elitizm

yagmuradam yagmuradam
seçkincilik de denen düşünce sistemidir. toplumu seçilmiş bir grup insanın yönetmesi gerektiği fikri ile toplumu seçkinler ve diğerleri olarak sınıflamaktadır.bu düşüncede elit olmayanlar yönetilmeyi hak eden yetersiz özelliktekiler ,elitler ise üstün insanlar olarak görülür.
mandrake mandrake
türk solunun bir türlü kurtulamadığı lanet olası bir hastalıktır, her zengin elitist diye yaftalanır, fakir ama gururlu çocuktur bizim solcularımız, fakir olunca sanki otomatikman solcu olunuyormuş gibi...halbuki elitizm yaşam standartlarınla ilgili değil, düşünce sistematiğin ve toplumsal yargılarınla ilgilidir.
ever ever
elitizm, sınırları çizilebilse en ideal sistemdir aslında.
ilkokulda bize dayatılan "cumhuriyet ve demokrasi en iyi yönetim şeklidiri hiç sorgulamadan kabul ettik, padişahlıkla kıyasladık, hep aynı örnek verildi. osmanlı'nın hasta yılları ve padişahın buyrukları..
halbuki demokraside halkın istediği olacaktı.
peki halk kim? demokrasi nasıl doğdu? nasıl bu güne geldi; kaç kişi ilkokuldan sonra sorguladı? çoğunluk sorgulamadı.
yunan polislerindeki yüksek refah seviyesi, buna bağlı olarak halkın düşünen, felsefe yapan, yönetimde söz sahibi olmak isteyen kişiler olması ve doğrudan demokrasi modeli ile kararlar üzerinde direkt etki etmesi belki de ideal bir modeldir doğrudur. sonraları temsil ile yüütülen demokrasilerde ne temsilciler doğrudan demokrasideki karar mekanizmasını işletebildi, ne de seçiciler eski yunan şehir devletlerindeki halk kadar eğitimli ve düşünür oldu.
bugün gelinen noktada demokrasi mevcut sistemlerin devamı için tek yok gibi görünüyor, ancak çok mu iyi? burada herkes demokrasi timsalidir de yarın akp seçilince vay efendim kömürle kandırılıyormuş halk, onlara kömür dağıtıp beyfendiyi hanfendiyi de yönetiyormuş bu iktidar...

sen demiyor muydun en iyisi demokrasidir diye? senden daha cahil, senden daha zor durumda olduğu için daha satın alınabilir, daha akılsız ya da daha ilgisiz birinin (ki şu an hepsinin toplamı çoğunluk demektir) seçtiği hükümetin seçim sonrası bir sonraki seçim donemine kadar kararlarında bağımsız olduğu yönetim şekli mi en ideali?

yoksa gerçekten bilgili, ilgili, akıllı ve kararlarını karnını doyurmak için değil gerçekten düşüncelerini yerine getirebilmek için uğraşan elitlerin sistemi mi?

düşünmeye değer.

not: bu uzun yazıyı üşenmeyip %70 oranında okuyan varsa mesaj atsın çukulat alıcam.
gılgamış gılgamış
nasıl ki "burjuvazi"nin (kentsoylu diye çevrilmiştir) soy sopla bir alakası yoksa, elit olmanın da yoktur. elit doğulmaz, elit olunur. her ülke, siyasal yönetim biçimi - ekonomik sistem farketmeksizin, demokrasinin kitabını yazmış iskandinav ülkelerinden, sözde komünist çin'e kadar elitlerce yönetilir. ingiltere'de, fransa'da belirli okullardan çıkan adamlar devleti yönetir, hiç şaşmaz. çünkü devlet öyle önüne gelene teslim edilmez. türkiye'de de bugün "elitlerin iktidarını sarstığı" iddiasındaki akp yönetimi de bir elitler yönetimidir. siz erdoğan'a bakmayın, o perde önündeki figür. ekonomiyi bakkal hasan değil ali babacan gibi bir adam yönetir, dışişleri'ni (ne kadar sıçıp sıvamış da olsa) ahmet davutoğlu. bunlar da muhafazakar siyasetin elitleridir. bu durum kaçınılmazdır.

elit olmak ne değildir? elit zengin olmak zorunda değildir ama görgülü, gelenek sahibi, kültürlü ve zeki olmak (entelektüel olmak) zorundadır. türkiye'de söylenegeldiğinin aksine, elitistliğin halka tepeden bakmakla bir alakası yoktur, aksine halkçılık ilkesiyle uyumludur. halkçılık demek geniş halk yığınlarının çıkarına olacak siyaset izlemek demektir, bunun içine halkın genel yaşam standartlarını sürdürülebilir yoldan yükselten her şey ve en başta eğitimin kalitesi ve fırsat eşitliği girer. halkçılık halka avanta (balık) dağıtmak değildir, halkın kabiliyetini yükseltmektir (balık tutmasını öğretmek), kısacası halkı "elitleştirmek"tir. bir ülkede köyden gelen bir çocuk ülkenin en iyi üniversitesinde okuyup, halkın oyuyla başbakan ve sonra cumhurbaşkanı olabiliyorsa bu elitizm ve halkçılığın buluştuğu noktadır. gelgelelim, ne yaparsanız yapın, her ülkede halkın büyük çoğunluğu istatistiki olarak - her anlamda - "vasat" civarında gezinecek ve az sayıda kişi ya da grup, halkın genel seviyesinden bağımsız olarak daha üst bir seviyede olacaktır. işte yöneticiler de, toplumun genelinin çıkarı için, bu grup içinden çıkmalıdır.
temmuz beyin antifriz dukkani temmuz beyin antifriz dukkani
elitizm ve elitist sözcükleri fransa'da ancak 1967'de ortaya çıkmıştır. dil, tarihte ilk kez elit kavramına kendiliğinden olumsuz, hatta küçümseyici bir anlam yüklemiştir. komünist ülkelerde resmi propaganda elitizmle elitistleri aynı anda eleştirmeye başladı. bu sözcüklerle hedef alınanlar işletme şefleri, ünlü sporcular ya da politikacılar değil; özellikle kültürel elit, yazarlar, profesörler, tarihçiler, sinema ve tiyatroculardı.. şaşırtıcı bir eşzamanlılık. insana kültürel elitin bütün avrupa'da yerini başka elitlere terk ettiğini düşündürüyor; polis aygıtı elitine veya kitle iletişim araçları elitine. bu yeni elitleri kimse elitizmle suçlamayacaktır; böylece elitizm sözcüğü de çok geçmeden unutulup gidecektir.
meczub meczub
entelektüellikle beraber türkiye'nin turnusolu.
türkiye'nin %95'ine çomarlık ve cahillik illeti sirayet olduğundan dolayı hem elitizm hem de entelektüelite bu topraklarda öcü gibi karşılanır. işin en acıtıcı tarafı ise kendini okumuş bilenlerin, belli bir eğitim düzeyine sahip bireylerin de bu hastalığa tutulmuş olmasıdır.
örneklemek gerekirse; (bkz: türkiye de entel olmanın gerektirdiği şartlar )
(bkz: celal şengör )
unutmayınız ki toplumu elitizm ve entelektüelite ileri taşır, sabahattin zaim'in zeka problemi olan, akçomar rektör yardımcısı değil.
la sonnambula la sonnambula
sistemin içinde sistemin işleyiş unsurlarına bağlı bir elitizm satranç tahtasındaki şah olmak gibidir. o şahı ve onun hamle imkânlarından yoksun olan görece değersiz piyonları tahtada hareket ettiren elin sahibi gerçek seçkindir. taşlar oyun bitince aynı torbaya konacak. sistemi kuran ve onun üstünde kalıp ona hükmeden elittir. gerçek elit.. tabii bir de sistemin içinde olamasa da sistemin dışında kalabilmiş entelijansiyanın elitizminden söz etmek mümkün. fakat entelektüellerin çoğu da sistemin asıl yöneticilerin tarafından tebanın yürümesi için belirlenmiş yolu aydınlatmaktan öteye geçemez. örneğin, fransız devriminin teslisi (liberté, égalité, fraternité) aslında kimin eseri? gibi sorular var. şahsen bu gibi soruların cevaplarını merak ediyorum. seçkin aranıyorsa buralara bakılmalı.
nautilus nautilus
tarih boyunca devletleri yönetenler etitler arasından çıkmıştır. hala bu sistem devam ediyor. elit yöneticilerin iyi yönetici olma şansı var.

elit olmayanların hiç yok.
di mi ama di mi ama
elit; normalde gurur duyulması gereken bir sıfattır. keşke herkes genelde ve uzmanlığında elit seviyesinde olsa. ancak; bir gurubun gücü tekeline alması ister elit olsun, ister olmasın sağlıklı değildir.