fast food

1 /
marla singer marla singer
türkiye gibi sebze meyve zengini, nefis yemeklere sahip bir ülkede, neden bu kadar zevk aldığımı asla anlayamadığım beslenme çeşidi. bunun nedenleri arasında biraz mecburiyet olsa da (evden uzakta okumak, yurtta kalmak, maddi zorunluluklar), zaman zaman kendi memleketimde de gayet zevkle pizza yiyebiliyorum. bu fast food belası, yurtdışında, özellikle de amerika, almanya gibi ülkelerde bir çılgınlığa dönüşmüş durumdadır. zira en ucuz besin bu şekilde bulunabilir. tabi onlarda bir de free refill gibi bir ekstra vardır, bu ne yazık ki bizde bulunmaz. zaten bulunsa da boku çıkar muhtamelen. mc donalds, burger king, pizza hut tipi yerlerde tüketilen bir menüde, bir insanın günlük kalori ihtiyacının tümü olduğu düşünülürse, ileride nasıl bir toparlağa dönüşeceğimizi göz önüne almamız gerekmektedir. tabi mide, kalp, damar, tansiyon, cilt rahatsızlıklarını da unutmamak gerekir.
anosias anosias
özellikle belli bir yaşın üstündeki insanların şiddetle karşı çıktığı beslenme şekli. genel olarak sağlıksız olduğu iddia edilir. aşırısının gerçekten sağlığı bozduğu super size mede ispatlanmıştır.
her ne kadar sağlıksız olsa da, bir insan alıştı mı kolay kolay bırakamaz. onlarca seçeneğin olduğu büyük alışveriş merkezlerinde bile bakarsanız, fast food satan yerlerdeki kuyruğun diğer yerlerde olmadığını görürsünüz. ha bunda fast foodun türkiyede pek de fast olmamasının da etkisi vardır. adı hızlı da olsa 1 dakikada almanız gereken ürünü yeri geliyor 10 dakika bekliyorsunuz. ama fast fooddan vazgeçebiliyor muyuz? hayır.
daha küçücük yaşlarda ailelerimiz bizi alıştırıyor aslında bunlara. benim başım gelen kadıköy mcdonalds hatıraları eminim daha birçok kişinin de başına farklı yerlerde, farklı adlardaki fast foodcularda gelmiştir.
günümüzde de artan reklamlar, çocuk menüsüyle verilen hediyeler, fast food dükkanlarındaki oyun alanları derken, küçücük çocuklar fast foodun tuzağına düşüyorlar ve sigara bağımlılığı gibi, fast food bağımlısı nesiller yetişiyor.
redblue redblue
gerçekten cezbedici bir yanı vardır. büyüklerin karşı çıkma sebebi de alışık olmamalarıdır olaya. mesela ben dedemin hamburger yediğini hiç sanmıyorum yada pizza falan. merak etmeyin bizler belli bir yaşın üzerine çıktığımızda şimdikiler gibi olmuycaz. gerçi belki o zamana da draje food falan çıkar sana reklamındaki gibi.. kim ne derse desin tüketilecektir fast food. çünkü ; güzel bişiydir.
aqua aqua
amerika'dan bütün dünyaya yayılmış olan beslenme sistemi.

bunun geçmişine baktığımızda, mcdonalds, burger king gibi ilk akla gelen fast food firmalarının "altın var heyooo" naralarıyla amerika'yı dolanan altın avcıları döneminde ortaya çıktığını görüyoruz. bir hamburger ve biraz patates kızartması, ayaküstü hemen atıştırılabilecek ve açlığı bastıracak gıdalardır. zamanla marka olan bu firmalar, çok kaliteli reklam ve imaj stratejileri sayesinde önce amerika'yı, ardından diğer ülkeleri sarmışlardır. fakat dikkat ettiğimizde, bunun gelişmiş avrupa ülkelerinden çok gelişmekte olan ülkelerde yayıldığını görürüz. bu da bize bu yiyeceklerin ne kadar sağlıklı olduğuna dair bir fikir verecektir.

bu firmalar, bulundukları ülkelere de iyi uyum sağlarlar. ülkemizde, bir yandan bizim yemek kültürümüze ayak uydurduklarını ima eden "turkish x" isimlerinde ürün çıkarırken, bir yandan da tamamı türk vatandaşlarından ibaret olan restoranlarda sadece ingilizce tabelalar kullanırlar. ben gittiğim mcdonalds'ların birçoğunda "caution: wet floor" uyarısının türkçe yazıldığını görmedim. hem kültürel, hem ticari anlamda takdir edilesi bir sızma politikaları vardır, takdir ediyorum.

amerikan firmaları türkiye'de bu şekilde yayılırken, türk firmalarından bazıları çok geç de olsa işe uyanmış ve aynı sistemi uygulamaya başlamıştır. mcdonalds gibi düzenlediği restoranlarıyla hacıoğlu ve birçok çeşit çıkararak simit olayına farklı bir boyut getiren simit sarayı, bunlar için iki örnek. fakat yabancı firmalar sadece ticari değil, kültürel anlamda da belli bir sistem izlediği için bu tip yerli firmalar yeni stratejiler geliştirmediği sürece onların karşısında güçlenemez. simit sarayı harika bir fikir olsa da türkiye'de taklitçilik düşünmekten önce geldiği için sürüyle taklidi çıktı, ayrıca bu simitler çoğunluğun gözünde hiçbir zaman diğer hızlı tüketim gıdalarının yerini tutamaz. hacıoğlu ise, ticari anlamda aynı stratejiyi izlemeye çalışsa da, kültürel olarak devamlı bastırılmaktadır.

çünkü bu amerikan firmalarının bir başka silahı da, lahmacun vb gıdaların geri kalmış kişiler tarafından imal edilen ucuz yiyecekler olduğunu gençliğin aklına gayet sistemli bir şekilde empoze etmesidir. lahmacun, pide, dürüm vs. yiyecekler basit ve fakir işi, hamburger, patates kızartması ve kola amerikan işi, kaliteli insan yemeğidir. bu düşüncelerin büyük şehirlere hızla yayılan göç dalgasıyla ilgisi de çok büyük. o nedenle hacıoğlu veya varsa benzerlerinin, bu bilinçaltı reklamına da bir şekilde karşı çıkması ve rekabet etmesi gerekir.

fast food ülkemize amerika'dan gelmedi. simit, döner, lahmacun gibi gıdalar yıllardan beri bu ülkede ancak işin içine hamburger girdiğinde hem isimleri yemek değil fast food oldu, hem de kendilerinden sağlıksız olan gıdalar karşısında geri plana düştüler.

bu gıdaların sağlığa ve uzun yaşama etkisini de önümüzdeki yıllarda göreceğiz. amerikan işi fast foodla beslenen neslin 40-45 yaşına gelmesi lazım önce.
stylebrisbane stylebrisbane
"köfte" elde etmek için kesilen büyükbaş hayvanlar, kesim ve etlerin parçalanması aşamalarında zaman darlığı nedeni ile yeterince temizlenemezler, dışkıları etlere karışır, bulaşır...

her gün yüzbinlerce, milyonlarca köfteyi piyasalara yetiştirmek zorundadırlar. yanlışlarını bilirler, ama büyük bir güce sahip olduklarından bu konunun üstünü örtmekte üstlerine yoktur. aslında o "köfte"lerin öyle leziz olmasında o bakterilerin de rolü bulunmaktadır. tıpkı sokak köftecilerinin köftelerinin "anne köftesi"nden daha leziz olması gibi. sokak köftecisinin köftelerinde hijyen ve soğuk zincir kuralı yeterince uygulanamadığından özel bir bakteri ürer ve sokak köftesini daha lezzetli yapan da budur. bakteri lezzeti... bu konu nazikçe ancak bu kadar anlatılabilir.

sokak köftecilerinin lobisi yoktur. ama günde yüzbinlerce, milyonlarca köfte satan sanayinin büyük lobi gücü vardır. tıpkı onlarca yıl sigaranın insan sağlığına zararlı etkilerini gizledikleri gibi gizlemektedirler "bakteri lezzeti"nin sırrını...
darksideofthemoon darksideofthemoon
insanların hormonlu tavuk,boklu köfte gibi hurafelerle nası bok atıcaklarını şaşırdıkları kurumlar.mesela türkiyede kfc tavuklarını banvitten alıyor,inanıyor musunuz banvitin mutant tavuklar yetiştirdiğine? burger kingde çalışan bi arkadaş etlerin şu şu kadar kontrolden geçtiğini anlattıydı.ha burgerinizin içine tükürme riskleri var evet ehue. fast food yemek sağlıklı değildir,ağırdır,yağlıdır,ama arada bir güzel gider.
1 /