzluğu düşünmenin yarattığı his gibi garip bir huzurla tuttu ellerimi o gece. ürkek bir serçenin parmak uçlarında bilinmezliğe doğru yürümesi gibi hassastı o an. diyalektikle çözülemeyen bir sonsuzluk, anlam vermek istemediğimiz... tuttuğum o eller de böyleydi: ürkek ve sonsuz. ama sevimli...

sonra cemal süreya'nın şu şiiri geldi aklıma;

"kırmızı bir kuştur soluğum
kumral göklerinde saçlarının
seni kucağıma alıyorum
tarifsiz uzuyor bacakların
kırmızı bir at oluyor soluğum
yüzünün yanmasından anlıyorum
yoksuluz gecelerimiz çok kısa
dört nala sevişmek lazım."

dalmıştım. şiir durmadan tekrar ediyordu zihnimde "...gecelerimiz çok kısa. dörtnala sevişmemiz lazım." diye kendi kendime düşünürken ona baktım birden. pencereden süzülen ay ışığına kendince bir anlam yüklemeye çalışıyordu. sonra, o soğuk beyaza çalan ışığı, sıcak mavi cümlelerle anlatmaya başladı bana. işte o an ay, dünya'nın uydusu olan sıradan bir gök cismi değildi benim için. o'nun dudaklarında tuhaf bir anlam kazandı.

...ve o gece "o", dudaklarıyla benim kalbimi kazandı.
3