dram

1 /
nasreddin i haha nasreddin i haha
19. yüzyılda, trajedinin sıkı kurallarına tepki için ortaya çıkmış tiyatro türüdür. özellikleri aşağıdaki gibidir.

* konu günlük hayattan veya tarihin herhangi bir döneminden seçilebilir.
* hem acıklı, hem komik olaylar aynı oyunda işlenebilir.
* kahramanlar soylu da olabilir, sıradan kişiler de...
* yer- zaman- olay birliğine uyulması zorunlu değildir.
* her tür olay seyircinin gözü önünde gerçekleşebilir.
* şiir ve düzyazı karışık halde bulunabilir.

ünlü ingiliz yazar shakespeare dramın ilk örneklerini vermiş ancak bu türün özelliklerini victor hugo belirlemiştir.
antik antik
isveçli erik ask upmark ve anna rynefors'un albümü. 14 geleneksel isveç halk şarkısının enstrümental derlemesinden oluşuyor.
kuzey avrupa müziği ilk başta kulağa yabancı gelse de kendini sevdiriyor. kimi hüzünlendiren kimi neşelendiren güzel ezgilere sahip şarkılar.
meyzen meyzen
genellikle trajik filmleri tanımlamak için kullanılsa da hem komedi hem de trajedi öğelerini barındıran filmler için kullanılması daha uygun gelir. örnek için (bkz: fanaa)
jugis nomen jugis nomen
sıcaktan dilin damağın kuruduğu anda buzdolabındaki buz gibi kolayı içmek hayaliyle kapağı açıldığında, kolanın buzluk bölmesinde unutulduğunu ve tamamen donduğunu fark etmek.
void void
yirmi milyon sene önce iskandinav bozkırları.. saçı sakalına karışmış ilkel ata avdan eli boş dönmüş, kuru bir yaprağa tütün afyon sarıyor mağarasının hemen ağzında. gün batmak üzere, ateşi canlı tutmak gerek. güneş steplerin ötesine alçalıyor, hava serin, venüs fyördların ötesinden batıya alçalıyor, ufuk maviden kızıla dönüyor yavaştan.

herkes çok yorgun ve aç.. haftalardır et yememiş bir klan ve klanın avcıları başları öne eğik utanç içinde günbatımını izliyorlar. bu gece de menüde ot kök ve böcek var.

parlak bir disk beliriyor gökyüzünde, mavi turuncu ışıklar saçarak vadi üzerinde süzülüyor, önce nehrin denize kavuşan açık kısmında alçalıyor ve duraksıyor bir süre, sonra tekrardan vadiye doğru ilerliyor, klanın mağarasına doğru yavaşça yaklaşıyor.

bu ne büyük bir dram! biri mağarada kızarmış böcek yerken diğeri intergalaktik evrede.

ürküyor mağara adamı gördüklerinden. yukarda parlak kabin içinde nefes alanların sahip olduğu lükslerden bihaber, ağaçtan mızrağına sarılıyor ve mağara girişinde savunmaya geçiyor.

parlak diskteki sıska yaratık panelden yerdeki infared hareketliliği izliyor, o akşam mağaradaki yemek menüsü ve nemli zeminde uyuyacak olan primata zerre empati göstemeden konsolda birkaç düğmeye basıyor ve atmosferin çok üstlerine tırmanıp yörüngedeki ana gemiye ulaşıyor. odasına geldiğinde bir duş alıyor, bilgisayarını açıyor ve intergalaktik bir tivit geçiyor, feysbuk durumunu güncelliyor, msn de uzak bir galaksideki sevgilisi ile mesajlaşıp sentetik yatağında uyumaya koyuluyor.

sıska alien sentetik yatağında uykuya dalarken mağara adamı hala alarmda elinde mızrağı savunmada bekliyor. hem karnı daha aç ve neler kaçırdığından bihaber.
pathetique pathetique
sadece tragedyaya değil, komedyaya da karşı olarak ortaya çıkmış olan tiyatro türüdür. hayatın sadece komediden veya sadece trajediden oluşmadığını, hayatta bu iki öğenin bir arada bulunduğunu söylemiştir. tragedya ve komedyanın (akım olarak ise klasisizmin) katı kuralcılığına da başkaldırıdır dram.

yer-zaman-olay birliğine uymayan bir eser ne komedya olarak kabul görür ne de tragedya. diğer koşullar sağlansa bile, bu kural sağlanmadığı için komedya veya tragedya olamaz bir eser. işte dram böylesi bir kuralcılığa başkaldırıdır. zaten dramdan sonra komedya ve tragedya pek rağbet görmemiştir.

getirdiği bir diğer önemli yenilik ise eserlerin sadece şiir, sadece düzyazı veya şiir-düzyazı karışık tarzlarında yazılabilmesidir.

ne olursa olsun; bir edebiyat dalında kurallar ne kadar fazlaysa, anlatılmak istenen düşünce o kadar zor anlatılır. dram, tiyatro türünde birçok tiyatrocunun önünü açmıştır ve edebiyat tarihinin en önemli devrimlerinden birisi olmuştur.
vangoghspoison vangoghspoison
tragedya ile karıştırılan türdür. edebiyat derslerini iyi dinlememiş kesimin, dram duyduğu anda aklına ağlamaklı hüzünlü sahneler gelmesine sebep olur. oysa dram içerisinde hem komedi hem de hüzün barındırır. birine örnek yahut tavsiye vermem gerekse ingiliz edebiyatından shakespeare der geçerim.
lloyd swastika lloyd swastika
artık yaşayış şeklimiz olup olmadigina dair bir suphem kalmadi. gecenin ucunde ciktigim isten arkadasin otobus saatine dair emin olmadan verdigi malumattan oturu kicim taksim'in soguk kaldiriminda. 30 ne amlama geldigini bilmedigim duraksamalarla dolu dakika yasiycagim. fonda sesinin nerden geldigini bilmedigim bir futbol maci anlatimi.greizman'ın sutunda top aglarla bulusuyormus spikerin deyimiyle. kimsenin olmadigini perona sanirim suriyeli uzun boylu ruhsal sorunlu bir kadin yanasiyor. kendimi izliyorum, sigarayi cekisimi. defalarca ne yaptigimi sorguluyorum bir yandan. benim burda ne isim var. neden gecenin bir yarisi 30 dk boyunca bir otobus beklmemem gerekiyor. berbat bir iste neden calisiyorum hala. babam neden 1.28'de arayip sana is buldum diyor. sessizlik sorularimi arttirmaya devam ediyor. en sanatli sanat filminden daha sanat filmi bir sahne yasiyorum. kas gucuyle calismis, yorgun tek basina beyoglu'nda yurumus, alt sinif mensubu bir birey olarak oturmaktan ziyade çömüyorum bir kaldırım tasina. aptal insanlarla ayni taksiyi paylasmak istemedigimden. alt sinifiz dedik ya; bizim icin taksiye binmek bir lukstur. bizim hayallerimizde araba satin alinmaz,her istedigimizde taksiye binecek kadar paramizin olmasi kafi bizim hayal kurgulamalarimizda.arada bir iki arac geciyor. sesizlikbir grup alkollu genc insan sesiyle degisiyor yerini. otobus geliyor. konumum degisiyor. ben hicbir seyi degistiremiyorum. sadece bir yerden digerine siktir oluyorum
1 /