evlilik aşkı öldürüyor

1 /
eyledebeylede eyledebeylede
aşkın iki senelik kimyasal ömrü olduğunu söyleyen isviçreli bilim adamlarına inanmak gerekirse aşk ölmeye mahkum bir duygu selidir. suç evlilik kurumuna atılır.
katinanınelindemakası katinanınelindemakası
birbirine aşık olan veya aşık olduğunu zanneden çift sonunda toplumun ve ailelerinin de onayıyla rahatça sevişebilmek ve üreyebilmek için evlenmeye karar verirler. söz, nışan, kına gecesi, düğün, imam nikahı, resmi nikah ve her türlü prosedür halledildikten sonra sonunda iki kişilik hayatlarını yaşamaya başlarlar. cicim ayları diye bildiğimiz ilk birkaç ay geçtikten sonra erkek artık evin reisi olduğunu hissetmek ve kadın üzerindeki hakimiyetini kurmak ister. kadının giyimine kuşamına arkadaşlarına her şeyine karışır, karısı çocuklarının anası, evinin kadını olsun ister, yasaklar koymaya ve beklentilerini sıralamaya başlar. kadın da evliliğin ortak yaşam olduğunu erkeğe kabullendirebilmek için gardını alır ve psikolojik bir savaş başlar. hakimiyet ve söz geçirebilme savaşı gittikçe büyür ve ipleri gerer. kadın bekar kız arkadaşlarıyla gezmeye çıkamıyorsa kocası da erkek erkeğe içmeye gidemez misal. karşılıklı yasaklar başlar, kocası istediğini yapmazsa kadın küser hatta en büyük silahını kullanır kocasının cinsel ihtiyaçlarını karşılamaz. bir süre sonra bu psikolojik savaş gittikçe güçlenir ve artık bütün silahlar kuşanılmış, bir gerilla savaşına dönüşmüştür. bu süreç içerisinde erkek artık evliliğin aşkı öldürdüğüne kanaat getirmiş ve çoktan onu mutlu eden başka bir ilişkiye yelken açmıştır. kadın ise aldatıldığını öğrenir ve o da evliliğin aşkı öldürdüğüne karar verir.
karizmatik karizmatik
sürekli aynı ortamları paylaşmalarından ötürü birbirleriyle çokça çelişki yaşayan çiftlerin sorunlarını aşamayınca sığındıkları klişe.

aslında aşkı öldüren evlilik değil bizzat evliliği yapan kişiler ve sorunlarıdır. zira 80 yaşına gelmiş ve hala birbirlerine deli gibi aşık olan çiftler mevcuttur. iki insanın aralarında sorun yaşaması gayet normaldir. çünkü insanların yapısı itibariyle birbirlerinden çok farklı düşünebilmeleri ve bunun sonucunda ise fikir ayrılıkları söz konusudur. asıl normal olmayan durum ise bu fikir ayrılıklarının birer kavga sebebine dönüşmesi ve en küçük fırsatta dahi şiddetli kavga çıkarabilme yetisine sahip olmaktır.

kabul etmek gerekir ki insanların büyük kısmı kendi hatalarını görmezden gelebilirken karşısındaki insanın hatasını ise anında yakalayabilmektedir. bunun sonucunda ise kendisini tamamen haklı, karşısındaki insanı da tamamen haksız görmektedir. bu durumu en güzel dile getiren yazarlardan biri de paulo coelho'dur. zahir isimli kitabındaki şu satırların tüm ikili ilişkilerimizde bizlere olumlu katkı sağlayacağını düşünmekteyim:

"-marie, farz et ki iki itifaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. sorum şu: bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence ?

- aptalca bir soru bu. elbette yüzü kirli olan.

- hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak. ve tersine yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine : ben de kirlenmiş olmalıyım. en iyisi yıkanayım, diyecektir.

- ne anlatmaya çalışıyorsun ?

- demek istiyorum ki, hastanade geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. onların sevgi dolu tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı."

bir başka gerçek de şudur ki evlenmeden önce daha nadir görüşülen, hatta bazen hiç görülmeyen, sevgili erişilmesi zor olan diğer şeyler gibi seven insan için çok kıymetlidir. nadiren gördüğü sevgilisine gösterdiği sevgiyi, hürmeti hergün sabah akşam gördüğü birisine göstermesi belki beklenemez ama bu durumda hem erkeğe hem kadına büyük iş düşmektedir. yani evlenmeden önceki dönemdeki ilgi ve alakayı beklemek belki biraz gerçekçi olmayabilir ama yine de en azından o dönemdeki ilgi ve alaka hedef olmalı ve o hedefe uygun hareket edilmeli. buna paralel olarak evlilikleri monotonluktan kurtarmak adına her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olunmalı.

son olarak karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde tüm sorunlara beraberce eğilen, anlaşmazlık durumunda orta yolu bulabilen çiftlerin evliliği aşkı öldüremeyecktir.
biyolojiksaat biyolojiksaat
evlilik bu kadar aşkı öldürmüş,seri katiller listesinde başa oturmuşken,bu kadar şikayet unsuruyken ,hala nedendir, niçindir yargılanıp cezası kesilmiyor?! ...
demek oluyor ki, bu konuda düşünselliğin, varsayımın ötesinde somut bir delil yok.
biz öldürelim sonra da kendi yarattığımız aciz bir kavrama yükleyelim...ne akıllıyız biz yahu!

gelecekten geçmişe bir demet çemkirme: lana bir name; ben nasıl böyle bir kelama varmışım. öldürür işte. katil o katil.
tembel tembel
popüler fakat yanlış bir ifade. bir nevi galat ı meşhur. aşkı öldüren -kimyasal bir tepkime için doğum-ölüm kavramları her ne kadar biraz ağır kaçsa da- aşık olunan kişi veya şeye kavuşmaktır. evlilik gibi kanuni formalitelerin bu kimyasal mevzularla bir ilişkisi bulunması beklenemez, böyle hayali ilişki vehimleriyle kendini yıpratmamalıdır kişi.

birbirini seven çiftimiz evlilik aşamasına geldiğinde, eğer bu çok ani bir karar, yıldırım nikahı, vegas'ta balayı falan değilse, aşk büyük ihtimalle çoktan ölmüş, gömülmüş, hatta kırkı da çıkmış olacaktır. gelin ve damat kişilerin aşk olarak düşünmekten hoşlandıkları şey ise, sağlıklı ilişkilerde, karşılıklı bir ihtiyaç, saygı-sevgi, bağlılık türevi olaylar, sağlıksız ilişkilerde de bir takım hevesler, kendini kanıtlama arzusu, hatalı bazı güdülenmelerden başka bir şey değildir.

nikahı, nişanı geçelim bir kalem; sevdiğinizi iddia ettiğiniz kişiyle birlikte evlilik denen limited şirket ve onun sözleşmeler ve yükümlülükler dünyasına adım atmayı ciddi ciddi kafanızdan geçiriyorsanız eğer, bilin ki aşk sizin için artık çoook gerilerde kalmış durumdadır.
tonguç tonguç
sahiplenme duygusu kontrol edilse evlilik bile aşkı öldüremez de nafile işte. evlilik bir kağıt parçasından ibaret aslında. toplumun öğretisi, ahlak bekçisi. aynılaşma ve toplu üretimde raflarda yerini alma ya da değil. sen belirliyorsun işte bunu. evlilik ne allah aşkına. bir gösteriden başka birşey değil. dışarıya bir poz; eğer böyle yaşıyorsan. "çocuklarım için yaşıyorum"; güldürme insanı. bu kafa her şartta öldürür evliliği. aşk aynı anda iki kalbin çarpmasıdır. sahiplenememenin çaresizliğini yaşamalıdır bencillik. iki kalp birden atsın yeter.
mnemosyne mnemosyne
zamana yenik düşmesi kaçınılmaz aşkın arkasına saklandığı duvar..aşık olan kişiler birbirlerine makyajsız,saç baş rezalet,bakımsız görünmemeye çalışırken,gün olup hiçbirini umursamazsa,ya karşıdakinin yanında sonsuz bir rahatlık vardır,ya da artık onca çabayı göstermeye değer bir şey kalmamıştır..sonsuz rahatlığı sağlayan da alışmaktır zaten,birine alışmak davranışlarda dikkatli olmayı,onu kırılacak kristal bir vazo gibi görmeyi bırakmaktır..
toplumumuzda çiftlerin birbirine alışacak ve her halini görecek duruma gelmesi genellikle evlilikle,yani bir nevi köprüyü geçmekle olduğundan,alışmak,bitiş evliliğin sırtına yüklenmiştir..oysa belli bir süreden sonra fırtınanın bir şekilde dineceği bilinen ama kulakları sıkıca kapattıran bir gerçektir..her aşk bir gün biter,kimisi sıcak,huzurlu bir duyguya dönüşür,kimi aşk bittiğindeyse gitmek gerekir..evlilikti,anlaşmaydı işin hikayesi olur..
elladan tinuviel elladan tinuviel
kesin ve net doğru olan önermedir. aşkı aşk yapan içinde barındırdığı yan unsurlar değildir de nedir? içindeki heyecanı, romantizmi, farklılığı dipdibeyken nasıl yakalayabilir ki bir insan? düşünsenize, her gün aynı kişi sizi aynı yerde bekliyor. dün de oradaydı ve muhtemelen yarın da orada olacak. kulağa çok sıkıcı geliyor. bu her gün aynı yemeği yemek gibi birşey.
1 /