ergun babahan

1 /
spanki spanki
sabah gazetesinde genel yayın yönetmeni olduğu dönemde çok mutlu birisiydi.şimdi sadece köşesinden sesleniyor bize.avrupa birliği yazıları dikkat çekiyor.
ozerk ozerk
genelkurmay'ın 30 ağustos resepsiyonu için davetiye göndermediği ve bu yüzden de kendisine genelkurmayca ambargo konuldugu iddia edilen sabah gazetesi genel yayın yönetmeni.
sanki cazorla sanki cazorla
nihat özdemir'i konu edip adalet hakkında bağıran çağıran yazar..
halbuki her sanığı* suçlu zannediyor kendisi anlaşılan, hukuk adalet algısı da gösterdiği kadar demek..
enteresan..

ekleme,
yazısının linkini de verelim de okunsun..

nihat özdemir, fenerbahçe ve adalet

bir maç oynandı; galatasaray kazandı. siz bunu fenerbahçe'nin kötü oyununa veya hakemin kötü yönetimine bağlayabilirsiniz.
fenerbahçe yönetimi olarak hakeme ateş püskürebilirsiniz.
bu hakkınız.
ama itirazınızı seslendirmek için nihat özdemir'i öne çıkaramazsınız.
çünkü o bir sanık.
sıradan bir sanık da değil.
29 yıl hapsi istenen bir sanık hakkındaki suçlama o kadar ağır ki, dolar milyarderi listesine giren ortağı türkiye'ye gelemiyor, firari.
yani, fenerbahçe hakkındaki adaletsizliğe itiraz eden yönetici, ihalelerdeki adaletsizlikle ilgili soruşturmanın ciddi bir sanığı.
türkiye komik bir ülke olduğu için herkes bunu normal kabul ediyor.
eğer, fenerbahçe yönetimi galatasaray maçıyla ilgili olarak hakem hatası suçlamasında bulunacaksa, bunu dillendirecek insan nihat özdemir olamaz.
olursa ben inanmam.
eğer fenerbahçe hakkı, hukuku arayan bir kulüp olmak iddiasındaysa, hakkında 29 yıl hapis istenen bir insanı asbaşkan mı, başkan yardımcısı mı neyse, o konumda tutamaz.
ben, koyu bir fenerbahçe taraftarıyım.
ama cüneyt çakır'ın yönetimine isyan eden isim, hakkında rüşvet iddiasıyla dava açılmış bir fenerbahçe yöneticisi ise hakem sonuna kadar haklı diyorum.
çünkü ben fenerbahçeli olmakla, yolsuzluğa karışmayı ayrı tutuyorum.
böyle bir iddia ile yargı önünü çıkan biriyle aynı yönetim kurulu üyeliğini kabul eden herkesi kınıyorum.
onların, hakemin haksız olduğunu iddia eden nihat özdemir'e, "kardeşim senin ortağın niye firari. niye türkiye'ye gelemiyor?" diye sormasını istiyorum.
ben yargı kararı ile aklanmamış, ortağı firari bir insanın kalkıp fenerbahçe adına konuşmasını kabul edemiyorum, etmiyorum.
ben hâlâ nihat özdemir'in dava sonuçlanana kadar yönetimden çekilmesi gerektiğine inanıyorum ve özdemir'i yönetimde tutan bir kulübün hakem hatasından yakınmaya hakkı olmadığına inanıyorum.
özdemir aklanmadan önce yönetimden ayrılmazsa, her fırsatta bu konuyu gündemde tutacağımı da buradan ilan ediyorum. ve buradan diyorum ki, özdemir'in kulüp yönetiminde kalmasına destek verenler de onun kadar sorumludur.

http://www.sabah.com.tr/2008/02/29/haber,8895A94064A84E9E8FA41BA2202A8AE6.html

ekleme: link değişikliğe(!) uğramış onu düzelttim..
bir şeyler olacak yarın bir şeyler olacak yarın
sabah'taki son yazısı:

"gönüllü bir sürgün

kendimi zorunlu bir sürgüne yolluyorum, ne kadar süreceğini bilmediğim bir sürgün bu. belki de hiç bitmez, bilemiyorum.
ama gönlüm ferah olarak çıkıyorum bu yolculuğa.
evet, bakmak zorunda olduğum iki küçük çocuğum var ve bu kararı verirken bunun sıkıntısını yaşamadım dersem yalan olur.
bir aydır geceleri uykum bu düşünceyle kaçtı, açıkça itiraf edeyim.
çünkü temelli gidiyorum.
gün gelir başımı alır giderim diyorum.
bir hayat tarzını, ayrıcalıkları bırakıp gidiyorum, çünkü inancımı kaybettim.
paranın alamayacağı şeyler vardır, bunların başında inanç gelir.
o yüzden gün gelir, başını alıp gitmek zorunda kalırsın.
bu vicdani ve kişisel bir karardır ve kimseden aynı şekilde davranmayı bekleme hakkım yoktur.
inancın bedeli şahsi ödenir.
gün, bedeli benim ödeme günüm.
ben bu bedeli öderim.
kendime saygım, dostlarımın ve çalışma arkadaşlarımın yüzüne bakabilme uğruna, çocuğum bildiğim sabah'a veda etme zamanı geldiğine karar verdim.
bu karar bir günde alınmadı.
vicdanım rahat.
inancım uğruna gidiyorum.
inandığım sabah'ı yapamayacağım için gidiyorum.
gidiyorum çünkü ben gazeteciyim.
unuttunuz belki ama gazetecilik bazen gitmeyi bilmektir.
ben bu vaktin geldiğini fark ettim.
20 yılı doldurduğum sabah'tan gidiyorum, hem de dönmemek üzere.
kalanlara selam olsun.
gidiyorum, çünkü artık bildiğim, inandığım sabah'ı yapma imkânım yok.
bu gazeteye ağustos 1989'da girdim.
giriş o giriş.
2001 krizi nedeniyle uzakta geçen 1.5 yılı saymazsak burası gerçek anlamda yuvam oldu.
belki de sabah'ı gereğinden fazla sahiplendim.
ama bu süreçte gazetenin gerçek sahibinin okur olduğunu bildim ve bu gerçeğe saygı gösterdim.
gazeteci olarak iyi bir okulda yetiştim ve bunun için ortalama bir gazeteciden daha ağır bedel ödedim.
iki çocuğumun doğumunda da karımın yanında olamadım mesela.
pişman mıyım, asla.
sabah'ta çalışmak bir keyifti ama dinç bilgin gibi bir gazeteci patronla çalışmak zordu.
yine de o zorluk, bana yıllar sonra bu koltuğa oturtacak deneyimi kazandırdı.
ben de işimi çok ciddiye aldım, cumartesipazar demedim çalıştım, kızım ayşe'yi sadece gazeteye götürdüğüm günlerde görebildim.
gece yarıları çok sayfa yıkıp yaptığımız oldu; atladığımız bir haber yüzünden dinç bilgin'den köşe bucak saklanmaya çalıştığımız da oldu...
kötü yaptığımızda en ağır şekilde fırçalayan, iyi işimizde "sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum" diyen bir patrondu.
ne biliyorsam, o öğretti, ben de iyi öğrendim açıkçası.
zaten 1984'ten bu yana patronumdu, yeni asır'da başlayıp 2008'in son gününde noktalanan bu serüvende istifa kararımı eleştirenlerden biri de oydu.
ona "siz nerelerdesiniz, bizi niye ortalarda bıraktınız" diyemedim elbette.
ama bize verdiği emeğe saygımı bir an olsun eksiltmedim.
gün be gün ilgilendi bizimle.
2002 ağustos'unda dinç bilgin ve turgay ciner'in isteğiyle yayın yönetmeni olarak göreve döndüğümde, onun da büyük desteğiyle de bu gazeteyi 190 binlerden alıp hürriyet'in ensesine dayadım.
burada tevazu göstermeyeyim, işimi iyi yaptım, hem de çok iyi...
sadece o dönemde değil, sabah'ın son 7 senesinde de...
çünkü bu gazetenin genetik kodlarını biliyorum, okurunu tanıyorum.
hâlâ iddiam, bu gazeteyi yapabilecek en iyi gazetecilerden biri olduğumdur, bunu önümüzdeki günler sınayacak zaten.
gazetecilik bir inanç ve liderlik işidir.
liderliğe inanç ve gerçeği yazabilme iddiası...
artık bunu yapabileceğime inanmadığım için gönüllü bir sürgünü tercih ediyorum.
bu bir bedel, benim koşullarımdaki bir çalışan için çok ağır bedel.
sonucu ne olursa olsun, bugün bu bedeli ödemeye hazırım ve bugün ödüyorum.
çünkü ben solcu gençliğimden kalan isyancı ruhumu hiç kaybetmedim.
bu işi yaparken hep demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü korudum, haberin gücüne inandım.
yorumun da özgürlüğüne...
hiçbir arkadaşımın yazısına müdahale etmedim, eleştiri okları en ağır biçimde bana yöneldiğinde bile.
aldığım kararı küçümseyenler, bana "aptal" diyenler veya "çok geç kalmış bir karar" diyenler çıkabilir elbette.
ama başta ben, ailem ve yakın dostlarım gerçeğin bu olmadığını biliyoruz.
bu kararı medyada pek çok insanın imrenerek baktığı bir pozisyondayken aldım.
dedim ya bu tercih edilmiş bir sürgün.
"ne var bu kararın ardında" derseniz, cevaplayayım:
atıp tutarken mangalda kül bırakmayıp hayatın en kritik sınavında tavırsız kalmak yok.
yüzümü bir gün bile kara çıkarmayan çalışma arkadaşlarımı üzdüğümü, sıkıntıda bıraktığımı biliyorum ama dediğim gibi bana artık gitmek yakışırdı.
ikincisi, bildiğim, inandığım, büyümesine destek olduğum sabah'ı yapma gücüm, olanağım kalmamıştı.
dinç bilgin "gazete memurları ile çalışma" derdi, ben de memur bir yayın yönetmeni olmayı istemedim.
türkiye bugün gazetecilik mesleğinin çok ciddi sınavdan geçtiği bir ülke.
bu sınavın iyi verildiğini söylemek mümkün değil.
bu sınavdan pekiyi alacak tavırlarım olduğu kadar, "0"ı hak ettiğim de olmuştur tabii.
ama bu sadece benim sorunum değil.
rengini, tadını, özgürlüğünü giderek yitiren tüm basının sorunu.
25 yıldır elimden geldiğince, gücüm yettiğince demokrasinin, halk iradesinin, azınlık hakkına saygının yanında oldum, tahakküme karşı çıktım.
dün karşı çıktım, bugün karşı çıkıyorum, yarın da karşı çıkacağım.
belki de biraz bu yüzden gidiyorum.
sağlıcakla kalın.
sakın anneme işsiz olduğumu söylemeyin, o beni hâlâ sabah'ın yayın yönetmeni sanıyor."

(bkz:http://www.sabah.com.tr/haber,16410C20CCD443D8AD98A962D31902A0.html
bir ordayim bir burda bir ordayim bir burda
bir sekilde içinde bulunduğu rahatsız durumu ve sabah gazetesinin hiç de öyle serbest düşüncelerle yayınlanmadığını itiraf eden bir yazıyla görevini bırakmış gazeteci.. hakkında yaptığım küçük araştırmayla kendi kişiliğini tam olarak oturtamamış ancak yine de içinde bulunduğu durumla savaşmaya çalışmış biri.. yine de kafesinde tepinen birini görmeyeli uzun zaman olmuştu.. bunu kişilere bir hakaret olsun diye söylemiyorum. insanların içinde bulundukları durumu gerçek olması gereken yazılı basında gösteremedikleri için vurguluyorum.. ama tabi bu yazıyı faşist karşılayacak olanlar da çıkmayacak değildir.. hatta tiyo da vereyim. bıyıklı birileri yakında çıkıp çemkirme yordamıyla ona buna bok atarak kapatacaklar bu itirafın üstünü..
maybash maybash
cnn türk'te yayınlanan full ekran programında cengiz semercioğlu'nun söylediği deniz feneri davasını görmediniz ama daha sonra zahid akman'ın açıklamalarını manşetten verdiniz eleştirisine ve gösterdikleri yandaş medya izlenimlerine kıvırarak cevap veren şahıs.
nickeledeon nickeledeon
izmir'in eski görkemli günlerine dönmesi için kemalizm'i bırakması ve iktidarla iyi geçinmesi gerektiğini söyleyen izmirli akp şakşakcısı gazeteci. izmir'in yeni bir dinç bilgin'e ihtiyacı olduğunu söyleyen babahan, izmir'deki rahat yaşantının (istediğini giyebilme) çağdaşlık olmadığını, izmirli hiçbir girişimcinin ortaasya'da yatırım yapmadığını iddia ediyor. (sanki hükümet destekliyor da, yapmıyorlar demiyor.) sinir bozucu, kendisiyle çelişen röportajın devamı için:http://www.egedesonsoz.com/default.asp?sayfa=roportaj-detay&rID=163&roportaj=ergun-babahan
1 /