dünya tiyatrolar günü

1 /
juliette juliette
tiyatroyu yaşam biçimi olarak benimsemiş, ya da sadece perdenin öteki kısmından yaşayan insanların günüdür. gün itibariyle 47. si kutlanmaya çalışılıyor.

edit: kimsenin aklına gelmemiş, hayret. paris hilton un doğum günü olsa hatırlarsınız ama. hayır sinirli değilim, beynime bi'şey kaçtı...
karizmatik karizmatik
uluslararası tiyatro enstitüsü tarafından 1961 yılında "dünya tiyatrolar günü" olarak kabul edilen gün. her yıl enstitüye üye ülkelerde 27 mart günü "tiyatro bayramı" olarak kutlanır. 27 mart günü her ülkenin sanat ve tiyatro adamlarınca hazırlanan bir bildiri, sahnelerde okunur. tiyatrolar o gece halka parasız gösteriler düzenler. tiyatroyu halka sevdirmeye çalışırlar. ülkemizde ise tiyatro ile ilgili ilk ulusal bildiriyi, yaşamını türk tiyatrosuna içtenlikle adamış olan muhsin ertuğrul yazmış.
ceket yok pantolon verelim ceket yok pantolon verelim
dün “dünya tiyatrolar günü” idi. binlerce yıl öncesi, eski “yunan tiyatrosu”ndan bu yana; tiyatro sanatının sahnelerde sergilediği “acıklı-gülünç” çok geniş boyutlu “insanliğin röntgeni”; kendi dönemlerinin koşullanmalarıyla çeşitli hipnozlarının kör kuyuları içine savrulmuş kuşaklara, kendi “öz gerçeklerini” göstermeye çalıştı.
* * *
bu “öz gerçekler”in başında, doğa’nın her canlının içinde zemberekleştirdiği “kadın ve erkek libidosu” vardı.
* * *
“kadın libidosu” üstüne bir çarpı işareti çekerek, doğa’yla zıtlaşmaya başlayınca da; “tiyatro”dan da yoksun bir koşullanmışlık divaneliğinin saçma sapanlığı içine doğru kayıyordun.
* * *
“gelişmiş”likle, salt “imaj”a ağırlık vermiş bir çağdaşlaşma iddiasını da şeffaflaştırmaya, kimse yanaşmıyordu.
örneğin “gelişmiş ve gelişememiş” ülkelerde tiyatro yazarlarının toplam “telif hakkı” kazançlarını karşılaştırma, hiç gündeme gelmiyordu.
acaba arthur miller, tenness willams, bernard shaw, marcel pagnol tiyatro oyunlarından ne kazanmışlardı; müsahipzade celal, cevat fehmi başkurt, haldun taner, adalet ağaoğlu ne kazanmışlardı?
* * *
atıp tutmalı siyasal nutuklardaki iddialar; bu tür karşılaştırmalarla gerçeklerin rayları üstüne oturtulmadığında; en sonunda işler sarpa sarmaya -argo deyimle “işin boku çıkmaya”- başlayınca da; en başta tüsiad gibi en gelişmiş, küreselleşme çağında en evrenselleşmiş, en değişimci bir kurumun kaygıları şahlanıyordu.
* * *
tüsiad’dan çok daha önce, kimliğinin kartviziti de “evrensel site” olan üniversitelerin, evrensel bir kalite platformuna oturması gerekmez miydi?
* * *
haydi bir kıyaslama daha yapalım:
oxford üniversitesi, bundan 800 yıl önce kurulmuştu ve tıp, hukuk, güzel sanatlar alanında eğitim veriyordu.
* * *
istanbul’da ise ilk “darülfünun” 1863’te açılmak istendi. açıldı, kapandı, açıldı, kapandı, açıldı...
1933’te istanbul üniversitesi kuruldu.
* * *
politik demagojilerin getirisi, bilimsel bir şeffaflık arantısının çok üstünde olduğunda; doğa’ya ters düşmenin açıları da büyüdükçe büyüyor.
hele bir de “kadın varlığı” üstüne bir çarpı çekilmiş ve “erkek millet” olmakla övünmek açmazına düşülmüşse...
* * *
bir de, bizdeki şiir edebiyatında “kadın öksüzlüğü”nün iz düşümlerine baksak:
genç bir kadın, halit fahri’ye “nasılsınız?” demiş...
halit fahri de upuzun bir şiir yazmış:
bu kelime ne ince titredi dudağında,
sanki bir çiğ çınladı bir gülün yaprağında;
ses oldu pencerede güneşin ışıkları,
bir hıçkırık dolaştı yeşil sarmaşıkları.

“nasılsınız” hangi söz daha akışlı bundan;
sıyrılır gibi suda, bir inci kabuğundan
bir an, bir saniyecik bir dudak titremesi;
ne tatlı “nasılsınız” diyen bir kadın sesi...
* * *
modern teknolojiler sayesinde, üretim biçimlerinin değiştiği ve artık “işçi sınıfı sömürüsüne” gerek duymayan “sermaye”nin; “ulus-devlet” modeli içine sığmayarak küreselleştiği bir dönemde; elbet tüsiad, ab’ye en açık pencere...
* * *
içerideki kutuplaşmaların kahramanları, tiyatro yoksunu bir kitlenin tepesinde; itibarlı bir “mevki” ve “koltuk” sahibi olma kavgasından vazgeçebilirler mi?
biraz zor.
* * *
içine girilen çalkantılı bir döneminin bedelini, ne yazık ki genç kuşaklar ödeyeceğe benzer...
* * *
şayet buralarda da “kadın” ve “tiyatro”nun doğa’yla ahenkli boyutlarından yoksul olunmasaydı; “uzay çağı” bahçelerinin çok değişik tatları yaşanacaktı...
yine yaşanacaktır; sanırız 20-25 yıl sonra...

çetin altan
abdüş şuküfe abdüş şuküfe
5 yıldır en mutlu olduğum, dolu dolu geçirdiğim günlerden biri... fakat bugün öyle miiii? hiç bi tiyatroya gidemedim, ne de tiyatro yemeğine ne de tiyatroyla ilgili en ufak bişeye.... nedennn?? çünki trenim var kaçırmamam gerek off allahım of
demiurgos demiurgos
bilumum lümpen başlıklar altına girilen kamyon dolusu bomboş girilerin arasında altı görüldüğü gibi bomboş duran; lafa gelince pek bir okuyan, sorgulayan, her şeyi bilen, çıplak baldırlarıyla yüksek entelektüel rolleri kesmeye hevesli gençlerimizin de zahir çoğunlukta bulunduğu şu sözlük gibi- nice (her?) ortamdaki "yığınların" yığınla kısmının haberinin dahi olmadığı bir gündür bugün.

tiyatro. sanat. dünya tiyatrolar günü. kutlu olsun. kime?
ekmek yoksa nickimi yesinler ekmek yoksa nickimi yesinler
hayatımda hiç tiyatroya gitmedim.fakat 3 yıldır düzenli olarak her dünya tiyatrolar gününde bir tiyatroya gidip çay içiyorum fakat ince bellimi evden getiriyorum.evet enetellektüel düzeyi çok düşük bir giri oldu sizi hemen tatmin ediyorum

''hamlet makbet lüküs hayat bana içsel bir yolculuk fırsatı sundu bunları yazanlara çok teşekkür ediyorum'' ben
elem i mucevher elem i mucevher
çoğu şehirlerdeki devlet tiyatrolarında ya da belediye tiyatrolarında bedava oyunlar ve okuma saatleriyle kutlanan, tiyatroya gitmemeyi 'paramız yok ki!' temeline sığdırmaya çalışanlara inat kutlanan haftadır.
heidi gel içelim heidi gel içelim
bu seneki uluslararası bildiriyi jessica a. kaahwa kaleme aldı:

2011 uluslararası dünya tiyatro günü bildirisi: insanlık için tiyatroya dair (jessica a. kaahwa, uganda)


tiyatronun toplumu harekete geçirme ve farklılıklar arasında köprü kurma konusunda devasa bir güce sahip olduğu düşüncesi bugün bizi bir arada tutmaktadır.

barış ve uzlaşma için tiyatronun güçlü bir araç olabileceğini düşündünüz mü hiç? uluslar dünyada şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgelerde barışı koruma adına muazzam miktarda paralar harcarken taraflar arasında çatışmayı azaltmak ve durdurmak için bir alternatif olarak tiyatroya yok denecek kadar az ilgi gösterilir. kullanılan araçlar dışarıdan ve görünüşe bakılırsa baskıcı güçlerden geldiğine göre toprak ananın çocukları evrensel barışı nasıl sağlayacak?

tiyatro bireyin var olan imajını değiştirir; bireye ve dolayısıyla topluma seçenekler dünyasının kapılarını aralar. böylelikle korku ve kuşkunun pençesindeki insan ruhunun sinsice içine işler. belirsiz bir geleceği engellediği gibi gündelik gerçeklere de anlam verebilir. kişilerin konumlarına dair politik çekişmelerini oldukça basit bir biçimde gündemine alabilir. çünkü tiyatro birleştiricidir. geçmişte yapılmış hataların üstesinden gelebilecek deneyimleri sahneye koyar.

ayrıca tiyatro hep birlikte savunduğumuz ve saygısızlık edildiğinde uğrunda savaşmaya hazır olduğumuz fikirleri savunmanın ve geliştirmenin başarısı kanıtlanmış bir yoludur.

barış içinde bir gelecek düşü için barışçıl yöntemlerle yola düşmeliyiz. anlamaya, saygı duymaya ve barışla buluşma çabasındaki her insanın katkısını algılamaya çalışmalıyız. tiyatro barış ve uzlaşma mesajlarımızı daha öteye taşıyabilecek evrensel bir dildir.

katılımcıları sürece aktif bir biçimde dâhil ederek eski yargılarını yerle bir etmek için bir araya getirir; böylelikle tiyatro sil baştan keşfedilmiş bilgi ve gerçeklik temelinde seçimler yapmak için bireye bir yeniden doğuş şansı verir. diğer sanat dalları arasında tiyatronun gelişebilmesi için çatışma ve barış gibi kritik konuları ele almalı, gündelik yaşamla bağ kurarak dev adımlar atmalıyız.

toplumsal değişim ve atılımların izindeki tiyatro savaşın mahvettiği bölgelerde ve müzmin yoksulluk ya da hastalıklardan mustarip halklar arasında varlığını zaten sürdürüyor. tiyatronun farkındalık yaratmak için halkı harekete geçirebildiği ve savaş sonrası travma mağdurlarına yardımcı olabildiği yerlerde sayıları giderek artan başarı öyküleri var. ‘uluslararası tiyatro enstitüsü’ gibi ‘insanlar arasında barışı ve arkadaşlığı pekiştirmeyi’ hedefleyen kültürel platformlar çoktan yerini aldı.

bu yüzden tiyatronun gücünü bildiğimiz halde zamanı geldiğinde sessiz kalmak, silah tutanların ve bomba atanların dünya barışının koruyucusu olmaya soyunmalarına göz yummak gülünçtür.

yabancılaşmanın araçlarının barış ve uzlaşmanın araçları olması mümkün mü?

dünya tiyatro günü’nde sizi umudu çoğaltmaya ve tiyatroyu iletişim, toplumsal değişim ve atılımlar için evrensel bir araç olarak öne çıkarmaya çağırıyorum.

birleşmiş milletler dünyanın dört bir yanında barışı koruma misyonu adı altında silah kullanımı yoluyla muazzam paralar harcıyor, oysa tiyatro daha içten, insani, az masraflı ve çok daha güçlü bir alternatif olarak karşımızda.

barışı getirmek için tek yol olmayabilir ama yine de tiyatro barışı koruma görevimiz için etkili bir araç olarak kuşkusuz katkı sağlayabilir.


jessica a. kaahwa, uganda
çeviren: bilgesu ataman
lanetimikoklabebek lanetimikoklabebek
(bkz: en güzel günüm)

tiyatroya gönül verenlerce çokça önemsenen.aynı zamanda bir çok kişi için ise hiç bir şey ifade etmeyen gündür. herşey herkese %100 hitap edecek diye birşey yok.

herşeye rağmen kültürel faaliyetlere bütçe ayıramıyorum diyenlerin bir çok yerde ücretsiz tiyatro izleme olanağı elde edebileceği gündür. çoluğunuzun çocuğunuzun elinden tutun tiyatroya gidin efendim.

sanat severlere kutlu ve mutlu ola.
1 /