feminist

1 /
librax librax
aklı selim her cins insanın yapması gereken eylemcilik. sosyal, radikal ve liberal olmak üzere 3 çeşidi vardır. belirli farklılıkları olan bu üç anlayışın ortak özelliği kadının üstünlüğünü savunmak değildir sadece eşit haklara sahip olunması gerekliliğidir. erkek çocuklarının okula giderken kız çocuklarının da gitmesi gerekliliğini savunurlar. bu akımı düşmanlık olarak nitelendirenlere her ne kadar ağırını haketseler de cahil demekle yetiniyorum.
mjoranda mjoranda
sınıfsız toplumların hayalini kuran sıradan bir insandım...
zenginlerle fakirler arasında derin uçurumlar vardı, ezilen işçiler, lanet olası iş verenler, soylular, burjuvalar, köylüler... zevk ve safenın arasında yaşanan acıları gören sıradan biriydim işte...
düşünüyordum...
bir de erkeklerin koyduğu toplum kuralları vardı uymamız gereken... erkeklerin koyduğu din kuralları, erkek azizler, peygamberler, din adamları...
düşünüyordum...
doğuyorduk, kimi ülkelerde kadınlığımız yüzünden doğduğumuz gibi gömülüyorduk canlı canlı... ya da seviştiğimiz için taşlanıyorduk...
düşünüyordum...
sınıfsız yaşamalıydık... ama nasıldı?
toplumda görevlerimiz vardı bizlere biçilen... çocuk doğurmalı, evde oturmalıydık... iş hayatında erkeklerin yaptıklarını yapamazdık... erkeklerimiz vardı doyurmamız, giydirmemiz, temizlememiz, sevişmemiz gereken... istediklerinde konuşmamız, istemediklerinde susmamız gerekn erkeklerimiz vardı... severken dövebilen erkeklerdi bunlar, bey imizdi... herşeyi sorabileceğimiz bey lerimiz vardı, herşeyi bey imiz bilirdi... bizden önce yüz kişiyle sevişmiş sevgili erkeklerimize saklamalıydık kendimizi tüm temizlik ve saf lığımızla... erkek egemen toplumlarımızın bize mirası olan tabularımızla ve o kutsal bekaretimizle evlenmeli, o tabularımız ya da dayatılmış, öğretilmiş, edilgen utangaçlığımızla bey lerimizi tatmin edemeyince aldatılmaya, başka kadınlara, kumalara göz yummalıydık, erkekti onlar... onlardan çok para kazanmamalıydık, sokakta sigara içmek edepsizlikti, hafif likti, kız kısmı gece dışarı çıkmazdı, istediğini giyemezdi... babası da tecavüz etse sesini çıkarmamalıydı kadınlar... ne de olsa dişi köpek kuyruk sallamasa erkek köpek... neyse... yuvayı dişi kuş yapardı işte...
düşünüyordum...
yasak meyveyi kadın yemişti, ademe tattırmıştı... kadın suçluydu... şeytanla birdi hemen hemen...
unto the woman he said, i will greatly multiply thy sorrow and thy conception, in sorrow thou shall bring forth children and thy desire shall be to thy husband and he shall rule over thee (u: genesis 3:16) diyordu eski ahitte tanrı...

böyle bir toplum sınıfsız olamazdı...
ya bütün kadınları fırınlara atıp sabun yapacaktık, ya da...

üç çocuklu sıradan bir ev kadınıydım, feminist oldum...
mjoranda mjoranda
sanıldığı üzre kaşar olmayan kişilerdir.

öyle sanıldığı gibi herkesle yatmazlar, sadece özgürlüğü ve eşitliği savunurlar.

en azından hayvani olarak seks yapmazlar erkekler gibi her önüne gelenle. sevince sevişirler genelde.

feministlere kaşar diyen zihniyetin çok kaşar tanıdığından eminim fıtratları gereği ama kaç tane feminist tanıdılar ya da tanısalar kaldırabilir mi o ezik bünyeleri, onu bilemiyorum.
cappuccetto verde cappuccetto verde
oyunculuk yapıyordum. bir gün sahneden indim ve ağlamaya başladım. nedensiz gibiydi. yapamadığımı düşünmüştüm. neden biz kadınlar sahnedeyken erkeklerin kendilerini bıraktıkları kadar serbest bırakamıyorduk. birçoğundan daha iyi oynamamıza rağmen hep bir tutukluk, hep bir kendini geri çekme. bir oyuncunun önündeki en büyük engeldi bu ve bunu kadınlar yaşıyordu.

sonra küçük kardeşim 10 yaşında tacize uğradı. ve farkettim ki aslında sokakta her gün taciz ediliyoruz. bazen dokunarak, bazen bir bakışla, bazen sözle. korunma yöntemleri geliştiriyorduk. kıyafetlerimizi kısıtlayarak. hareketlerimizi kısıtlayarak. kimimiz savunma tekniklerini öğrenmeye çalışıyor, kimimiz yanımızda sprey taşıyorduk.

ve sonra franca rame okudum. tecavüzü öğrendim. gözaltında tecavüzleri duydum. güneydoğuda namus cinayetlerini duydum. ensesti duydum. aile içi cinsel şiddeti öğrendim.

baktım ki annem yıllardır evimizin kölesiymiş. eş olma görevleri, anne olma görevleri, çalışan kadın olma görevleri. sonra baktım teyzelerim, anneannem, arkadaşlarımın anneleri, annemin arkadaşları, öğretmenlerim ve evimize gelen temizlikçi kadın hepsi mutlaka birilerinin hizmetçiliğini yapıyorlardı.

bir gece teyzem ağlayarak eve telefon etti. öğrendim ki kocasından dayak yiyormuş. bir baktım ki meğer dayım da karısını dövermiş. meğer kadınlar kocalarından dayak yerlermiş. meğer bazı şeyler sınıf ve sosyal statünün çok ötesindeymiş.

sonra baktım bekaret denen bir sorun varmış. kadın istediği gibi sevişemezmiş. önceleri bu eskiden olan bir şey herhalde diye düşündüm. ama bu yüzden hiçbir arkadaşım rahat değilmiş. bu yüzden vajinismus olurlarmış. üstelik orgazm bile olamazlarmış. hayatlarında orgazm olabilen kadın tanımamışlar bile. yani kadınlara cinsellik de harammış.

ve tabi kadınlar karar alamazlarmış. kendi başlarına düşünüp yaşayamazlarmış. bir baba, bir ağabey, bir koca ve sonra bir oğlun himayesi altında yaşarlarmış. okul kitaplarında bize bu kurallar öğretilmiş.

engels okudum, fatmagül berktay okudum, feminist teoriyi öğrendim. kadın alınıp satılan, pazarlanan bir malmış. sahip olunan, mülk edinilen bir nesneymiş.

ve insanlık tarihinin sınıf sisteminden bile önce ortaya çıkmaya başlamış düzeni ataerkillik imiş.

ve bir baktım ki ben feminist olmuşum.
drummy drummy
türkiye şartları ve türk kadınlarını gördükçe içine giresimin geldiği hal. geçenlerde televizyon seyrediyorum, maalesef ki gündüz saatiydi ve zaplarken şöyle bir kare takıldı gözüme: bir kaç kadın, neredeyse kahkaha atacak şekilde gülüşüyorlar ve tipik bomba haber efekti ile "dı dış dış dıdış" dayak yiyoruz! ama hatunlar gülüyorlar. hatta ben şu kadar yiyorum, ben bu kadar yiyorum tadında bir sidik yarışı içerisindeler. sunucu soruyor, neden dövülüyorsunuz mesela? yemeğin tuzunu kaçırmış, odunarı fazla büyük kesmiş, gibi boktan sebepler bile söyleyenler var. hal böyleyken evet feministim, hatta mor çatıyım mk.

bir de söyle bir giri mevcut, ki şahsen bu beni kamçılamaktan ziyade güldürüyor.
(bkz: #1867120)
fantaghiro fantaghiro
sadece ataerkil düzene karşı olmayıp, ataerkilliğin beraberinde getirdiği ve ataerkiyi yeniden üreten her türlü ideolojiye, uygulamaya, sisteme, iktidarlara, dinlere karşı olan. bu bağlamda bir feministin aynı zamanda milliyetçi, sağcı, muhafazakar, militarist olması tümüyle çelişkili tümüyle gülünç. oksimoron. feminizmi salt kadın hakları yahut kadının insan hakları savunuculuğuna indirgemek olsa olsa cehaletten ileri gelir. kadının ezilmesi demek, çocukların, yaşlıların, güçsüzlerin, fakirlerin de ezilmesi, emeğin daha fazla sömürülmesi, her alandaki -maddi manevi, felsefi- sefaletin yaygınlaşması demek. buna neden olan sistemin bütün çarklarına birden küfretmeden, tek tek o çarklara karşı bir duruş sergilemeden, sadece kadın hakları minvalli bir ideoloji işlevsiz, köksüz yüzeysel kalmaya mahkum.
feronia feronia
kız lafına kıl olan topluluktur.tamam kız-kadın bir cinsel ayrımcılık çağrıştırıyor olabilir inceden.ama kız kelimesini tamamen lügattan kaldırmak neden?şimdi cocugun oldu doktor ne diyecek "nur topu gibi bir kadınınız oldu" mu?ve ya kız çocugumuz nası sevicez "aman da aman benim küçük kadınım" diye mi?kelimelere cok takılmasalar düzgün işler yapabilirler ama...
çekirdekailem çekirdekailem
anaerkil aile sisteminde görülmeyen kişi. ataerkil aile sisteminde, haklarını savunmak zorunda kalan kadınlar ve onlara destek veren erkekler. yasalar karşısında eşit oldukları kocaları tarafından hırpalanan kadınlara sahip çıkanlar. bedensel güce ve şiddete karşı, ezilenden yana olanlar. şefkati, barışı, paylaşmayı öne çıkaranlar...

ancak abartılmaması ve "insan hakları" içinde önemsenmesi gereken, "kadın hakları" savunucuları. saygılar kendilerine.
1 /