foça

7 /
arsenida arsenida
izmir'in bir ilçesidir. türkler tarafından konmuş orijinal ismi foça'dır. malın biri hemen sazan gibi atladı az önce, bir de üstelik eksi basmış mal.
kıskanmayankıskançhatun kıskanmayankıskançhatun
tüm sahillerin camping alanı olduğu her sahilden para istenilen yer. resmen hevesimi kırdılar. ama gece ingiliz burnuna çadırı attık sabah da gelen adam yeni geldik sandı para vermeden geceyi geçirmiş olduk. yine de bu kadar boku çıkmış olmasına şaşırdım.
vinum lilac vinum lilac
eski foça olanını çok sevdiğim yer. balık sevmeyen bünyeme bile kurulan o güzel rakı-balık-meze sofrası üçlemesiyle balığı sevdirebilmiş, denizi güzel, insanları sıcak kanlı, gece hayatıyla insanı yormayan, ruhen tazelenmek ve günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için gidilesi, görmeyenlerin de mutlaka gidip görmesi gereken yer.
toshiro toshiro
*

(görsellerden ötürü girdinin açılması biraz zaman alabiliyor. sabrınız için teşekkürler...)

evet, bu akşam foça'dayız.

yola çıktığımda, tatile başladığımda foça'ya gidip gitmeyeceğim kesin değildi. "belki giderim" diyordum ancak yolculuk esnasında gerek sözlükten bazı yazarların, gerekse de beni arabalarına alan kişilerin tavsiyelerine uyarak "tamam o halde gidiyorum" dedim.

ancak kendisinden övgüyle bahsedilmesinden ve bu nedenle beklentilerimin yükselmesinden midir bilemem, foça, bünyemde küçük bir hayal kırıklığı yarattı diyebilirim. bunu yazının ilerleyen kısımlarında anlatacam ancak öncelikle kısa bir ön bilgi verelim bilmeyenler için.

eski ve yeni foça olmak üzere iki tane foça var. eski foça, güney(izmir); yeni foça ise kuzey(çanakkale) yönünde. foça'dan sonra çanakkale yönüne ilerleyecekseniz eski foça'dan girip yeni foça'dan çıkın. ben foça'dan sonra manisa'ya doğru ilerleyeceğim için yeni foça'dan giriş yaptım.

eski foça ile yeni foça'nın arası tam olarak 22km ancak, şehir merkezlerine girişleri de sayarsak 24-25km diyebiliriz. iki beldenin karşılaştırması ise yeni foça'da ayaküstü sohbet ettiğim bir hanım abladan gelsin: "her şey eski foça'da. eski foça, devlet; yeni foça, belde."

yeni foça'ya vardığımda altyapı çalışmalarından ötürü şantiyeye dönüşmüş olan bir tatil beldesi ile karşılaştım. gün süren yorgunluğumu ve terimi atmak için kısa bir süre deniz ve güneş sefası yapıp biraz dinlenip yöre halkından bir iki kişiyle sohbet ettikten sonra, yeni foça'da göreceğim çok da fazla bir şey olmadığına kanaat getirerek eski foça yoluna doğru koyulmaya başladım ?ki foça'ya gelmemin en önemli nedenlerinden birisi yeni ve eski foça arasındaki koyları görmekti. verilen tavsiyeler genellikle bu yöndeydi.

ancak o sıralarda saat akşam 6 sularıydı ve benim 22km lik yolu hava kararmadan bitirmem pek mümkün değildi. yeni foça'dan ayrılmadan bi soruşturma ile yol üzerinde kamp alanları olduğunu öğrendim(yokmuş) ve hemen planımı yaptım. yolun hemen hemen yarısını bu akşam yürüyüp geceyi bi kamp alanında geçirdikten sonra sabah uyanıp yolun geri kalanını da tamamlayacaktım. daha fazla zaman kaybetmeyerek, sözü edilen güzel koyları görmek üzere eski foça yoluna koyuldum.




aşağıda resimlerini de göreceğiniz koylar, gerçekten de kendilerinden övgüyle bahsedilmeyi hak ediyor gençler. bir gün gidin ve bu yolu yavaş yavaş yürüyün ve o koyların tadını çıkarın derim. en fazla 25km yol, sadece bir gününüzü alır. hatta zamanınız varsa, nasıl yaparsınız bilemiyorum ama yanınıza bir büyüğünüzü(rakı) de alıp, bazı koyların sahiline kadar inip demlenin derim.













ben bu koyların tadını çıkara çıkara ilerlerken güneş de bana eşsiz manzaralar hediye ederek yavaş yavaş başka diyarlarda doğmaya gidiyordu.










güneşin hediyeleri her ne kadar hoş olsa da sırtımda an be an artan bir çanta gerçeğini değiştirmiyordu maalesef ve ben artık yorulmaya başlamıştım. yaklaşık 5-6km yürüdükten sonra önüme beach kulüpler çıkmaya başladı ama hala sözü edilen kamp alanları ortalıkta yoktu. bu kulüplerdeki kişilere sorduğumda kamp alanlarının 1-2km ileride olduğunu söylüyorlardı ama 1-2km hiç bitmiyordu, bitse de önüme çıkmıyordu. havanın yavaş yavaş kararmasına rağmen beni endişeden alıkoyan ise yolun görece işlek oluşuydu.

biraz daha yürüdükten sonra, tam olarak mevkisini bilemiyorum ancak yaklaşık olarak 10-12km sonra güneşin yola koyuluşunu çok net ve enfes bir şekilde izleyebileceğim yüksek bir düzlüğe ulaştım.










bu güzel manzaralar her ne kadar bir nebze yorgunluğumu almış da olsa, eski foça'ya varmak için önümde 10km yol vardı. zira görünürde hala bir kamp alanı da yoktu. biraz da şansımın yaver gitmesiyle, benim gibi bu manzarayı kaçırmak istemeyen mimar evli bir çift ile birlikte eski foça'ya kadar arabayla gittim. yolda gözlerim hala bir kamp alanı tabelası aradı ama cıks?

evet sonunda ülke olan eski foça'ya varabildim. yazımın başında belirttiğim küçük hayal kırıklığı da tam olarak buraya tekabül ediyor. koyları bir yana, ben foça'da, foça'yı diğer tatil beldelerinden çok daha özel kılan pek bir noktaya denk gelmedim. bu kadar övgü karşısında insanın beklentileri ister istemez yükseliyor tabi.

orada birisinin "abi ya, foça'yı zaten bir uçtan diğer uca 15 dakikada gezersin" lafı bir yana, görece canlı bir atmosferi var foça'nın. deniz kenarında bulunan kafeler, barlar, çay bahçeleri ve bunların tam karşısında bulunan meyhaneler? buralarda tercihinize göre demlenecek olsanız da benim size tavsiyem rakıdan yana. foça'ya rakı içmek için gelinir mi bilmiyorum ama foça'ya gelmişken, sandalların bağlı olduğu kıyı kemsinde bir duble de olsa, rakı içmeden, o ambiansı yaşamadan gitmeyin derim.




o gece foça'da, diğer sahil kesimlerinde olduğu gibi kumsalda uyudum, uyumaya çalıştım. diğer geceleri de bu şekilde midir yoksa benim şansıma mıdır bilemiyorum ancak müthiş bir esintiyle karşılaştım. uyku tulumum uçmasın diye, resmen ayaklarımla bacaklarımla müthiş bir mücadele verdim. bunun üzerine kulağıma kaçan deniz sularının ağrısı kulağıma vurunca, kötü bir geçe geçirdim foça'da. uyuyamadım desem yeridir rüzgardan ve ağrıdan.

eski foça'da denize girmediğim için denizi hakkında yorumda bulanamayacam ancak yeni foça'nın denizini pek de beğenmedim. amacınız denize girmekse yeni foça sizin için uygun olmayabilir.

foça'da görülmeye değer tarihi bir yapı yok. ancak çiçeklerle süslenmiş, bezenmiş güzel evlerinin bulunduğu ara sokaklarına dalıp kısa bir gezinti yapabilir, güzel manzaraların tadını çıkarabilirsiniz. gittiğim birçok tatil yöresinde benzeri evleri gördüğüm için, artık beni çok etkilemiyor olsa da sizin beğenileriniz farklılık gösterebilir tabi ki.










foça'nın bendeki manevi değeri ve son sürprizi ise kahvaltımı yapmak ve biraz zaman geçirmek için oturduğum pastanedeki garsondan hoşlanmam ile oldu. böyle kitlenerek ve rahatsız edici bir biçimde olmasa da epeycene bir bakıştık karşılıklı olarak. sonu olan bir şey değildi, zira 2-3 saat içinde manisa'ya doğru yola koyulmam gerekiyordu ancak yine de bu durum, gözlerimi ondan koparamayışıma engel değildi. kendisinden hoşlandığımı söylemeyi çok isterdim, istedim ancak çalıştığı pastane/kafe o kadar yoğundu ve o sürekli koşturmaca halindeydi ki bir türlü fırsatını bulamadım, yakalayamadım. hoş, bakışlarımdan, ondan hoşlandığımı anlamıştır diye düşünüyorum. keza hoşlanmayan birisi neden baksın ki, di mi ama?! ha söylesem ne olurdu? belki hiçbir şey?ama yine de söylemek isterdim, bilsin isterdim. söyleyemedim, ukde kaldı içimde. kendisine buradan sevgilerimi ve öpücüklerimi gönderiyorum huzurlarınızda.

eski foça'dan sonra istikametiniz izmir ya da manisa'ya doğru ise, tekrar yeni foça'ya dönmek zorunda değilsiniz. eski foça'nın çıkışındaki menemen-izmir yol ayrımından içeri girmeniz gerekir, benim yaptığım gibi. bir teşekkür de daha hemen o yolun başında, ismini ve cismini bilmediğim ama koklamaktan bir türlü yola koyulamadığım çiçeklere gelsin, o yolu daha da bir çekilebilir kıldıkları için.

evet, bir sonraki gezelim görelim tanıyalım programımızda görüşmek üzere saygıyla selamlayıp ayrılyorum huzurlarınızdan sevgili sayın seyirciler.
mister crowley mister crowley
ayağımı bastığım anda vücudumdan en güzel titreşimleri geçirmiş, beni büyüleyip bir parçamı kendisine almış ilçe. eskisi ama, yenisi değil.

ingiliz burnu'ndan yıldızları izleyin.
di mi ya di mi ya
yazları kalabalığı ile boğan ama yaz başı veya yaz sonu gidildiğinde doğanın dinginliği ile huzur veren bir yerdir. balık yemeden dönülmez , mutlaka bu mevsimde gidip soğuktan elleriniz üşüyene kadar oturun bir balıkçıda ,balık ekmek yiyin.
sevinç dölleyen adam sevinç dölleyen adam
sen diye bir şey yoktu dün, sen geldin
sen dışında tüm denizler kurudu
susmak nedir bilmiyorum
ve susadım
dudaklarımı öpücüğe götürüyorum kuytu adalarında
telefon çaldı
martıların anlatacak çığlığı var
kokusunu gömmeyelim tarihe bırak
pusuluları kocasın delilerin ve dişi kedilerin
bakıyorum bakıyorum gökyüzü mavi
seviniyorum en baştan

göz çaldın, zamanı vurdun, neşe geldi
reçeller iskele alabanda sofrada
ben bir güneşi batırırım iki bacağının arasından, tuzlanır

akşamı yer bitiririz geceye merhaba diyelim
uzundur elbet gece örneğin ellerimizden
dokunduklarıma dokunur üstelik
yastığına
kokuna
dudaklarından da inerek
anneliği taşıyan sıcaklığına

su sesleriyle ninni söyler gibisin (güneş bitti)
rakı sevilir kurulan sofralarında (o kutuplara gitti)
yalanları boğdun tebessümler uyandı (ne güzel)
gidenler çoğaldıkça çıplaklık kazanıyor (naif mi, zarif mi)

şimdi gözlerine uğrayanlar var, neler?
üşüdün mü sustuğumuz gecelerde?
hangi yöne dokunur sırtın?
omuzlarının kıvrımını özlerim en çok
bilirsin beni
omuzlarınla uzattık yorganın dikişlerini

-gece merhaba
-merhaba gece. merhaba güzel insan.

insan bir şehirdir artık ha ondokuzda ha yirmi üç yaşında
kuşların sofrasında olabileceğimizi düşündün mü hiç?

rüzgâr sarkıntılık ederken
sende pedallarını çevirirsin uçmaya
çok yaşamaya hayaller kurdurur kokun
(hapşııı)
ne balıkgözü ne de kalemle iliştirilmiş gibi
yaşasın bir şeyler, kahrolsun bir şeyler
filanca aksanıyla konuşmuyorsun
umudu muntazam paragraflara emanet etmedin
ısırdın o umudu bir daha ısır
senin gölgen tüm kıyılara düşer
yapraktan damlayan yeşil misali
uçmaktan bulaşan kuş çapkınlığı
iki insanın arasına girebilen
tek sessizlik!
öpücük!
yağmur düşse gecene aniden
mavi kapımı çaldı der heyecana dolanırsın
ne deniz beyazı ne bulut karası
içine çektiğine bir kez daha bakarsın
unutulan gülücükler açar yüzünde
çekinmeden tüm alfabelere saldırır
sen varsın
bavuluna falanca merakı dolduran yolcuları geçerek
sana koşuyorum

şimdi ben bir şiir kurmaya kalksam
ellerime ege asaletin dokundu nafile

kucaklamak gelir kollarımdan serin kahve fincanlarını
ve giderken
arkamdan kırılır fincan hatıralar silinsin
yeniye yer kalsın

çiçekler renk değiştirmiş insan bahar sanır
gözleri, halbuki, koklar güzelliğini, utanır

foça adlı şiir şiirfiziği kitabından.
jeunesse doree jeunesse doree
jandarma komando okulu bulunmaktadır, komando adayı genç subay, astsubaylar burda yetişir.

zorlu bir okuldur, okulun son dönemindeki teçhizatlı 40 km koşu size hayatı sorgulatabilir, "ben ne yapıyorum lan?" diyebilirsiniz ama o koşuyu tamamlamak çok güzel birşeydir.

ölü gibisinizdir ama kendinizle gurur duyuyorsunuzdur.
7 /