echoes

7 /
ölü balık bahadır ölü balık bahadır
kelimelerin onu anlatmakta yetersiz kaldığı, dinledikçe dinlenilen, bütün övgülerin az olduğu pink floyd şaheseri. pink floyd'un yaptığı en uzun temalı parçadır ve bence dünya rock müzik tarihinde yapılmış en kusursuz parçadır. bu parçayla yarışabilecek tek parça da atom heart mother'dır.

23 buçuk dakikalık bu şaheser şahsımca rock tarihinin en görkemli eseridir.5-6 dakikalık şarkılarla bir tutamıyorum bu şarkıyı pink floyd'a haksızlık olur bu başlı başına.

bir yudum içmeden ya da bir nefes çekmeden insanı göklerden güneşe doğru uçurabilir. bu, hakikaten görkemlidir; değişen ve dönüşen tempolarıyla adamı boyuttan boyuta sokar, garip sesleriyle ürpertir ve düşündürür. bu şeyi 10 defa dinlesen, seni 10 farklı düşünce biçimine de sokabilir.

echoes 'u echoes yapan bu kadar güzel kılan şey, enstrümanların uyum içinde işlemesidir öncelikle. kusursuz ve anında kulağımıza kazınan basslar, çoğu zaman arada fark etmesi güç olan ve piyano ile kusursuz bir bağlantı şeklinde ilerleyen gitar soloları, ve tabii ki inanılmaz bir synthesizer kullanımı. mesela bir atom heart mother'dan, hatta shine on you crazy diamond’dan bile üstün olmasının sırrı da buradadır. kusursuz bir müzikal uyum.

echoes' un da her damlasından emek akıyor, 23 dakika boyunca insanın ruhunu alıp şöyle iyice masaj yapıyor, sonra yerine bırakıyor. tabii ilk dinleyişte buna hayran olmak zor zira zaten şarkı 23 dakika olduğundan ve progressive rock ile çok alakası olmayan insanlara bu süre korkunç sıkıcı geldiğinden, çoğu kişide bir önyargı oluşuyor.

bunu en doğru şekilde nasıl dinleyebilirim diye sorarsanız takın kulaklığınızı, gece karanlığında etraf sessizken ve odada sizden başka kimse yokken gökyüzüne bakarak dinleyin echoes 'u. kendinizi olabildiğince dış ortamdan soyutlamaya çalışın,tamamen şarkıya odaklanın ve albatros’un görkemli sesine bırakın kendinizi. yankılar kulağınızı doldursun. david gilmour ve verick wright'ın ortak vokalliğinde o şiirsel sözler sizi etkilesin derinden. daha iyi bir insan olarak kalkın 23 dakika sonunda. yapın bunu.

öyle bir şey ki içinde kaybolursun bu şarkının…boğulursun, müzikal orgazmı buram buram hissettirir şarkı sana bünyende. afrodizyak etkisi yaratır, için kıpır kıpır olur. uyumaya çalışırken dinlersin bir anda transa geçtiğini hissedersin. yeniler seni dinledikçe şarkı heyecanlanırsın kalbin daha hızlı atar, bi an gelir korkarsın, o kadar korkarsın ki bitsin istersin. sonra o kadar rahatlatır ki seni, teslim edersin yine kendini.bazen o kadar acizleştirir ki sinek olup ezilmeyi dilersin. tarif edilemez bir kendinden geçiş ve sonrasında sancıya uyanışın dakikalar öncesidir echoes.

önce aklınıza dinleyecek olduğunuz şarkının "o" olduğu gelir..zihninizden renkler,anılar akmaya başlar..ardından şarkının başlamasıyla,gözleriniz dalar,uzaklara çok uzaklara doğru..sonra,bir gevşeme hissedersiniz,"o" iyice aklınızı başınızdan alırken..bir yandan şarkıya eşlik ederken,diğer yandan soyutlanırsınız..özünüze doğru inmeye başlarken,ürpertici bir yalnızlık hissedersiniz..ama verdiği hazzın ürpertiden daha yoğun olmasıyla tatlı bir hüzne dalarken artık bu dünyaya ait değilsinizdir..evet "o" echoes'dur..zihninizdeki albatros ile saykodelik,hüzünlü bir yolculuğa çıkarsınız onunla.

echoes’un nasıl başlayıp nasıl bittiği belli olmayan kudretli bir öykü, tıpkı hayat gibi. bir insan hayatının nerede başladığını hiçbir şekilde hatırlayamaz, nasıl sona erdiğini genelde anlayamayacağı gibi. ayrıca ortalama bir insan ömrünün uzun mu kısa mı olduğu konusunda hiçbir zaman hemfikir değilizdir. echoes 23 dakika, bana hayat ne kadar kısa dedirtiyor. sözleriyle, fevkalade kompozisyonuyla, albatrosuyla insanın hayal gücüne armağan edilmiş gibi. bir bebeğin doğumu ile yaşlı bir bedenin toprakla buluşması arasındaki zamanı anlatan bir şarkı gibi.

bu şarkının en can alıcı iki yeri vardır kanımca.

bir, sözlerin ilk girdiği yer. (2:57-3.43)
iki,şarkının yükselip tavan yaptığı ve kafa sesinin en uç noktada hissedildiği yer, outro su. belli bir yere kadar şarkı kendisini öylesine miskin tonlarla yükseltiyor ki sonrasında o dayanılmaz güçle şelaleden akan bir su misali bırakıyor kendini.önünde ne varsa alıp götürüyor hiçbir şey önünde engel olamıyor.tüyleri diken diken ediyor resmen… (15.03-19:57). işte budur dediğinizi duyar gibiyim…

şarkıya ait önemli detaylar;

-david gilmour'un değişik bir slide gitar tekniği kullanıyor bu şarkıda. echoes, live at pompeii kayıtlarında görüldüğü üzere david gilmour slide’a tapping yaparcasına sağ eliyle perdeye basarak ve keman yayı gibi aşağı yukarı hareket ettirerek kullanıyor, böylece parçanın ilk bölümünde duyulan tiz ve sürekli elektro gitar sesini gitarından çıkartıyor david gilmour. bu gitar sesini live at pompeii kayıtlarındaki a saucerful of secrets , set the controls for the heart of the sun parçalarında da duyabilirsiniz.

-başındaki sonar sesleri klavyenin yanlışlıkla bir leslie amfisine bağlanmasıyla meydana gelmiştir. daha sonra kayıt esnasında tekrar bu ton elde edilmeye çalışıldıysa da başarılamamıştır. parçanın orijinalindeki sonar sesleri ilk yapılan bant kayıttan alınarak orijinal parçaya eklenmiştir.

-pek çok kişi the dark side of the moon ile the wizard of oz arasındaki uyumu bilir ancak 23-dakikalık “echoes” da tesadüf bir şekilde stanley kubrick’in 2001: a space odyssey final sahnesiyle de sinematik bir uyum içerisindedir.

- grup, bu şarkıyı crystal palace bowl'da çaldıktan sonra garip bir şekilde sahne önündeki havuzda yüzen balıklar ölmüştür.bu şarkının o balıkların ölümüne neden olduğu düşünülerek grup suçlanmıştır.

- pink floyd bu şarkıyı 1971'in başlarında yazmaya başlamış. o yılın nisan ayından eylüle kadar farklı farklı sözlerle çalmışlar bunu. genel olarak sözler iki gezegenin karşılaşması hakkındaymış. sonra grup space rock etiketi yememek için sözleri su, deniz temalı olarak tekrar yazmış.

http://en.wikipedia.org/…rock#origins_and_emergence

- pink floyd konserlerde iki farklı şekilde icra etmiştir bu eseri, birinci versiyon pompeii konser kaydındaki, ikinci versiyon ise dark side of the moon turnesinde çalınan şeklidir. ikinci versiyonda funky bölümden önceki david gilmour'un gitar solosu saksafon solosuyla değiştirilmiş, geri vokaller eklenmiş ve parça dark side of the moon albümünün genel havasına yaklaşmış.

- bu şarkı yüzünden waters’la,andrew lloyd webber mahkemelik oldu.bunun nakarat melodisini phantom of the operada kullanmış webber. roger’da mahkemeye vermiş ve kaybetmiş.bu yüzden bir röportajda roger, webber'in annesi hakkında ilginç bazı yorumlar yapmıştı.hatta aynı röportajda muhabirden bazı küfürler yemişti.

şarkının full versiyonu



bu da şarkının canlı performansı tam bir görsel ve dinletsel ziyafet şöleni. farklı bir tat bırakıyor kesinlikle.



bu da hoş ve kısa süreli piyano versiyonu

loonii loonii
syd barett sonrası pink floyd'unun ilk sarkilarindan biridir . meddle albümünde yer alır . pink floyd'un o başlangic yıllarındaki syd barett tarafından keşfedilen deneysel , "art rock " syd sonrası yapılan bu şarkıda onun ruhunun devam ettiginin göstergesidir .
pompeii canlı performanslari da ayrı güzeldir .
thewayhome thewayhome
sarıp sarmalıyor. melodiler yükseltiyor bilinci. ve bilincin ötesinde bir şey. gezegenlere çarpıp yankılanan melodiler dönüyor beynimizde.
her şey, maddeler, anlamlar, duygular eriyor. ve elimizden tutuyor. ve kimse uçmuyor güneşin etrafında. ve kimse ninniler söylemiyor bize
işte yavaşlıyor zaman, bükülüyor,uzuyor. kalp atışlarına paralel. adım sesleri zamanın ötesinde. evrene doğru ilerliyor, köklerimize ulaştı bile. işte buradayız. gerçekliğin sıkıcılığından uzak ve hakikatin karanlığı da değil. melodilerden oluşan biz. kaçıyoruz kendimizden. hiç bir zaman bulamadık orada bizi ve ürpertiyor bu bilinmezlik. dönüyor. bize yöneliyor. işte tekrardan hızlanıyor zaman. bizden çok uzakta oysa. melodiler saklamıyor mu bizi zaten. kendimizden korkan biz değil miydik. yürümüyor muyduk. karanlık değil miydi hakikat. sese ve melodiye büründüm echoes oldum demiyor muydu evren. duymuyor muyduk yoksa. kimse uçmuyor muydu güneşin etrafında?

ve ben seslenmiyor muydum sana doğru gökyüzü boyunca?
acarlarınveliahtı acarlarınveliahtı
pink floyd'un pink floyd olduğu dönemlerde yapılmıştır ticari kaygılardan uzak, live at the pompei versiyonunda saçları rüzgardan yüzünü kaplayan david gilmour'in halinden anlayabilirsiniz
prozzac prozzac
meddle kanımca pink floyd'un kendini gerçek anlamda ilk gösterdiği albümdür. 23 dakikalık bu şaheser için de söyleyebileceğim tek şey; yeryüzünde yapılmış tüm şarkılar arasında en sevdiğim olduğudur. echoes aslında farklı tema melodinin birbirine bağlanmasıyla oluşturulmuştur. açılıştaki sonar tınlamalar şarkının ne kadar derinlerden aktığının bir göstergesi gibidir, sanki sessizce hedefe kilitlenen bir denizaltı gibi. ilginçtir ki şarkı aktıkça da rick wright in sihirli klavye dokunuşlarından çıkan seslerle, okyanustaki dalgaların üzerinde bir albatros gibi uçuyormuş hissiyatı yaşatır insana. şarkı ilerledikçe gerilim de artar. sonra bir sükunete bağlanır. ana ekseriyetle şarkı iki kısma ayrılmıştır. bu en iyi live at pompeii konserinde hissedilir. bu konser pompeii şehrinde binlerce yıl önce volkan lavları arasında yıtıp giden insanlar anısına yapılan seyircisiz gösteridir aslında. konserin görsel kaydında arkeolojik kalıntıların ekrana yansıması ile şarkı ayrı bir mistik hava kazanır. farklı ses kanallarından verilen rick wright ve david gilmour'un sesleri stereo kayıtta birleşerek şarkının müzikal derinliğine damgasını vurur.
luto luto
yıl 1979, ilk kez dinledim..
tarih 27.11.2020...
en kaliteli amfiye, hoparlörlere sahibim artık.
ve bangır bangır yine dinliyorum...
7 /