dost

1 /
anosias anosias
sadece iyi gününde insanın yanında olup mutluluğunu paylaşan insan değil, asıl içi kan alarken insanın yanında olup tüm derdini, tasasını paylaşan, acı çeken kişi kadar acı çeken insandır dost.
sonsuz bir güven duyulur kendisine. dostluğun temelini bu güven duygusu oluşturur zaten. bu güven ufacık da olsa kırılsa, dostluk tehlikeye girer, hiçbir şey eskisi olmaz dostlukta.
insanın ailesine bile anlatamadıklarını, en rahat paylaştığı kişidir dost. her sırını bilir, her şeyi paylaşır insan onla.
yokluğu insana acı verir, yokken hep özlenir dost.
insanın başına kötü bir şey geldiğinde, akla ilk gelen kişidir; aranması, dert yanılması gereken.

bazense hiçbir şey anlatmaya gerek kalmaz dosta. o bir bakışınızla anlar her şeyi, sizi anlatma zahmetinden kurtarır. sizi o kadar iyi tanımaktadır ki, sizi sizden daha iyi tanır. tepkilerinizi, hareketlerinizi, önceden bilir o.

tabii ki, bu özelliklere sahip birinden vazgeçmek zordur; ama dünya hali bu, olur da dostlarınızdan uzak kalırsanız, çok özlersiniz onları. değerlerini daha iyi anlarsınız.
gülümsün gülümsün
zor anında elini attığın yerdedir, seni sever, sana değer verir vs vs vs... hep bildik tanımlar. peki ya sonrası? bana verdiği değer beni önemsediğini gösterir ama bana değer veren herkese dostum der miyim? demem... burda ayrılır işte yollar. dostum dediğim insana anlatmam ben, o anlar zaten. ya da ben hissederim sesindeki bozukluktan ne olduğunu. hiç ortak yanımız yoktur, birbirimize zerre kadar benzemeyiz, o yüzden belki de iyi anlaşmamız. beni tamamlayan o o nu tamamlayan ben! birimiz siyah, diğerimiz beyaz; ama isteklerimiz bir, hayallerimiz ortak, yaptığımız ve daha yapacağımız nice şey var onunla. neler paylaştık neler, ne çok kızdık birbirimize ama dönüpte gitmedik hiç. bekledik birbirimizi, elbet birisi yumuşayacaktı.
dönüp dolaşıp aynı şeyleri anlattığım oldu o'na; gık demedi, sabırla dinledi. sonra söyledi söyleyeceğini, alınmadım eyvallah dedim. bana anlattı en özellerini, dertleştik bir çay eşliğinde. bardaktaki suyun soğuduğu kadar muhabbet daha bir sıcaklaştı, ordan burdan derken zamanı aştık... zamanı aşmışken ötelere sıçrayalım demedik; hepsi sırayla oldu zaten; giderek aynı dili konuşmaya başladık ama biz birbirimize hiç benzemedik.
1 /