engelliler günü

nokomis nokomis
engelli öğrencisini dövdüğünü gururla anlatacak zihin engelli öğretmenlerince facebook duvarlarında çok eşitlikçi ve insan haklarına çağıran paylaşımların yapıldığı gün. siz ne kadar topluma sempatik ya da özverili gözükmek için rol yapsanız da biz her zaman kaşığını bile tutamayan o öğrencileri dövdüğünüzü gülerek anlattığınızı unutmayacağız. vicdanınız peşinizi bırakmasın, varsa hala tabii.
vidula erota vidula erota
engelliler günü... "normal" (kime göre normalse artık, normal tanımını da pek bilemedim doğrusu) diye adlandırılan insanlardan farklı olan insanların günü... farklılıklarından dolayı, "normal(!)" adledilen insanlar tarafından, engellenenler demek daha doğru bir tanım bence... bilgisayar ya da masa başında saatlerce çalışan iki insanın birinin yürüyemediğini ayağa kalkana kadar anlayamayız değil mi? ama işe alırken tercih konusunda çok da ikileme düşülmez bu iki kişi arasında... örnekler çoğaltılır; duyamayan, göremeyen, konuşamayan vs vs ama lafın özü belli; engellenmezlerse bir dolu başarıya imza atabilirler... engele değil inanca ihtiyaçları var, desteğe ihtiyaçları var... zaman zaman kendimizi güçsüz hissettiğimizde çoğumuzun olduğu gibi... yürüyemeyen biri futbol oynayamazmış, duyamayan biri müzik yapamazmış, göremeyen kitap yazamazmış ve daha bir dolu kafamızdaki engel... bırakın bunları allahaşkına...


esofmantakımı esofmantakımı
bir toplum varki engellilerin ait otopark yerine park eden,engelli rampasının önüne araç park eden,esnafın mal ve tezgah koyduğu bir ülkede engelli olmak ne kadar zor! engelli insanlara bir engelde toplum olarak biz engel koyuyoruz. bir gün kaza yapıp engelli olmak var bu hayatta o zaman anlar bu ülkede engelli olmanın ne kadar zor olduğunu.
plutonun askerleriyiz plutonun askerleriyiz
yine "tek günlük duyar kasmayın"cılar için fırsat doğmuş.

her gün her şeyi anmak, kutlamak vs mümkün değil tabii ki. insanlar çeşitli konularla ilgili çok daha fazla farkındalık yaratmak için böyle günleri kullanıyorlar. iyi de ediyorlar. şimdi böyle ufak ufak başlayarak bir yerde bu işe gönül verecek insanlar olacak. bugün dünya engelliler günü ile ilgili "tek günlük duyar" kasacak sonra yarın öbür gün bir engelliye kaldırımda, otobüste yardım edecek ve sonraki günlerde de daha farklı eylemlerde bulunacak. hal böyle iken tüm bunlar "tek günlük duyar"dan çıkacakken neden buna engel olalım ki? neden insanların bir yerde başlayabilme ihtimallerine bok atalım?

sanırsın kendisi de her gün bütün dernekleri ziyaret ediyor ya da bilmem ne hastalıkları vs ile ilgili her saniye bir çalışma içerisinde. haspam!
ichigokurosaki ichigokurosaki
akranım çocuklar, ayakkabılarının anne babalarına bağlatırken daha, ben protez ayağımı kendim kendim çikartiyorum ve ayakkabımı protezime kendim giydirirken, bana aciyarak bakanların, "kadersiz bu çocuk", "babası bile belli değilmiş" "elimizden bir şey gelmiyor ki" diye konuşmalarini umursamiyorum! umursamamayı öğrendim ben; bana "piç" diyen arkadaşlarimi umursamiyorum mesela. "senin yazın böyle yazılmış, allah yardimcin olsun "diyen komşuları umursamiyorum. "sen de bizim çocuğumuz sayılırsiın, inşallah büyüdüğünde devlet sana iş bulur" diyen akrabalarımi umursamiyorum "benim babam kim?" diye sorduğumda, "ben de babasız büyüdüm, sana baktığıma şükret" diyen annemi de umursamiyorum. benim gibi babası belli olmayan çocuklar var, o çocukları umursuyorum ama! umarim bir gün bir araya geliriz ve birbirimize kardeş oluruz, dost oluruz, aile oluruz... ben tek başima birçok şeyi becerebiliyorum göz damlamı kendim damlatabiliyorum, çay demleyebiliyorum ve omlet hazırlayabiliyorum bulaşıkları sofrada bırakmıyorum kesinlikle ve derslerime kendim çalışabiliyorum. annemle tek ortak noktamız ise, ikimizin de ütüden nefret ediyor oluşu! annem iyi bir insan. hasta olduğunda bir gün, ona süt pişirmiştim. gözleri dolmuştu, "keşke seni doğurmasaydım, kendi çektiğim az geldi, sana da çektiriyorum" derken. o zaman anladim, annem aslinda çok iyi bir insan.kaza mı geçirdin, yoksa doğuştan mi böylesin?" diye soruluyor sik sık. kimse düşlerimi merak etmiyor benim. sinav dünyasıymış bu dünya, sınanıyormuşum. nasıl bir sinavsa artik, düşlerden soru gelmiyor... düşlerimi anlatmak isterdim size, tuttuğum günlüğümü göstermek isterdim, okul bahçesinde, ilk kez isli bir camdan güneşe baktığımda, güneşin o solukluğunun beni nasil kederlendirdiğini söylemek isterdim bunlari gökyüzüyle paylaşabiliyorum, ayla, yıldizlarla, sokak köpekleriyle... hele o sokak köpeklerinin bakışları yok mu, bakışlarımdaki kederi en iyi sokak köpekleri anlıyor. söylemeye gerek var mi, çoğu benim gibi piç biz piçler öyle güzeliz ki; keşke siz de biz gibi güzel olabilseniz ve gözlerimizin içine bakarak bir adnan yücel şiiri okuyabilseniz... arkadaşlarımi görüyorum, babalarının ellerinden tutmuş gezerlerken. babalarıyla nasil övündüklerine şahit oluyorum. o babalardan bazıları, ramazan ayında bana harçlık vermek istiyor, kabul etmiyorum. biri demişti, "birak piçlik yapmayi da, al şu parayı; yoksa zenginsin de haberimiz mi yok!" işte o gün söz verdim kendime, "artık ağlamayacağim" diye. bir ihtiyar adam sokuldu yanıma bir gün ben parkta otururken. şiir gibi çocuksun" dedi sevindim ben. "şiir okuyayım mı size?" dedim işıl ışıl oldu gözleri. "oku çocuk" dedi, "şiir oku... "göç" dedim, "şiirimin adı "göç" islık çaldim duydunuz mu
benden yana koştunuz mu
bir kuş gibi uçuyorum
sizde bana uydunuz mu
"sen mi yazdın bunu" dedi ihtiyar adam "evet" dedim. "ozür dilerim çocuk" dedi, "şiir gibi değilsin sen, şiirsin..." yüzlerce kuş geçti üzerimizden o anda, göçüne dalip gittik kuşların. zenginsin çocuk, bunu biliyorsun değil mi?" dedi. "zenginim" dedim. "kendi göçümü anlatirken yalnız değilim. sen varsın ve kuşlar var beraber seyrettiğimiz, işte bizim zenginliğimiz..." o ihtiyar adamda baba kokusunu hissettim. bu da bir zenginlik, bir piçin ilk kez baba kokusu hakkinda fikir sahibi olması ihtiyar adam ayrılırken yanımdan gülüşmeler, alaylar, yaftalamalar yanda, "böyle bir çocukla ancak böyle bir deli muhatap olur..." oksüz çocukları, yetim çocukları, annesi babası belli olmayan çocukları, engelli çocukları, yetiştirme yurtlarındaki çocukları... geceleri uyumadan önce onları düşünüyorum hep; günlüğümde o çocuklara mektuplar yazıyorum, "yalnız değiliz" diyorum benm en çok kurduğum cümle bu, "yalnız değiliz.."yalnız değiliz, kitaplar var, ormanlar var, deliler var ve gökyüzü annem sordu bu sabah, "gitmem gerekirse ve alamazsam seni yanima, beni bağışlar misin?" "git" dedim "yurtlar var..." hiçkıra hiçkira ağladi annem, "bağışlama beni" dedi."git" dedim yine, gökyüzü var " ilk kez gökyüzünü seyrettik annemle. "niye ağlamiyorsun?" dedi. "söz verdim kendime" dedim, "ağlamayacağım." "aferin oğlum" dedi annem, "benim gibi değilsin sen, çok güçlüsün." bana ilk kez "oğlum" dedi annem. anladım ki o anda, mektuplarim günlüğüme yazmaktansa, bir yurt odasindaki arkadaşlarimin avuçlarınin içine birakabilirim sonra da ranzama çıkip hayaller kurmaya devam edebilirim. güç böyle bir şey sanirım devletten "baba" diye bahsediliyor ya hep, ben devlete değil, yalnızca gökyüzüne "baba" diye seslenebilirim...gökyüzüne "baba" diye seslenecek gücüm var benim; ben bugün bunu öğrendim umursamayınca, korkular da yersizleşiyor annem mutlu olsun istiyorum, arkadaşlarım komşular, akrabalarım, herkes mutlu olsun gökyüzüne protez kol takmak isterdim bana sımsıkı sarılsın diye; bu da benim mutluluğum olsun...
bilemeemm bilemeemm
öncelikle zedelenme, yetersizlik ve özür/engel kavramlarından bahsetmek istiyorum. zira bu "engel" mevzusu hassas bir konu.

*zedelenme/sapma: bireyin psikolojisinde, fizyolojisinde ve anatomisinde meydana gelen geçici ya da kalıcı türden bir kayıp, görev bozukluğu veya yapı bozukluğu olarak tanımlanabilir.

*yetersizlik: bireyin zedelenme – sapma sonucu normal kabul edilen bir etkinliği yapamaması, sınırlandırılması durumudur.

*özür/engel: bir yetersizlik yaşayan bireyin çevre ile etkileşimi sırasında karşılaştığı sorun, zorluk olarak tanımlanabilir.

yani bir örnekle de özetlemek gerekirse, bacaktaki herhangi bir yapısal bozukluk zedelenme, bu bozukluk sonucu yürüyememe yetersizlik, yürüyemediği için futbol oynayamaması özür/engeldir.

bu işle iç içe olan biri olarak, onlar için önemli olan kendilerinden nasıl bahsedildiğinden çok, onlara herkesle eşit hakların verilmesi.


dinamiksoft dinamiksoft
sadece bir gün sosyal medyadan duyar kasmak için kullandığımız aslında her gün hatırlayıp, hayatlarını daha kolaylaştırmak için çalışmamız gereken insanların günü.