doubt

1 /
freyjaa freyjaa
film sadece bir kilise içinde geçmesine rağmen, meryl streep ve philip seymour hoffman'ın bir araya gelmesiyle 2 saatlik mükemmel bir seyir yaratamış. cast ın oldukça başarılı seçilmesiyle karakter tahlillerini ilk 5 dakikada kolayca yapabilmemiz sağlanmış

spoiler uyarısı!!!!!

filmin konusu ise kesinlikle farklı. ortada büyük bir şüphe var. filmin ironisede bu şüpheyle başlayıp yön değiştirerek yine aynı şüpheyle bitmesi. biz izleyici ise bütün bu süreç boyunca sister james'den ( amy adams farksız değiliz cross cutting ve intercutting` sahnelerle rahibi ve rahibeyi eşit olarak gözlemleme şansımız var( tıpkı sister james gibi). buna rağmen film bittiğinde karakterler gibi bizimde zihnimizde oluşan tek kelime "şüphe" ! gerçeğin önemini ve önemsizliğini sorgulatması ve sonunu açık bırakarak bitirmesi öyküyü farklı kılan özellik. zenci çocuğun annesi ise filmin en can alıcı noktası. sonuç ise open-end kalmış bir resolution.

filmden replikle bir hikaye:

a woman was gossiping with her friend about a man they hardly knew; ı know none of you have ever done this. that night, she had a dream. a great hand appeared over her, and pointed down on her. she was immediately seized with a overwhelming sense of guilt. the next day, she went to confession. she got the old perish priest, father arrorick, and she told him the whole thing. "ıs gossiping a sin?" she asked the old man. "was that god all mighty's hand pointing down at me? should ı ask for your absolution, father? have ı dont something wrong?" "yes." father arrorick answered her. "yes, you ignorant, badly brought up female. you have blamed false witness on your neighbor. you played fast and loose with his reputation, and you should be heartily ashamed." so the woman said she was sorry, and asked for forgiveness. "not so fast." says arrorick. "ı want you to go home, take a pillow upon your roof, cut it open with a knife, and return here to me." so the woman went home, took a pillow off her bed, a knife from the drawer, went up the fire escape to her roof, and stabbed the pillow. then she went back to the old perish priest as instructed. "did you cut the pillow with a knife?" he says. "yes, father." "and what were the results?" "feathers." she said. "feathers?" he repeated. "feathers, everywhere, father." "now ı want you to go back, and gather up every last feather the flew out on the wind." "well," she said, "ıt can't be done. ı don't know where they went. the wind took them all over." "and that," said father arrorick, "ıs gossip."

ps: öğretmen conventionı john keating (`dead poets society) olan biri için altüst edici bir film olduğunu söyleyebilirim. bütün doğrular ve yanlışlar bir araya giriyor. kelimeler anlamını kaybediyor. anlamamız gereken tek şey ise, anlamaya çalışmanın arkasında saklanmaya devam ediyor. izlenmesini tavsiye ediyorum
mistir loba loba mistir loba loba
harika oyunculuklarla bezenmiş bir film fakat daha başarılı bir son yazılmalıydı bana göre. sinema salonundaki herkesin yüzünde "bitti mi şimdi?" ifadesi vardı. her şeye rağmen bu filmdeki rolüyle meryl streep oscar'a bir kez daha uzanırsa hiç şaşırmamak gerek. ayrıca "rahibe james" rolündeki amy adams da rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. o da en iyi yardımcı kadın oscar'ını alır bana göre.
heidi heidi
esaslı film. sonu geldiğinde son mu, nasıl yani denmesi tuhaf. film adının hakkını veriyor sadece. suçlu olan gitmez bir tek, sayko birinin şüpheleri ile boğuşmamak için de gidilebilir.
tüylerin uçuşması sahnesinde harbi etrafta sanki bi dolu sözcük uçuşuyor hissi yakaladım.
onelongpause onelongpause
12 angry men tadında, "belki"ler üzerine kurulu bir film. biraz da ağır ve kasvetli, ama masumluk karinesi üzerine az biraz kafa yoran biri sonuna kadar merak ederek izleyebilir.

aslında uzun bir spoiler verecektim; ama foreshadowinglere, sembollere falan takılmak istemiyorum. çoğunluğun üzerinde uzlaştığı bir konuda, mesela filmde hristiyanlıkta bile farklı yorumlayışlar var. herkes kendi gerçeğini yaratıyor, ama mutlaklığından kimse emin değil. yani film aslında descartes'a kadar gidiyor. "şüphe etmediğim tek bir şey var, şüpheleniyor oluşumdan şüphelenmiyorum." ya da murathan mungan daha güzel dile getirir,

"varmak için yanılsamanın gerçeğine,
uzun bir yolculuktu, vardım."
aduket aduket
film bittikten sonra bomboş bakakaldım ekrana, aklımda " ne oluyo yaaaa şimdi adam sapık mı değil mi, kim suçlu, cadı kadın adama bok atıyor, ben döverim bu karıyı, yooo lan yoksa adam pis sapık mı, tipi de tip değil hani, pis şişko sapık..." diye binlerce soru işareti oluştu. öncelikle sorulan sorulara net cevaplar verilmediği için filme sinir oldum. ancak hatalı olduğum bir nokta vardı. ben net bir cevap istemiştim. oysaki yönetmenin amacı bu değildi. yönetmen diyor ki:
"bu zamana kadar arkadaşlarım sinemada bir soru sordular ve o sorunun cevabını vermeye çalıştılar. oysaki benim bu filmde yapmak istediğim izleyicinin cevap alması değil, aaaa ne de güzel bir soru diyerek salondan ayrılmasıydı."
o halde sevgili yönetmen john patrick shanley amacına ulaşmıştır diyebiliriz.
aykır aykır
güzel ve orjinal hikayeli bir film. izlemek kesinlikle vakit kaybı değil ve heyecanlı. meraktan filmin sonunu iple çekerken, bittikten sonra da yarım kalmış hissini uyarıyor.




-----------------spoiler-------------------
filmin başındaki ilk vaazdan sonraki sahnede peder ve çocuk odada yanlız kalmalarına rağmen herhangi bir temas ya da aşırı samimi bir durum görmüyoruz. bu da pederi temize çıkarıyor. ben de bu çocuğun başka bir çocukla olan ilişkisi ve pederin onu koruması teorisini destekliyorum. bu konuda savaşa girseydi, herşey ayyukka çıkacaktı ve çamur tutmasa da hem çocukta hem pederde izi kalacaktı. bu yüzden peder onu korudu.
-----------------spoiler-------------------

edit: imla
yilan tislak yilan tislak
benim de şüphelerim olmakla birlikte;

-----------------------spoiler-------------------------------

ben william london isimli çocuğun aslında kilit bir noktada olduğunu düşünüyorum. rahibe'nin peder'e "sizi o'nun bileğini okşarken gördüm" dediği çocuk, filmin başlarında peder çocuklara kendi tırnaklarını gösterirken tiksintiyle başını geriye attı. filmin sonundaki veda vaazı esnasında çok da mutlu olduğunu gördük. bana kalırsa peder'de bi pislik var ama donald miller'e karşı değil. aksine, annesinin eşcinsel olduğunu ima ettiği donald miller o'na aşık. bir sahnede başka bir çocukla konuşmasını kıskandı, başka bir yerde peder sadece selam verip geçti diye hayalkırıklığına uğradı vs... şarabı da böyle bir travma sonrası içmiş olabileceğini düşünüyorum.

----------------------spoiler---------------------------------

filmbiter bitmez zihnimde oluşan fikirler bunlardır.
jassmine jassmine
insanların sadece görmek istediklerini gördüklerine, kendi doğruları doğrultusunda sadece bir şüphe üzerine birçok insanın hayatını nasıl alt üst edebildiklerinin göstergesi bu film. özellikle dedikoduya meraklı olanların seyretmesini tavsiye ederim.
turin turin
dünyanın gelmiş geçmiş en sıkıcı filmlerinden bir tanesi. ortada tek bir olay var, pederin zenci çocuğu taciz ettiği yönünde bir iddia ve rahibenin biri "yaptın işte sübyancısın!" diye diye bu suçu kabul ettirmeye çalışıyor. ve sonunda peder o kliseden yollanıyor, film bitiyor. evet, film bundan ibaret. beğenenlerin film kültürü hakkında biraz şüpheye düşmem değil.
laberinto laberinto
mimik ustası 1 kadın 1 erkek yani tartışmasız oskar sahipleri merly streep ve philip seymour hoffman. onların sayesinde adam gibi bir filmde ama allah vergisi yeteneğiyle oynama fırsatı bulan amy adams. yeni bir merly streep sinyalleri verdi sanki. film bizim imam hatiplerin hristiyancası olan yani kilise ve okulun bir arada olduğu bir mekanda geçiyor. filmin konusuna bakıldığında rahip ve erkek öğrenci ilişkisinden bahsediyor gibi görünüyor. evet yalan değil; ancak bu kadar yüzeysel de değil. merly streep, rahibi attırmaya yemin etmiş son derece idealist bir rahibe.

bazen insan şüpheye de gerçeklik gibi sarılarak doğru yolu bulabilir diyor film en başından. rahipleri ve metaforları... filmi şahlandırmaya sebep olan en büyük etkenlerden biri hiç şüphesiz. bu özelliğin kullanılması hangi film olursa olsun büyük avantaj. bir diğer avantajı da bizim adımıza. k pax'te sürekli zikredilen ama tarafımızca görülemeyen mavi kuşa tanıklık edeceksiniz. diyaloglar son derece akıllı, doyurucu ve sorgulatıyor başka şeyler hakkında.

film, çizgileri kesin bir sonla bitmiyor, aksiyon arıyorsanız başka kapıya. ama yönetmen ve senarist o kadar hin ki sonu açık bir şekilde izleyicinin aklına, inancına ve öngörüsüne bırakıyor. bunu yapmakta hakları var; zira oyunculuklar o kadar güzel ki anlamamanız için hiçbir neden yok. hiçbir şey göründüğü gibi değildir ana fikri için ne absürt filmler, parodiler döner... bu film buna bir nokta koyuyor ve diğer bu fikri anlatmak isteyen filmler tekrardan başlamalı işe. film hüzünlü ve sürprizlerle dolu, tahmin ettiklerinizi film başlamadan unutun derin. komik diyaloglara da yer vermiş. filmle ilgili yorumu bununla bitirmek isterim.

spoiler

- kızları dansa davet edip reddedilebilirsiniz. ama önemli olan kişisel algılamamaktır.
- ya bütün kızlar reddederse?
- o zaman rahip olursunuz

spoiler
1 /