falling down

2 /
deathcomp deathcomp
chapterhouse'un whirlpool albümünde yer alan bir şarkıdır aynı zamanda. grubun en iyi şarkılarından biri olmaya adaydır.

sözleri :

falling down
leads me where i wanna go
higher now
leave me i don't wanna know

falling down, i'm on my own now
don't tell me it's time to go
time to reach out to the side
time to take me for a ride
suffocate me gently baby
drown me in your velvet snow

falling down
lead me to a sacred low
higher now
tell me what i wanna know

soft and blushing pale in secrets
breathe on me those words we love
silent joy i'm thinking of
take me to a world above
falling down i'm on my own now
sinking in a reeling girl.
lea lea
michael douglas'ın karısından boşanmış, işsiz, takıntılı ve psikopat bir adamı canlandırdığı, bol sosyal mesajlı izlenesi film.
greenspan greenspan
filmin kahramanı michael dougles' ın olaylar karşısında nasıl aşama aşama yoldan çıktığını, çevresindeki faktörlerin onu nasıl bir sonraki noktaya ittiğinin an be an takip edilebileceği, karakterimiz evrimleşirken ise kendisinin kullandığı silahların beyzbol sopasından roketatara doğru geliştiği 'gta' frachiesenin oyunu yaratırken kopya çektiğini düşündüğüm (zira gta da şu ana kullanılan en basit silah beyzbol sopası en ilerisi ise heat seeking missile idi) tam bir sanat filmi, joel schumacher 'e şapka çıkarılır. (phone booth un önceli olduğunu belli etmektedir)
nymphoenix nymphoenix
'93 yapımı joel schumacher'in yönettiği ve michael douglas'ın döktürdüğü filmde bir adamın eve dönüş yolculuğu anlatılır aslında. mcdonalds'tan aldığı ve resmindekiyle alakası olmayan hamburgerinden tutun da trafikte saatlerce takılı kalmasına, üç beş sokak zorbası tarafından tehdit edilmesine kadar her gün yaşadığımız hayata paralel çok fazla şey görürüz. delirmiş durumdaki abimiz film boyunca karşılaştığı psikopat insanların silahlarını alıp (önce bıçak, sonra tabanca, sonra diğer silahlar vs. şeklinde) level atlayarak ilerler. aslında anlatılan bizim gibi "şehirli" insanların hikayesidir ve muhtemel olan sonumuzdur, kafayı yemekten beter olmak ve etrafa şiddet saçmaya başlamaktır. asıl suçlu kim/ne diye düşündürür, kesinlikle izlenesi ve stres atılası bir filmdir.
kendini ahmet sanan süleyman kendini ahmet sanan süleyman
bazı kısımları gta serisine ilham kaynağı olan film. güzel bir kapitalizm eleştirisi.

joel schumaer'i batman serisine el atıp, sıçıp sıvamasından tanıyoruz. hemen öncesinde çektiği bu film başarılı, izlenmeli.

-- ana hikaye böyle --

trafik tıkanmış. terör şehri donatmış. dükkanlarda ve restoranlarda müşterilere saygı kalmamış. büyük şehirde hayat, herkesi çileden çıkarabilir. fakat william foster çileden çıkmıştan da öte. sıcak bir yaz gününde, tıkanmış bir trafikte, fırın gibi sıcak arabasında evine gitmeye çalışan sıradan bir adam, arabasını trafiğin ortasında bırakıp, kentin içine dalarak vahşet saçmaya başlar.




ravenhow ravenhow
seyircisine, "bakın bu şiddet size uygulanırsa böyle hissedersiniz, böyle davranırsınız." diyen ama seyircisinin ise şiddet uygulayıcısı karakterine hayran kaldığı film.


- - - spoiler - - -

filme birçok açıdan bakıp birçok sonuç çıkarılabilir. benim şiddetle aram yok. şiddet içeren eylemlere olumlu bir bakış hiçbir zaman geliştiremedim. belki benim bu yapım sebebiyle filme böyle bir yorum getiriyorumdur, bilemiyorum. filmdeki iki karakterin hayatını kısaca ele alacağım. ardından film boyunca yaptıkları iyi ve kötü şeyleri göstereceğim.

filmdeki william karakteri karısından ayrılmış, işinden kovulmuş, batmış durumda bir erkek. şiddete meyilli bir insan olduğunu annesi ve karısı onaylıyor. karısına doğum günü kutlaması yaptığı kasette bile kadının ağlamış olduğu görülüyor. adam tamamen bitmiş durumda.

dedektif ise psikolojik olarak sorunları olan bir kadınla evli. kaprisli tavırları ve kontes kıyafetleri ile telefonda ilgi bekleyen bir genç kız gibi ağlamasına bakarsak durumu gerçekten kötü. fiziksel durumundan memnun değil vesaire. dedektif karısını memnun etmek için istemeye istemeye işinden emekli oluyor. istemediği halde kuş uçmaz kervan geçmez bir muhite taşınma kararı alıyor. daha önce vurulduğu için saha görevlerine çıkmıyor. bunda karısının etkisi elbette bariz. iş yerinde hafife alınıyor ve amiri tarafından küçümseniyor.

iki karakter de aynı trafikte tıkalı kalıyorlar. aslında film en net mesajını bana kalırsa burada veriyor. william arabasını bırakıp gidiyor. dedektif ise arabanın yoldan kaldırılmasını sağlıyor.

william'dan devam ediyorum. bir dükkan sahibini darp edip, dükkanını dağıtıyor. kaza yapmış olan latinlerden birinin bacağına silahla ateş ediyor. hamburgercide silahıyla etrafa ateş ederek istediği siparişleri alıyor. bir telefon kulübesini kullanılamaz hale getiriyor. ruh hastası bir ırkçıyı öldürüyor. bir işçiyi silahıyla tehdit ediyor. bir bazukayı, tekrar ediyorum bazukayı, insanların bulunduğu bir ortamda kullanıyor. özel bir araziye izinsiz giriyor, insanlara silah çekiyor ve bir insanın ölümüne sebep oluyor. bir başka özel mülke girip oradaki insanları tehdit ediyor. burada bir çocuğu alıkoyuyor. bir polisi vuruyor. karısını ve çocuğunu silahla alıkoyuyor. bunun devamında da onları öldürecek.

william bunları neden yaptı peki? yukarıdaki sırayı bozmadan yazacağım. dükkanı dağıtıyor çünkü ürünlerin fiyatlarını pahalı buluyor. latine ateş ediyor çünkü latinler onu soymaya ve öldürmeye çalıştı. hamburgerci'de isyan ediyor çünkü saati geçtiği için sabah menüsü alamadı. telefon kulübesine ateş etti çünkü biri kulübeyi çok uzun süre kullandığı için ona laf söyledi. ırkçıyı öldürüyor çünkü ırkçı onu öldürecekti. işçiyi tehdit etti çünkü sırf bütçe parasını harcamak için uydurulmuş bir yol çalışmasında görev alıyordu. golf sahasına giriyor çünkü oranın piknik alanı olarak kullanılması gerektiğini düşünüyor. oradaki insanları tehdit ediyor çünkü insanlar, onun oraya girmemesi gerektiğini söylüyorlar. özel mülkte isyan ediyor çünkü cerrahın kendisinden çok daha fazla para kazandığını görüyor. polisi vuruyor çünkü polis onu arıyor. karısını ve çocuğunu alıkoyuyor. onları özlemiş ve o gün çocuğunun doğum günü. ve onları öldürecek. çünkü... çünkü? çünkü yok. william bir kahraman değil. ırkçı salak, dükkanında geylere silah çekerken kahraman havasında değil miydi william? ya da polisler banka protestocusunu tutuklarken? hepimizin gördüğü ve bildiği bu sorunlara şiddetle tepki vermesi, hepimizin sineye çektiklerini hak ettikleri bir nefretle geri püskürtmesi william'ı kahraman yapmıyor. william bir hasta. ölen ırkçı gibi.

william ile aynı yolda sıkışıp kalan ama tercihi farklı olan, daha bize benzeyen ve 'kahraman' olmayan dedektif ne yaptı? bir anne ve çocuğunu kurtardı. ek olarak da william'ı öldürdü. o adam mı sistemin kölesi acaba? sistemin kölesi olmak ve buna isyan etmek yukarıdaki iki karakter gibi bir şeyse eğer sisteme köle olmayı tercih ederim.

allak bullak etti kafamı bu film.


- - - spoiler - - -
2 /