emily in paris

kahve ve rengi kahve ve rengi
böyle dizileri bazı insanlar biraz hayal kursun gerçekçilikten uzaklaşın, romantizm kokusu alsın, birazcık hafiflesin diye yapıyorlar sanırım.
bazıları ergen kız dizisi diye yorumlamış ama 30 una gelmiş bi insan olarak optimist olup o şekilde düşünüp biraz paris manzarası görmekten zarar gelmez sanırım.
akrakana akrakana
gayet eğlenceli bir dizi. niye illa drama veya ekstrem olaylar olsun ki, bu tarz gayet güzel. paris'te takılan güzel bir kız hem de pozitif daha ne olsun.
yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
kimse kusura bakmasın bok gibi dizi.

dizinin tek güzel tarafı 24 dakika olması. gerisi alabildiğine klişe...
bir kere ilk bölümün 5 dakikası kızın hayatının tak diye değişmesiyle başlıyor. bunlara hiç girmeden kızı erkek arkadaşının hava alanında bırakma sahnesiyle başlasa ve kız bütün bir uçak yolculuğunu ağlayarak ve yanındaki yolcunun kafasını ütüleyerek geçirse daha iyi bir başlangıç olurdu.

çünkü emily'nin başına gelecekleri zaten biliyorduk.
yakışıklı komşusunun kapısını çalacağını da "fransa'da zemin kat sayılmıyor" diyerek bize uyarımızı da yaptılar. yani bakın, zemin katı da sayacak ve yanlışlıkla yakışıklı komşusunun evine dalacak diye anlattılar bize tek sahnede...

ha ben ikinci kez yapmasını beklemiyordum ama onu yapacak kadarda salak bir kız emily.

amerikalıların aslında biz çok muhafazakar bir toplumuzdur avrupa gibi değilizdir diye yardırmasını da tavım. sanki amerika'da karısını aldatan, metresi olan zengin adam yok. sanki bunlar hiç flört etmiyor. hepsi tibet kırısalındaki turunculu rahipler gibi... inanılmaz.

emily gelir, fransa kültürü ile amerikan kültürünün birbirini aşağılamasını izler ama hırslı bir kız olduğu için işini yapar çok başarılı olur, şirketin alfa kadını tarafından tehdit olarak algılanır ve hop olaylar gelişir. birde yakışıklı komşu ekleriz, onunda sevgilisi çıkmaz mı?

şunu türk dizilerinde görsek "bok gibi" deriz ama elin ameriganı yapınca yaaa çok tatlıııı diyoruz. çerezlik bile değil...