elif sofya

doyen isg doyen isg
elif sofya'nın şiirleri de hayvan
çalışmaları ve posthümanizm başlıkları altında incelenebilir, ama bu eserler aynı
zamanda pek çok farklı ekolojik soruna da değinmekten geri durmaz. çarpık
kentleşmeyi, doğal kaynakların sömürülüşünü, insanlara ve insan ötesi canlılarla
çevreye verilen tahribatı konu alan şiirler aynı zamanda dilin yozlaşmasını ve dil
aracılığıyla iyice artan şiddeti eleştirir. aynı zamanda sofya, doğal ve sosyal yaşam
alanlarının arasındaki geçirgen sınırları ve bu iki alan arasındaki geçişleri
anlatırken kolektif bir dil yakalar. şiirlerinde anlatıcı her zaman insan olmadığı gibi
yakaladığı dil de her zaman insana ait bir dil değildir. "sincap," "balina," ve
"böcek sıkıntısı" gibi başlıklara sahip otuzdört şiirden oluşan kitapta hayvanlar,
aynı insanlar gibi, iç içe geçmiş pek çok ekolojik ve politik sorunun tanıklığını
yapan varlıklardır. özellikle hayvanlara yapılan zulümü anlatan sofya'nın
şiirlerinin bir ilham perisi varsa eğer, o peri, kendi deyimiyle, "yara bere içinde,
kan revan bir hâlde, buram buram mezbaha ve barut kokuyor. tırnaklarını
kemiklerime dek geçirmiş, omuzumda durmaya çabalıyor" (2015b). sofya,
hayvanları ve doğayı insan tarafından isimlendirilmeyi ve deşifre edilmeyi
bekleyen pasif bir manzara olarak betimlemez. varoluş çabasını yer yer kuşların
yer yer insanın gözünden anlatarak, insan ve insan ötesi varlıkların arasındaki
dolaşıklığa ve insanın yeryüzünde getirdiği yıkıma değinir. sorumlusu olduğumuz
onlarca tahribatı gözler önüne sererek, değişim için çağrıda bulunur. örneğin
"kuşların kuşatması" adlı şiirinde doğa ile tarihin kesiştiği noktada kuşlar "dik
yazılara sığmayan çığlıkları" (15) ile insanlığın yalnızca kendi için yazdığı tarihe ile
meydan okur:
titremeden gövdeleri
birkaç yağmur yukarıda bekliyorlar […]
mayınlar ve sınırlar ayıklayarak topraktan
kuşlar kuşatıyor kışlaları […]
kanatlarına rüzgarları gömüp giderken
biliyorlar
tarih denen teranede
insandan başkası yok diye
yok sayılacak kuşların kışlaları kuşatması. (2014: 14-15)
sofya'nın şiirleri hayvanların gözünden modern toplumdaki kırılmaları
hedef alır ve hem insan hem de insan ötesi varlıkların üzerinde hegemonya
kuranlardan hesap sorar. dik âlâ çevresel yıkıma sebebiyet veren politikalara,
endüstriyel makinelerin ve otobanların sağır edici gürültüsüne karşı sessizliği
savunur. sofya "işleyişi işlerin" başlıklı şiirde şöyle yazar:
dilimi her sözle küçültüyorum
söz ve dil birlikte bitsin diye
ama niye
sessizlikte yavaşlayacak çünkü dünya
gürültüsü makinelerin susunca. (2014: 53)
bir yanda uygarlığın dinmek bilmeyen gürültüsünü ve yozlaşmış dilini, öte
yanda doğanın tüm bu çöküşe karşı direnerek devam ettirdiği sessizliğini anlatan
sofya'nın "uygarlaşma" şiiri ironik bir anlatımla uygarlık anlayışımıza eleştiri
getirir:
kelimelerin kökü bende
kanlı bir ağız tarihinden geliyor.
seslere bir vuracaksak vuralım
yoksa cümle hayȃsızca sürüyor
[…]
beton bina, büyük müze, otoban
hem temizim, hem de nezih, steril
nasılsa gözden uzak çalışıyor mezbaha
[...]
orada olan bitene hâlâ
olup bitmiyormuş gibiyiz hepimiz.
uygarmışız, uygarlaşmışız
gurur böyle gurulduyormuş göğsümüzde. (2014: 89)
uygarlık denen buluşun ardında yatan çevre yıkımını, konuşulmayan
hayvan haklarını ve antroposentrik dili açığa vurur şair. çoğu şiirinde belli zaman
dilimlerine ve mekânlara referans vermekten kaçınan sofya eleştirisini coğrafi ve
tarihsel birer bağlama oturtmaz






www.gazeteduvar.com.tr