fotoğraf

2 /
aytok aytok
güzel bir cemal süreya şiiri:

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk

adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş

adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
artlens artlens
19.yüzyılın en önemli icatlarından ve ortaya çıkan sanatlardan birisi de fotoğraftır. bu anlamda insan yaşamını büyük ölçüde değiştiren icatlar arasında fotoğraf önemli bir yere sahiptir. fotoğraf, icadının ilk yıllarında önceleri salt teknolojik bir araç olarak görülmüş, daha sonra toplumsal ve kültürel işlevlerinin yanında estetikle olan ilişkisi değerlendirilerek bir bilim ve sanat dalı olarak kabul edilmiştir.
temmuz temmuz
gördüğünü yansıtmaktır fotoğraf, işığı çizmektir. ayarlarını sen yaptığın müddetçe o fotoğraf senin eserindir. fotoğraf sanattır. çünkü emek verirsin onun için... ölümden bir önceki andır. çünkü o an artık olmayacaktır...
buhranıkendisindenikiadımöndekoşanbuhranpilavı buhranıkendisindenikiadımöndekoşanbuhranpilavı
bugün fotoğraflarını gördüm bir arkadaşımın bilgisayarında. yenilerdi , daha önce seni hiç beyaz gömlek ve ceketle görmediğimi fark ettim .fotoğrafta milyonlarca kez seyrettiğim ve her fotoğrafına saatlerce baktığım adam,fotoğrafta hatta çektiği fotoğraflara saatlerce baktığım adam, her yere seninle geliyordum çektiğin fotoğraflara bakarken senin gözünden insanlar ve senin gözünden şehirler olurdu bende , hepsini senin retinanın arkasından seyrederdim...

hiç takım elbiseli görmemişim seni. tuhafıma gitti sonra bunu yadırgayışım, düğün fotoğrafı olduğundan tabi daha ağırdın, tanımadığım bir arkadaşının düğününden karelerdeydin düğünlerde giyinilen şekildeydin yani.
masanın başındasın nasıl yakışıklı nasıl ,hoş çıkmışsın. içim de bişey kımıldadı yine ifiraf ediyorum. bir de garip bir ifade görüyorum yüzünde sanki mutlusun sanırım .seni heyecanlandıran bir şeyler olduğunu sezdim inceden. belki yeni bir iş, yeni bir macera , yeni biri... bilemedim. ama sanki seni kanlı canlı karşımda görmüşcesine nasıl kalbim atıyordu, nasıl kızardım ve göz bebeklerim büyüdü.sanki bana bakıyordun ve ben çekiyordum o resimleri ...

senin çektiğin onlarca fotoğrafa bakarken senin gözünle gördüğümü sanışım gibi, şimdi bana gülümsediğini sandım . unutmayışın unutamayışın belgeleridir fotoğraflar saklanır, çünkü açıktır ki; bellek güvenilmez ve oyun bozandır. canlı tutmaz hiçbir şeyi çok istesende isle kaplanacaktır ve silinecektir bir müddet sonra .belki bu fotoğraf denen şeyin büyüsü bu. o an. bazı anlar hani diğerlerinden daha bir yaşamaktır ya. fotoğrafta kalırsa ne ala. artık ömrün boyunca yaşayacak an. anın doğumu ve ölümsüzlüğü. deklanşörde dans eden an. ve yakaladığın an senindir artık.

bir fotoğraftan fırlar aniden, biten ya da bittiğini sandığın anlardan biri karşına çıkıp bakar yukardan mağrur , herşey fotoğrafta görülür aslında , ve sende ne varsa o fotoğrafa bakarken çıkar gelir derinden belki pek bir derinden... fotoğrafta ise herşey yüzeyde ,o ana dair ne varsa hepsi gülümser , belki ben tam adını koyamadımsa da bu senin benden daha iyi bildiğin anı yakalamaktı herşey, ben de boş durmadım. kendimi şapşal onadım, ben kendimi bir kere daha sende yakaladım.
noscho noscho
anı görüntü olarak belgeleyen bir hödödür.

tanım yapmak için kastığımın farkındayım zira benim fotoğraflarla aram hiç bir zaman iyi olmadı.

aslında küçükken fotoğraf makinalarıyla oynardım hep. zamanında amcam kocaman objektifli ve ekstra olarak takılan flaşlı bir fotoğraf makinası vermişti bize. evde "kıçıııııık çık kıçııııık" diye salak salak fotoğraflar çekerdim. makinanın içinde film olmadığı zaman da elimden düşmezdi alet (5-6 yaşlarıma denk geliyor sanırım, annem öyle diyor). yaşım küçükken çok fotoğrafım varmış zaten. evdeki albümlerin içinde hep ben varım. her kareye girmişim maşallah. fotojenikmişim de. hatta eski fotolarıma bakanlar "ayayayayay yeriim ben bunuuuuu" diyorlar genelde. tabi anlamıyorlar o fotoğraflardaki şirin çocuğun noscho olduğunu. neyse asıl konu bu değil.

ne zamanki ben amcamın verdiği o makinayı bozdum (aslında aletin kaderiydi bu, elektronik aletler evimizde hiç bir zaman sağlam durmamıştır), fotoğraflarla aram açılmaya başladı. önce fotoğraflara olan ilgim azaldı. zaten kameralar da yavaş yavaş evlere girmeye başlıyordu, tek bir anı yakalamaktansa bir zaman diliminin tamamını kaydetmek çok daha mantıklıydı. ayrıca -küçüklük işte- film vs. fotoğraftan daha çok etkiliyordu beni. büyüdükçe fotoğraflarda bulunmamaya başladım. ortaokul zamanlarımla ilgili o kadar az fotoğrafım var ki, ben bile inanamıyorum kendime. lan insan en azından hatıra olsun diye 5-6 tane çektirir orada burada. yok ama. hiç bir karede yokum. o kadar da söylerlerdi. istemezdim işte. heralde fotojenik olmadığımdandır, emin değilim. utanıyordum sanırım kötü çıkarsam diye. ergenlik işte.

lise çağları daha dingildi aslında. fotoğraf ve amatör fotoğrafçılar her yerdeydi. dijital makinalardan tutun da fotoğraf çeken cep telefonlarına kadar. planlı bir para biriktirme ve babannemin bonus katkılarıyla kendime bir dijital fotoğraf makinası almıştım. hala bu kararımı sorgularım neden cep telefonu değil de fotoğraf makinası aldım diye. neyse konu bu değil. kendisi sony cybershot serisinden güzel bir şeydi, 5 megapiksel desteği vardı -ki o zamanlar 5 megapiksellik aletler çok az bulunuyordu. otu boku fotoğraflamaya başladım. ama cidden otu boku. çantamdan eksik olmazdı alet. her haftanın sonunda 1 gb'lık memory stick'i boşaltmak zorunda kalırdım, o derece. ha hiç bir zaman bir ara güler, bir kevin carter olamadım. olamam da zaten. kim uğraşacak ki teknik geliştir falan fişman... neyse, konudan yine sapıyorum. asıl anlatmak istediğim şeye döneyim.

otu boku fotoğraflıyorum tamam da, bir şeyin farkına vardım: kendi fotoğrafım yine yoktu. arkadaşlarım, evler, okul, ağaçlar, çiçekler, arabalar vs vardı ama ben yoktum. hiç kimseyle beraber değildim herhangi bir fotoğrafta.

bunun acısını en çok lise 3'te çektiğim fotoğraflarda hissettim. hep özleyeceğim şeylerin fotoğraflarını çekmiştim, ben yoktum. sadece özlem gidermek istediğimde bakacağım şeyleri fotoğraflamıştım -aslında o da tek bir insandı ve fotoğraflarımın yarısından fazlasında o vardı. ama ben bir kere bile yanında değildim. kendime ne kadar sövsem az, biliyorum.

doğal olarak lisede çektiğim fotoğraflar arkadaşlarım arasında dağıldı. işte onlardan birini dün bir arkadaşımın (arkadaşımın arkadaşı benim de arkadaşımdır felsefesi) avatarında gördüm. içim kötü oldu. yine o insan vardı fotoda ama yanında ben yoktum, 5-6 insan vardı ama ben yoktum. kendimi çok salak hissediyorum şu anda, ama böyle işte.

fotoğraf benim için aslında o eski makina kırıldığında bitti sanırım. bilinç altı gibi bir şey. lise bittiğinden beri de ne fotoğraf çekiyorum ne de kendi fotoğrafımı çektiriyorum. vesikalık bile zar zor.
sindarin sindarin
fotoğraf bir hikaye anlatmaktır.bazen hareketli bir zamanda basarsınız deklanşöre bazen durağan bir ağacı çekersiniz.kimi zaman bir mermiyi havada fotoğraflamak,ölmeden önceki son ifadeyi çekmek, kimi zaman ölümün soğukluğunu anlatmak olur amacınız.hepsinin birer hikayesi vardır fotoğrafı izleyene.
2 /