ertuğrul özkök

1 /
mechartes mechartes
arka sayfa güzelini her gün kendisi belirleyen ve bunu eleştiren insanlara pişkince "genel yayın yönetmeni değil miyim istediğim şeyi yaparım. kim ne karışır ki ?" diyebilen insandır kendisi.
mavio mavio
bir gazetenin genel yayın yönetmeni olmayı başararak hayatta hak ettiğinden fazlasını edinmiş şahsiyet. karaipler'de yediği karidesten veya roma'da içtiği şaraptan vakit buldukça ülke sorunları hakkında yazdıklarıyla halkı aydınlatır. hem yayın yönetmeni hem de yazar olarak bu kadar dar bir kesime hitap etmesi bilinçli bir seçim herhalde. ya da kapasite meselesi
sizzle sizzle
eski solculardan olduğunu ballandıra ballandıra anlatıp şimdiki halini o solculuğunun gelişmesi sonucu olduğunu ima eden, yazdığı herhangi bir yazıyı okuduktan sonra yazıda bahsedilen konu hakkında kesin bir görüş belirtmediğini kolayca anlıyacağınız, konuyu evirip çeviren gereksiz herşeyi anlatan ama bu böyledir kesinlikle demeyen,ancak zeki olduğunu ve yazılarını bilinçli şekilde böyle yazdığını düşündüğüm, amerikanın ırak saldırısından önce yazdığı bir yazının sonunda gazeteyi paramparça etmeme sebep olmuş yazar bozuntusu.
mavio mavio
devamlı olarak hükümete yatan bir yazar. dsp-mhp-anap koalisyonu sırasında mesut yılmaz ve bülent ecevit için "aman aranıza nifak girmesin" başlıklı bir yazısı vardı, arşivledim, okur okur gülerim
balta balta
son olarak kaleme aldığı muhteşem(!) yazısının linki:http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~10@sid~9@nvid~609875,00.asp

bu da konuyla ilgili yorum:

doğan grubu süt işine girince, hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök, "süt ihtilali"ni keşfetti. bugünkü yazısında doğan grubu'nun yatırımına hiç temas etmeden süt sektörünü masaya yatırdı, sütçülük lobisi yaptı.

hürriyet genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök, bugün gazetecilik mesleğini ayaklar altına aldı*. özkök'ün, van gölü'nde canavarı ilk manşet yapan "asparagasçı" genel yayın yönetmeni olarak tarihe geçtiği için bu yaptığına da şaşırmamak gerekiyor. doğan grubu, kelkit'te yaptırdığı bir tesisle süt işine girmesine rağmen özkök bunu yazısında sakladı ve sütçülük lobisi yaptı.

doğan grubu'nun sütçülük işine girmesi son derece doğal. üstelik aydın doğan'ın bu tesisi kalkınmamış bir yöremizde yaptırması övgüye değer. buraya kadar hiçbir sorun yok. ancak hürriyet genel yayın müdürü'nün sanki sütçülükle hiç alakaları yokmuş gibi, yazısında bu ticari ilişkiden tek satır dahi bahsetmeden, sütçülük sanayi lobisi yapması son derece ayıp!

ertuğrul özkök'ün gazetecilik mesleğine çok büyük katkıları olmadığı, öteden beri bilinen bir gerçek. maslahatçılık mesleğine engin katkısı ise makyavel'i özletecek düzeyde. sütçülük mesleğine tutkusu ise belli ki efsaneleşecek.
(kaynak: `habertürk)

edit: ilgili yorum habertürk'te manşet olarak yer almış, daha sonra 'son manşetler' kısmından da dahil olmak üzere alakası olan bütün yerlerden linki kaldırılmıştır.
chaghdash chaghdash
yılmaz güney'i çocuğunu döven faşist bir baba, hatta çocukları bol bol döven piskopat bir kişilik olarak tanıtmaya çalışmıştır.

(bkz: mao'yu ezberleyemeyen çocuk geçen pazar günü milliyet'te bir haber okudum. hurriyet )

daha sonra yılmaz güney'in ailesi kendisini dava edeceğini açıklamıştır. bu gayet normaldir. ilgi çekici olan ise, bu şahsiyet bir türlü neden bu davanın kendisine açıldığını anlayamaz. zira çocuğunun kulağını çektiğini fatih akın da dile getirmiştir ama ona kimse dava filan açmamıştır.

ingilizcesi yeterli olanlar için (bkz: culture, arts and entertainment - telegraph all the latest news, reviews, pictures and video on culture, the arts and entertainment. telegraph )

kendisinin olayı nesnel bir şekilde anlatmayıp öznel değerlendirmelerini ve "kulak çekiyorsa tokat da atmıştır, hem zaten başka çocukları da dövüyormuş" şeklinde attırdığı analizleri ekleyip "ben şahsen bunlara saygı filan duymam" demesini de unutmuş görünüyor.

bunu da anlayışla karşılamak lazım. sahibinin sesi olup da sahibine karşı olan ve halk arasında bu kadar sevilen birisini ilginç bir mantık zincirine dayanan gerekçeleri kullanmaksızın yalansız dolansız karalayamayacağını bizden daha iyi biliyordur herhalde.
libertar libertar
ertuğrul özkök'ün ekim ayında çıkan "bir ülke pazarlanabilir mi? evet"(bkz: bir ülke pazarlanabilir mi? evet emin çölaşan başbakan tayyip erdoğan'ın 'ben türkiye'yi pazarlıyorum' lafına takılmış. 'bu türkiye'yi satmak anlamına gelir' diyor. hurriyet ) başlıklı yazısı takdire şayandır.

yazısında tayyibin yapamadığını yapmış ve "ben ülkeyi pazarlamakla mükellefim" sözünün hakkını vermiştir.

-türkiye'yi pazarlamak' terimi teknik olarak doğrudur.

-artık insanların pazarlaması da yapılıyor.ve teknik olarak kimsenin aklına ‘bir insanın satılması' gelmiyor.o yüzden diyorum ki, başbakan'ın kullandığı ‘ben türkiye'yi pazarlıyorum' sözleri, mesleki ve teknik açıdan doğrudur.


-bir siyasetçi de istismara elverişli ifadelerden kaçınmalıdır.

burada bir psikolojik tahlil yapayım.

kendine fazla güvenen insanlar, konuşurken böyle teknik riskleri göze alırlar.

mesela rahmetli özal...

‘benim memurum işini bilir' derken, kastettiği şey elbette rüşvet falan değildi.

bravo demekten başka bişey gelmiyo elimden....
1 /