existenz

1 /
floydzede floydzede
videodrome,crash ve existenz.üçleme olarak düşünülmüş ama özellikle videodrome ve crash arası baya bi uzun tutulmuştur.üç film de yerinde ve zamanında kullanılmayan teknolojinin getirdiği negatiflikler,teknolojinin kaybettirdiği duygular ve de önüne geçilemeyen şiddet üzerine kafa yorar.hazmı zor,hazzı çok bir filmdir.bu filmde de bilgisayar oyunlarına takmıştır büyük üstad david cronenberg.ama bu bildiğimiz bilgisayar oyunlarından değildir,tehlikeli bir versiyonudur.hatta daha fazla uzatmadan film hakkında gayet güzel bir kritiği sizlere sunuyorum:

(bkz: en son beyazperde eleştirileri en son beyazperde eleştirileri: hacker, whiplash, leviathan, 6 süper kahraman, çılgın dersane 4: ada,... beyazperde )
bloodine bloodine
açık uçlu sonuyla kurtarılmaya çalışılmış boş bir film. insana hiç bir şey katmamakla birlite vakit öldürgeçi.

göt deliğine benzeyen bio-port'lara sürekli bişeylerin girip çıkması ve insanların içlerine her girildiğinde orgazm tadında harekleter yapması "yönetmen david cronenberg gay mi?" sorusunu akla getirmiştir. daha ne diyim, o kadar gereksiz bir film.
zet zet
seyri sırasında içinde pek bir ilginçlik, bir mesaj barındırmayan fakat sonundaki muamma ile şöyle ciddi bir paranoyaya sebep olan film:

bu sanal oyun furyası başladı başlayalı insanlar işin ucunu kaçırıp oyun ve gerçeği ayırt edemez hale mi geldiler?

yine de kurtarmıyor.
jimela morrison jimela morrison
şimdi bu filmde bilgisayar oyununu yaratan: kadın. genelde erkek olur bilirsiniz ki. ve insan vucutlarına açılan "bioport"lar, fallosantrizm bir yalandır, asıl vajina hasedi vardır görüşünü simgeler nitelikte. bu da akıllara filmin feminizme gönderme yaptığını getiriyor.

ama bi de bu görüşün aksi yönünde, oyun organik bir oyun, oyun aleti kanlı canlı, dünya üzerinde de organik üretimi kadın yapageldiği için hatta sadece organik üretimden sorumlu olduğu için ve filmdeki gibi hayatını ona adadığı ve çok önemsediği için bu oyunu yaratan kadın olabilir. yani bu da eril anlayışa ters düşmez. ve de filmin en son sahnesinde (dikkat: spoi var) oyunun gerçek sahibinin erkek olduğu şüphesi yaratılmasıyla da yine eril anlayışın bir ürünü olabilir.

"varoluş" isminden, varoluşçulukta yer alan "dünyaya fırlatılmışlık" endişesi, filmde de oyun içinde, atmosferler değiştikçe, oyuncuların yabancı bir ortamda ne yapacaklarını bilemeyip endişeye kapılmaları olarak karşılık buluyor.
sleepyhead sleepyhead
art and culture 102 dersinde izletilen değişik bir yapım. güzel demeye dilim varmıyor ama kötü de diyemiyorum. izlenir beğenilebilinir ancak unutulmaz bir film değildir.
kosmos kosmos
aylar önce izlememe rağmen hala sanrılar şeklinde kendini hatırlatan film. cronenberg' i anlamak için izlenmesi yeterli olucaktır. onun tutkularını, tarzını ve anlatmak istediklerini. aslında tutkuları özetle, organizma ve makinadır.
s m novella s m novella
dün gece arkadaşın ısrar etmesiyle izlediğimiz film. kendisi kçükken izlemiş, çok hoşuna gitmiş. şimdi benim yorumuma gelecek olursak yarrak gibi bir film afedersin. tamam konu ilginç ama bi konu ancak bu kadar boktan işlenir. ulan insan azıcık bi aksiyon katar filme. oyunculukların harika olduğunu söyleyen arkadaşlar kusura bakmasın ama bok yesin. oyunculuklar berbat ötesi. yani kısacası izlemeyin izlettirmeyin.. tamamen zaman kaybı..
dream is destiny dream is destiny
cronenberg sony'nin sahibi olsaydı ne olurdu? sorusunun cevabı olan filmdir.o zamanlar bluetooth olayı olmadığından olsa gerek kablo yerine göbek bağı,joystick yerine de kurbağamsı şeyler kullanılmış.joystickten gelen sesler ise çok boktandı.

ama sonu muhteşemdi.inception'dan seneler önce çekilmiş olmasına rağmen birebir aynıydı nerdeyse.
(bkz: are we still in the game)
özetlersek, izlenesi bir filmdir.90 küsür dakika olması ve sıradışı konusu itibariyle sıkmayacaktır sizleri.
setheleh setheleh
uyarı: yazı çok uzun, okurken sıkılabilir insan, diğer taraftan, insan neyden sıkılmıyor ki...

jeffrey sconce'un haunted media adlı nadide bir iletişim kitabı vardır. bu kitapta işlenen televizyon kaynaklı şiddet vakalarından birinde bir cbs izleyicisinin stüdyo basıp cbs kameramanını bıçakladığı anlatılıyordu. bunu yapmasının arkasındaki temel motivasyonununsa tv ile ilgili birine zarar vermek olduğu söyleniyordu... existenz filminde realistlerin gerçekliğe zarar veren en iyi oyun tasarımcısını öldürmeleri gibi o da tv ile ilgili birine zarar verirken tv'nin onu yanlış tanıttığını, bir bakıma iftira attığını söylemekteydi. saldırgan, filmdekine benzer motivasyonlarla medium'un gerçekliği manipüle etmesine karşı bir tepki olarak bunu yaptığını söylüyordu. existenz'da da realistlerin tepkisi de hatırlanacağı üzere tamamen bu gerçeklik yıkımı ile alakalıydı.

kullanılan makinenin, film için bio-port, bir cyberspace yaratıp oyuncuları(izleyicileri) aynı oyunun içinde toplaması, gerçeğe yakınlığın getirdiği bir samimiyet hissinin de etkisi ile makinenin bir arkadaş olarak görülmesi durumu da mevcut. bunu yaralandığında kendi hayatından önce bioportunun bozulup bozulmadığını, oyuna girişinin mümkün olup olamayacağını düşünen allegra örneğinde gözlemleyebiliyoruz. buna bir diğer örnek, ilk başta bioport'a mesafeli duran ve bedenini bu teknoloji ile füzyona uğratmayı uygunsuz gören pikul'un oyuna girdiğinde kendini durduraması verilebilir.
pikul'un bu kendi kişiliğinin değişimine engel olamaması durumu ortaya şizofrenik bir karakter çıkarmış oluyor. tıpkı televizyonların direkt olarak kendisine hitap ettiğini düşünen ve gerçekliği başka bir medium'un penetrasyonu ile sekteye uğrayan stüdyo basan adam gibi pikul da bir şizofreniye sürükleniyor. tv ile gerçek hayatın iç içe geçtiği bir dünyada, realdeki karakterinin sabitliğini koruyamıyor. bazı durumlarda pikul'un yaşadığı şey, gerçek dünyayı tamamen terk edip cyberspace'e sığınmak olarak tezahür ediyor. oyun bağımlılarının durumları buna bir örnek olarak gösterilebilir. tıpkı existenz oyununda benzincide allegra'nın ayağına kapanıp ona bir ilahe, bir yaratıcı gibi şükranlarını bildiren benzinci karakteri gibi. hatta benzinci hala bir tamirhanede çalıştığını, hayatının değişmediğini ona söyleyen pikul'a bunun ancak "most pathetic level of reality" de olduğunu, yani gerçekliğin oyunun cyberspace'inin yanında kifayetsiz kaldığını söylüyordu.

gerçekliği manipüle edişe tepki gösterme, televizyonu bir arkadaş olarak kabul etme, bağımlılık düzeyine ulaşan ve gerçeği terk etme arzusu ile sonuçlanan olayların hepsi elektronik aletlerin yarattığı "presence" ve "liveness" olayının sonucu. bu televizyonlarda güçlenen ve bilgisayar ile pekişen bir şey. filmdeyse bu cronenberg'in tekno-organik bileşenlere olan merağının etkisi ile bioport adı verilen teknik olarak hayvan olan ama başka bir gerçekliğe geçme şansı veren makinelerin vasıtasıyla existenz'a giriş tasviri ile bir üst boyuta taşınıyor.

medium'un gerçekliği gittikçe kendi gerçekliğimizin ötesine geçmekte. bu gerçeklikten beslenen şeyler gerçekliğin yerini alıyorlar. bu da gerçeklik kavramının ortadan kalkmasına ve gerçekliği unutturan onun yerini tutan simülasyonların ortaya çıkmasına sebep olmakta. postmodern teorinin bir parçası olan simülasyonların etkisi ile kişi gerçekliği kaybetmiş bulunmakta, baudrillard'ın dediği gibi artık gerçeklikten bahsetmek mümkün değil. gerçeklik bu kadar müphemken elektronik aletlerin canlılık ve "şu anda"lık özelliklerinin de etkisiyle artık kendi gerçekliğimizi kaybetmemiz, manipüle edilen bir varlık olarak yaşamamız ve bu yeni gerçeklikleri kendi gerçeğimize tercih etmemiz ihtimalleri ortaya çıkmakta.

elektriğin değişkenliği ile taşınan bilginin vücutta sinir sistemi ile dolaşan "flow of info and consciousness" ile olan analojisinden yüz yılı aşkın bir süredir bahsedilmekte. bu flow'a bazı metafizik anlamlar yüklenmiştir, bununla beraber bazı fantezilere de konu edilmiştir. "disembodiment" bunlardan biridir. "transporting consciousness to some distant location" yani bilinç düzeyinde bir seyahat ya da ışınlanmadaki gibi vücudun kendisinin de bir bölgeye taşınması olarak tasavvur edilmiştir. existenz filminde oyuncuların bilinçlerini taşıdıkları bir alan bulunmaktadır ve orada vücutsuzdurlar. kendi vücutları bioporta bağlı olarak bir sandalyede veya bir yatakta iken kendileri başka bir dünyada başka bir var oluşu deneyimlemektedirler. bu noktada existenz'in kitabın belirttiği ikinci fanteziyi de gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. "enclosed and self sustaining" yani kendine yeten kapalı bir alan, bir "electronically elsewhere" yaratılmıştır existenz'da. bu existenz versiyonunda ve bir sonraki transendenz versiyonlarında oyun bunun imkanını vermişti. öyle ki oyunun hangi katmanında bulunulduğu, gerçeklik katmanının belirsizleşip neredeyse bulunamaz bir hal aldığı bu oyun zaten gerçek alanı yok etmiş, "electronically elsewhere"den başka bir yer kalmamıştı. üçüncü fantezi ise medya teknolojisinin insansılaştırılması (antropomorphizing) edilişi ile alakalı olanları kapsamakta. existenz'da tam anlamıyla bu gerçeklenmediyse de makinelere olan hayranlığın, tekno-organizma olmaları açısından canlı kabul edilebilecek canlıların geliştirilmesinden hareketle belki de serinin bir sonraki versiyonunda (transendenz) insanların port açılabilen ve bu sayede tekno organik bioportlara kendi vücutları ile bağlanan canlılardan tamamen cyborg olarak görülebilecek canlılara dönüşecekleri öngörülebilir.

existenz'ı söz konusu kitabın beş bölümü üzerinden okumak mümkün zira zengin bir okumaya oldukça uygun bir film existenz.
ilk bölüm telegraf ve spiritüel telgraftan bahsetmekte. tam da bu noktada özgürlük alanı olarak görülen existenz'a bakmakta fayda var. spiritüel telgraf konsepti iki sabit nokta arasında elektriksel iletişim metoduna göre işleyen telgraf teknolojisinden ilham alınarak bu iletişimin canlılar ve ölüler arasında yapılabileceğine, başka bilinmeyen zaman ve mekanların iletişim alanına çekilebileceğine dair görüşleri ve uygulamaları kapsamakta. dönemim kadın medyumlarının bu konsepte dahil edildiğini ve bu medyumların konuşma özgürlüğüne sahip olmaları bakımından ataerkil ideolojinin söylemine tezat olabilecek çıkışlarda bulunabilecek bir alan bulduklarını söylemekte fayda var. hakim ideolojinin kadının alanını kısıtlamasından kurtulabilmişlerdi bu sayede. yeni bir kanala sahip olmuşlardı ve o kanal dominant ideolojik söylemin hükmü dışındaydı. devlet tarih boyunca elektriksel akışı bunun tam aksi bir biçimde kullanmıştı oysa. örneğin delilerin beyindeki elektriksel bozukluktan ötürü bu hale geldiklerini söyleyip onlara şok terapileri uygulamıştır. bu çok sesliliği bastırmanın tıbbi bir uzantısıdır. akıl hastaneleri devletin bu politikasının kurumsallaşmasının sonucu olarak yapılmıştır. işte tüm bu baskıcı ve düzenleyici ortamda dahi medyumlar bunları yıkmayı yeni bir iletişim kanalı bularak yıkmışlardı. existenz filminde de karakterler oyunu gerçek hayattan kurtulmak için tek yol olduğunu düşünüyorlar. bu dünyanın çok sıkıcı olduğunu, gerçekte hiçbir şey olmadığını düşünüp bu oyunu bir macera alanı, baskın söylemin etki alanının dışına çıkış olarak görüyorlar. bunu oyunun testine gelenlerin heyecanından, oyun içerisindeki karakterlerinin hevesinden anlayabiliyoruz. pikul bile vücudunun deforme olmasına katlanamayan biri olarak kendine port açtırmış ve oyuna girmemek için daha fazla direnememiştir.

telgraf iki nokta arası bir elektronik transfer iken wireless'ın ortaya çıkması ile "vast etheric ocean" kavramı ortaya çıktı(hem maddesel hem de felsefi anlamda engin bir boşluk) bu akışın belirsizliğini ifade ediyordu. bu elektronik bir limboda kapana kısılmışlığı ve boşlukta olmanın melankolisini getirmişti. bu disembodiment'i (vücutsuzluğu) korkutucu bir hale getirmişti. yalnızlık, ümitsizlik ve izolasyon olarak ele alınmaya başlanmıştı ve bu telgrafın teskin edici, özgürlük vaat edici yeni elektronik alanının mesajı ile çelişiyordu. ikinci bölümde anlatılan bu konu filmde karakterlerin oyunun içine düştüklerinde ve hatta oyunun dışına çıktıklarında başlarına gelenleri açıklıyor aslında. oyun içerisinde donup limboya düşen karakterlerden tutun da kimsenin dışardayken hangi katmanda, hangi gerçeklikte olduğunu bilememesine kadar derin bir kaybolma durumu yaşanıyor. bedenin kaybolduğu, gerçekliğin yitirildiği vast etheric ocean'da kaybolmanın yaşandığı bu durum existenz'ın sonunda zirveye çıkmakta.

radyonun ortaya çıkması ile gelişen bir network var ve bu televizyon kanallarının size bir şekilde ulaşması ve seslenebilmesi ihtimalini arttırmakta. bu özgürlük alanı olacak yapıyı kendilerine bağlamaları ve otoritenin seslenme aygıtı olarak radyonun bu özgürlük hayalini tersine çevirmesi durumu söz konusu. existenz'da da oyunun şirketler tarafından paylaşılamamasının, oyunu ele geçirmek için uğraşanların amacı bu otoriteye sahip olmak.

işin içine görsellik boyutunun girmesi televizyonun ortaya çıkışına rastlar. görsel boyutunun yeni felsefi tartışmalara yol açmasının yanında televizyonun çoklu diagetic dünyalar yaşama imkanı sunması da televizyonun en önemli yeniliğidir. bu insanları adeta electronic bir oblivion içine çekmiştir( anlamın kaybolduğu elektriksel bir alan). existenz'ta da her şeyin anlamını yitirdiği, anlam yükleme çabasının kendisinin anlamsızlaştığı bir dünya vardır. televizyon nasıl insanları, özellikle reagan döneminde vast wasteland'e ( hiçlik diyarı) çektiyse, nasıl cosby ailesi(cosby show) izlenmesini tavsiye edip politik sorunları arka plana atmaya çalışan belediye başkanlarının insanları uyutma aracı olduysa, nasıl insanı hiçliğe çekme aleti olduysa , existenz da tam anlamıyla bir elektronik bir hiçlik sunmakta. dördüncü bölümde televizyon üzerinden işlenen bu hiçlik, sconce'un kitabının beşinci bölümünde postmodern teorinin iyiden iyiye alanına girip virtual reality(sanal gerçeklik), cyberspace(siberuzay), simülasyon gibi teorinin bilindik konseptleri üzerinden çıkarımlarda bulunuyor. esasında tam da siberpunk kültürünün popüler olduğu 90'lara ait olan ve matrix gibi gerçekliği sorgulayan existenz da bu tarz postmodern okumalar için oldukça uygun bir film. yazı boyunca bahsettiğimiz konularla kesişen ve ilgili problematik şeylere dikkat çeken existenz belki de elle tutulur birkaç postmodern bilim kurgudan biri olarak medya çalışmaları anlamında da bir değer taşımakta.
1 /