fihi ma fih

fempusay fempusay
"içindeki içindedir" anlamına gelir. bu eşsiz eserden bir kaç örnek vermek gerekirse;

nerede olursan ol, ne halde bulunursan bulun; sevmeye, aşık olmaya çalış. sevgi mülkün, ülken oldu mu, boyuna aşık olursun; mezarda da, mahşerde de, cennette de aşık olursun; sonu gelmez ya; boyuna aşık olursun(fihi mafih:146).

ebubekir’in diğer insanlara üstünlüğü çok ibadet etmesinden değil, tanrının lütfettiği sevgi yüzündendir(fihi mafih:186).

insanlar, kuşkular, işkiller içindedir. ondan kuşkuyu işkili gidermeye imkan yoktur; meğer ki aşık olsun. aşık oldu mu, onda ne kuşku kalır, ne işkil. bir şeyi sevdin mi ona karşı kör eder, sağır eder o sevgi seni(fihi mafih:86).
fashiondesigner fashiondesigner
doğru adı; fihi ma fih olan eser, ilahi boyuttan uzanan hikmetler yumağından örülmüş bir kaftan ve rabbani bir ilhamdır. farsçadan türkçeye pek çok çevirileri olmakla birlikte aralarında en iyisi, merhum avni konuk'un farsça aslından tercümesidir.
aytok aytok
mevlana 'nın çeşitli toplantılarda yaptığı sohbetlerin sohbetlere katılanlar tarafından derlenmesiyle oluşturulmuş ve adı türkçe'ye "her şey onun içinde" şeklinde çevrilebilecek kitabı. kitap 61 bölümden oluşur ve dili diğer mevlana eserleri gibi farsça'dır.
seher seher
"bir teorisi, bir de pratiği vardır her ilmin. teorisi olanlarda pratik, pratiği olanlarda teori yoktur çok zaman. oysa her ikisine birden sahip olanındır yetkinlik ve başarı. pratiğe dönüşmüş bilim üstün değil midir her şeyden sorarım size?"
demesterizasyon demesterizasyon
fîhi mâ fih "ne varsa içindedir" manasına gelmektedir. bu eser mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. bunların oğlu sultan veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. eser 61 bölümden oluşmaktadır. bu bölümlerden bir kısmı, selçuklu veziri süleyman pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.
eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.
findikfistik findikfistik
hz.mevlanın "herşey bunun içindedir " anlamına gelen kitabıdır. konya da bi restaurant ın adıdır aynı zaman da mevlana döneminden oluşan menüleri ile fark yaratıyor
ben olan ben ben olan ben
45. bolüm -

"tanrının lûtfu başkadır, çalışıp çabalamak başka. peygamberler, peygamberlik durağına çalışmayla ulaşmadılar; o devleti tanrı lûtfuyla buldular. ancak bu durağa ulaşan kişinin huyunun, yaşayışının itâatle, ibâdetle geçmesi, halinin düzgün olması da bir töredir; bu da avam içindir; avâmın, onların sözlerine, onlara güvenmelerini sağlamak içindir.

çünkü, avâm, içyüzü göremez, görünüşe bakar; görünüşe bakınca da bu yüzden, bu akışın bereketinden içyüze yol bulur. firavun da pek çalışırdı, mal verirdi, ihsanda bulunurdu, hayrı yayar-dururdu amma tanrı lûtfuna mazhar olmadığından o ibâdet, o çaba, o vergi, kendisine bir parlaklık veremedi; hepsi de örtüldü-gitti. hani bir bey, bir kale dizdârı, kaledekilere ihsanda bulunur, hayırlar yapar. fakat maksadı, padişaha karşı çıkmaktır, ona isyan etmektir de bu yüzden ihsanda bulunur; o ihsanın kendisine ne hayrı dokunur, ne bir parlaklık verir ona o vergi.

amma bir uğurdan, lûtfetmemiş ona da denemez; olabilir ya, tanrının gizli bir lûtfu vardır ona da herhangi bir sebeple görünüşte reddetmiştir onu. çünkü padişahın kahrıda vardır, lûtfu da; elbise de verir, zindana da atar; her ikisi de gerektir.

gönül ehli, firavun'a tanrının hiç lûtfu yok diyemez; ancak görünüşe kapılanlar onu, tümden reddedilmiş sayar; görünüşü korumak için bu, gereklidir de. padişah birisini astırsa onu, halkın görebileceği bir yerde, pek yüce bir yerde astırır. halktan gizli, bir evin bucağında, küçücük bir çiviye de astırabilir; fakat halk görsün de ibret alsın, padişahın buyruğunun geçtiği, yürüdüğü anlaşılsın diye yüce bir yerde astırır onu.

zâti bütün darağaçları tahtadan değildir ki. mevki, yücelik, dünya devleti de pek büyük, pek yüce bir darağacıdır. tanrı, birisine kahretmek istedi mi dünyada ona büyük bir mevki, ulu bir padişahlık verir. firavun gibi nemrud gibi, bunlara eşit olanlar gibi hani.

o mevki, bir darağacına benzer; ulu tanrı onları, bütün halk görsün, bilsin diye bu darağacına çekmiştir..."
ben olan ben ben olan ben
"denmiştir ki; bilgi, erlerin ağızlarından alınan şeydir; çünkü onlar, duyduklarının en güzelini bellerler, bellediklerinin de en güzelini yaparlar. allah daha iyi bilir.

peygamber, tanrı ona esenlik versin, demiştir ki: gerçekten allah, şekillere değişerek (sıfatıyla, eseriyle) görünür. gene demiştir ki: bir ip sarkıtsanız elbette allahın üstüne düşer.

zâlim olmadığı halde kendisine bir yardımcı olmayan kişi, alçalır gider. bilgin olmadığı halde kendisine doğru yolu gösteren birisine sahip olmayan kişi, sapıtır gider."
ctrl x ctrl x
fihi ma fih-33. fasıl

tercüme: "bizden uzak ol; artık aramızda yakınlık kalmadı, dediler. bu, nasıl olur; oysa benim ihtiyacım sizsiniz; uzak olabilir miyim ?"
bilinsin ki her bir kimse, her nerede bulunursa bulunsun, kendi ihtiyâcının yanındadır; hiç ondan ayrılmaz; ve her bir canlı, kendi ihtiyâcının yanında bu-lunur. şöyle ki, ihtiyâcı ona babasından ve anasından daha yakındır ve ona yapışıktır ve onun ihtiyâcı, bir yular gibi kendisini bir o tarafa, bir bu tarafa çeken bir bağdır. oysa bir kimsenin kendisini bağlaması düşünülemez. şu halde mecbûren onu başka birisi bağlamış olur. örneğin sağlıklı olmayı isteyen bir kimse, kendisini hasta etmemiş olur; çünkü o kimsenin hem hastalığı ve hem de sağlıklı olmayı istemesi düşünülemez. ve kendi ihtiyâcının yanında bulunması, ihtiyâcını karşılayan kimsenin yanında bulunmasını gerektirir. ve mâdemki kendi yuları ile berâberdir, o halde bu yuları çeken kimse ile de berâber olur. ancak onun bakışı kendi yularınadır. onun için yuları çekenin pek değeri bilinmez. eğer bakışı, yuları çekene olsaydı, yulardan kurtulurdu. ve onun yuları bu yuları çeken olurdu. ona yuları, yularsız olarak yuları çekene gitmediği ve yulara bakıcı olduğu için takmışlardır. hiç şüphesiz “se nesimuhu alel hurtûm” (kâlem, 68/16) "biz yakında onun burnuna damga vuracağız" yânî o bizim arkamızdan yularsız gelmediği için, isteği olmaksızın onun burnuna halkayı takıp çekeriz, buyrulur.

tercüme: "seksen yaşından sonra, oyun olur mu derler. ben de sekseninden önce oyun olur mu derim."

hak teâlâ fazlından ihtiyarlara, çocukların haberdâr olmadığı bir arzû ve meyli ihsân etmiştir. çünkü meyil ve arzû, o fazl sebebiyle tâzelik getirir ve sıçratır ve güldürür ve eğlence arzûsunu verir. nitekim çocuk nasıl ki cihânı yeni görüp usanmamış ise, bu ihtiyar da yeni cihânı görür ve böylece o yeni âlemin eğlencesini arzû eder ve eti ve kanı çoğalır.

tercüme: "her bir ak kıl ortaya çıktıkça, oyuncaktan ibâret bir merkeb, koşar bir halde olursa, ihtiyarlığın güçlüğü çok büyük bir şey olur. yânî ihtiyarlık ilerledikçe, oyun ve eğlence ile meşgûliyet de artar ise, o ihtiyarlık zorlu bir hâl olur."

şimdi ihtiyarlığın celâleti, hakk’ın celâletinden daha çok olur. çünkü hakk’ın celâletinin bahârı zuhûra gelir ve ihtiyarlığın sonbaharı, ona gâlib olur; ve sonbahara mensûb olan tabîatı kendisini bırakmaz. şimdi hakk’ın fazlı olan bahârının zaafıdır ki, her bir dişin dökülmesi ile hakk’ın bahârının gülüşü eksi-lir; ve her bir kılın ağarmasıyla hakk’ın fazlının hoşluğu kaybolur; ve sonbahara mensûb olan her bir gözyaşı yağmuru ile hakîkatler bağı kederli olur.
cold hands cold hands
"her bir şeyin hayalidir insanı o şeye çeken. bahçenin hayali bahçeye yöneltir, dükkanın hayali de dükkana. ne var ki bu hayaller yanıltıcıdır. bir yere gidersin, ardından pişman olur ve "ben iyi diye hayal etmiştim, hiç de öyle değilmiş " dersin. o hayaller perdelere benzer, perdenin arkasında biri saklıdır. hayal ortadan kalkıp hakikatler perdesiz olarak ortaya çıktığı zamansa kıyametin koptuğu andır, o an diriliş vaktidir. artık orada pişmanlığa yer yoktur. seni kendisine çeken gerçek, o gerçeğin ta kendisidir, hakikatin dışında bir şey değildir ve o her zaman aynı hakikattir."

"allah'tan umudu kesmemek lâzım, çünkü umut güvenlik yolunun başlangıcıdır. eğer sen bu yolda yürümüyorsan, hiç değilse yolun başlangıcını bil de "hata ettim" deme! her daim doğru olmaya gayret et ki yamuk hiçbir şey seni eğip bükmesin! doğruluk hz. musa'nın asâsıdır, eğrilikse sihirdir. doğruluk ortaya çıkar çıkmaz, her türlü sihri, büyüyü yutar yok eder. sizler kötülük ederseniz, kendinize edersiniz. allah'a bir zararı olmaz."