fotoğrafçı

1 /
comatose comatose
fotoğraf çeken, fotoğrafla uğraşan insan. nedense kimileri sadece bu işten para kazanan gruba "fotoğrafçı" demektedir, ki tamamiyle yalnıştır. para kazananlar profesyonel fotoğrafçı, sadece zevk için yapanlar ise amatör fotoğrafçıdır. fotoğrafçı aynı zamanda bir illüzyonisttir. bunun nedeni iyiyi kötü, kötüyü iyi, kısaca her şeyi kendi düşüncesine göre sunmasıdır. bunu da göstermek istediği yönleri diğer yönlerden izole ederek yapar.
options options
objektifin arkasında durup, gördüğünü başkasına en iyi şekilde sunabilen hatta pazarlayabilen kişilere verilen isim.
nü çalışmalarda niko guido bir efsane olma yolunda adım adım ilerlemektedir.
yoghurt yoghurt
çok iyi insanlardır bu mesleğe sahip kişiler. yine işim düştü birine. anında kanım kaynadı.
son derece sıradan bir günde dükkana girip vesikalık fotoğraf çektirmek istiyorsun. seni güler yüzle karşılıyor. hiçbir ticari çıkarı yok gibi. seni arkada bulunan karanlık odaya götürüyor. aynı güler yüzle aynayı gösteriyor. üstünü düzeltebileceğini söylüyor. zorlama yok. düzeltmeyebilirsin de. sana kalmış. ses tonuyla veriyor bu mesajı sana. sonra sandalyeye yöneliyor. sen oturmadan önce yüksekliğini ayarlamak için sandalyeyle meşgul oluyor. işine yürekten bağlı. tüm benliğini ortaya koyuyor sandalyeyle uğraşırken. işi bitince oturmanı rica ediyor. oturuyorsun. fotoğrafı nerede kullanacağını soruyor. çok iyi niyetli. eğer fotoğrafın kullanım amacı kötüyse o an bırakacak fotoğraf makinesini. belki güler yüzle birkaç öğüt verecek. seni iyiye yönlendirmeye çalışacak. bakışlardan belli. ancak fotoğrafın kullanım amacını beğeniyor. onaylamak amacıyla kafasını sallıyor. fonda herhangi bir rengin kullanılabileceğini söylüyor. hangi rengi istediğini soruyor. fotoğrafçıyı kendine o kadar yakın görüyorsun ki seçimi ona bırakmak istiyorsun. senin seçmen konusunda ısrar ediyor. kabul etmek zorunda kalıyorsun. rengi belirledikten sonra o'na söylemek istiyorsun. ama yaptığın şey tam olarak söylemek olmuyor. daha çok istirham etmek oluyor. fotoğrafçı yavaş yavaş seni etkiliyor. gittikçe kibarlaşıyorsun.
her şey hazırlanıyor. fotoğrafçı, makinesinin başına geçiyor. durman gereken konumu o işteki tecrübesini bir kenara bırakarak, bir öğretmen sabrıyla anlatıyor. fotoğraf çekilirken gözlerini kırpmamanı söylüyor. ve son olarak gülümsemeni istiyor. bunu senden öyle bir şekilde istiyor ki sanki tek işi bu. fotoğrafçılık sadece bahane. mutlu olmanı istiyor. insanların dükkanından gülerek ayrılmasını istiyor. bu, o'nun tek amacı. fotoğrafçıyı kendine fazlasıyla yakın histemeye başladığın için ister istemez gülümsüyorsun. fotoğrafı çekiyor. işi garantiye almak için fazladan iki tane daha çekiyor. sonra aynı kibar tavırlarla kalkabileceğini söylüyor. karanlık odadan çıkıp içeriye geçiyorsunuz.
hemen bilgisayarının başına geçip pozları inceliyor. hangisinin olmasını istediğini soruyor. hemen karar veremiyorsun. babacan tavrıyla fotoğrafçı sana hemen yardımcı oluyor. karar birliğine varılıyor. fotoğrafçı işinin acil olup olmadığını soruyor. eğer acil olduğunu söylersen dükkanın kapısını kilitleyip senin işine yoğunlaşmasından korkuyorsun. acil olmadığını söylüyorsun. güler yüzle akşamüstü alabileceğini söylüyor. acil olan işleri konusunda haklı olabileceğini düşünmeye başlıyorsun. borcunun ne kadar olduğunu soruyorsun. para alacağını o an hatırlıyor sanki. biraz düşünüyor. belli ki parayı almamak geçiyor aklından. ancak rencide olacağını düşünüyor olacak ki fiyatı söylüyor. parayı veriyorsun. utanarak alıyor. kasaya koyuyor. bir süre sessizlik oluyor. sonra çıkman gerektiğini hatırlıyorsun. fotoğrafçıya bir kez daha gülümseyip iyi günler diliyorsun. o da sana büyük bir samimiyetle iyi günler diliyor. arkanı dönüp kapıya yöneliyorsun. kapıyı açıp dışarı çıkıyorsun. kapıyı kapatırken fotoğrafçıyla göz göze geliyorsunuz. birbirinize gülümsüyorsunuz. sonra suratında aynı gülümsemeyle dükkandan uzaklaşıyorsun.
selsopik selsopik
iki dünya vardır onlar için:biri ihtiraslarına maruz kaldığı gerçek dünya diğeri ise objektifin arkasında küçücük vizörden bakıp gördüğü kocaman kendi dünyası.

kendi şekillendirir kendi dünyasını bazen ağlayan bir çocuğun gözyaşları canlandırır çektiği kareyi bazen yaşlı bir tayzenin ağır adımları ta eski zamanlara götütürür bizi.bazen de bir kadının çekiciliği sığmaz onun kadrajına.

yola "her koşulda varım ben" diyerek çıkmıştır.çıkacak engelleri bilse de yılmamıştır hiç.bir savaşta mermilere karşı durmuşluğu da vardır.bir çığın düşüşünü de fotoğraflamıştır.bir dağın zirvesine ulaştığında ayaklarının altındaki yeryüzü kendi dünyasından da büyüktür.

aslında yaptığı tek şey deklanşöre basmaktır ve aslında yaptığı tek şey zihnindeki enerjiyi o makineye aktarmaktır.

fotoğraf:john williams

independants independants
bazı insanların olduğunu iddaa ettiği şey. bazı insanların küçümsediği şey. bazı insanların anlamadığı bazı insanların anladığı şey.
ama fotoğrafçılığı sadece denklaşöre basmak olarak gören insanlar olduğu sürece anlaşılmaması çok normal. bende çok mühim birşeymiş gibi göstermeye çalışmıyorum ama bu işin ehli insanların düzgün işler ortaya çıkarabilmesi için emek harcandığının bilinmesi de gerekiyor.
2 milyarlık makina alıp dümdüz çekmek değildir fotoğrafçılık. zannederler ki o makinayla ne çekilse iyi çıkar zaten. yani olay makinadaymış gibi,bakan gözün bir önemi yokmuş gibi..

fotoğrafçı olmak demek pek çok şeyi biliyor olmak demek. pek çok terim pek çok kavram. pek çok detay. eline makinayı alıp denklaşöre basmak değildir yani. ama bunu diyen insanların eline o makinayı verip hadi al çek diceksin aslında. geçen günde yaptım bizzat.
çok bilmiş gibi konuşunca verdim eline makinayı, tamam o zaman buyur çek dedim. ayarlarınıda kendin yap otomatiğe almıyorum dedim. bir denedi iki denedi hiçbirini net çıkaramadı. sonra teknikti bilmemneydi diye geveledi verdi elime. e salak bende sana aynı şeyi diyorum teknik diyorum,okumak lazım diyorum. demekki eline iyi makina alınca mükemmel fotoğraflar çekilmiyomuş.
1 /