gecenin şiiri

1 /
cesarettin abi cesarettin abi
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

can yücel
2brapido 2brapido
bahattin karakoç-ıhlamurlar çiçek açtığı zaman

şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
ıhlamurlar çiçek açtığı zaman.

ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
bebekler hayta hayta yürümeden
geleceğim diyorum, geleceğim sana
ne olur kesin bir takvim sorma bana
ıhlamurlar çiçek açtığı zaman.....



secondside secondside
sonbaharda dökülen yapraklar gibi,
kalbimdeki yerini kaybettin artık.
onların baharda dönme şansı var,
senin bir şansın da kalmadı artık.
deniz dündar
duchamp ın pisuarı duchamp ın pisuarı
bir attila ilhan şiiri;

seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
sen beni görmedin görmedin
kapıları çaldım adını sordum
söylemediler öğrenemedim
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim
belma sebil adını yakıştırdım
aklıma geldikçe her sefer
gözlerinin mavisini bitirdim
saçlarının siyahına başladım

kallavi sokağı'nda güvercinler
benim karanlık istanbul'um
bir esnaf kahvesine oturdum
belma sebil ya geçti ya geçer
rüzgarını içime doldururum
kallavi sokağı'nda güvercinler
bunca yıl sönmemiş umudum
nisan değilse mayıs
perşembe değilse pazar
ben belma sebil'i bulurum

youtube share your videos with friends, family, and the world youtube ...

herkesin belma sebili vardır. (bkz: evet aşığım).
cimlerebasmakonan cimlerebasmakonan
yokluğun


yokluğun perişan etti..
varlıgınsa ise kalp ağrısı..
neydi bir arada tutan bizi
imkansız sevgimiz mi?
yoksa ..
yoksa gözlerin mi?

bilmiyorum nedir bunun sonu..
mutluluk mu?
hüzün mü ?
sonsuzluk gibi..
dipsiz bir kuyu misali..

anlamak zordur kimine göre
kimine göre yürektir
kimine göre belirsizliktir
belki en kolayi yorulmaktır.
ama unutmak olmamalıdır.

seven kalp..
sevmeyi bilendir
gözlerini kapattığı an
seviyorum diyebilendir
kalbinin durdugu an bile
sevdayi yaşayabilendir

gün gelir devran döner.. o zaman anlarsın bunların kıymetini.. desert darqest
ytsejam eagle ytsejam eagle
şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra
batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. umut
ve korkunun
hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını
bilmeyen
çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz"
fotoğraf makinesi kırık adam fotoğraf makinesi kırık adam
üçüncü şahsin şiiri


gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım


ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım


akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım


attila ilhan.
ubuntu ubuntu
ben
senden önce ölmek isterim.
gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
toprağa beraber dalacağız.
ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha ölümü düşünmüyorum.
ben daha bir çocuk doğuracağım.
hayat taşıyor içimden.
kaynıyor kanım.
yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
ama ölüm de korkutmuyor beni.
yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
içimden bir şey :
belki diyor.


18 şubat 1945
piraye nâzım hikmet



sakurazensen sakurazensen
"kırmızı bir kuştur soluğum
kumral göklerinde saçlarının
seni kucağıma alıyorum
tarifsiz uzuyor bacakların

kırmızı bir at oluyor soluğum
yüzümün yanmasından anlıyorum
yoksuluz gecelerimiz çok kısa
dörtnala sevişmek lâzım"

c. süreya
fritz fritz
ışığa baktım, bir sivrisinek
uçuşuyordu etrafımda, iskemleye yığıldım:
alıştığım çevreden geçip gitmiş,
alıştığım zevkleri içip bitirmiştim.
saçımı rüzgara, göğsümü sellere,
kalbimi alacakaranlığa, dostça sunmuş,
ve hafifçe kaynaşan kanımı usulca uyandırmışım,
ölüleri anarak, en sevilen ölüleri.
gördüm bulutlarda duranları -
yalnızdım ve arada bir bakıyordum.
bu onların güzel tavırları mı? belli belirsiz
sallıyor gece rüzgarı titreşerek yelpazesini.
bu onlardı, onlardı. aralarında mısın sen de?
benim için öldün sen, ama göğsümdeki her şeyden
daha mı çok seviyordum seni? sen de mi gittin?
hayır, sevgin öldü senin ve geçip gitti öteye!
etrafım sessiz. perdenin arasından
dikkatle bakıyor soluk yüzlü ay.
burada ne arıyor ay? uçuşan hayaletler gibi
çevresinde dolanıyor, incecik narin bulutlar.
duvarıma vuruyor titreşen yansıları -
seviyorum onların titreşmesini -
görüyor gibiyim, düşüncelerin ara sıra dansını
çevresinde sakin mezarların.
önümde, açılmış kitaplar,
arasında yazılı bir sayfa;
kitaplar öylesine ölü – ben tedirgin,
uzanıyorum mektuba: yazı yorgun,
ölmüş onu yazan el,
ölmüş o ele emreden yürek.
bu mektuba yansımış bütün sevişim,
bu satırlara bütün çilem.
ve gene de ölü değilsiniz, ey siz kalın ciltler,
siz, bilgelik dolu karınlar, ölü değilsiniz -
alıyorum şimdi, dostça, seni ellerime
bana teselli verdin, şarap ve ekmek verdin
acılar beni yıktığında, sen, benim shakespeare’im;
ruhum bunu unutmamalı:
onlar ay gölgesi gibi gittiler,
sense bana sadık kaldın, ey derin anlamlı yüz!
tükenmiş nerdeyse ışık – ve yeniden canlanıyor,
aydınlatıyor odayı, göğsümün içini:
uyan yüreğim, çık mezardan
ve çıkart sabahın yeni zevkini!
daha sönmedi ruhunun ateşi,
daha saçabilirsin uzaklara parlak kıvılcımlar,
paslanmış yatıyor demir kılıcın kumlar içinde -
al kayaları, şimşekleri, bilemek için onu!
çöktü, söndü ışığın son pırıltısı da,
hızla koşuşuyor artık ayın gölgeleri.
pencere camı tıkırdıyor – gece bakıyor içeri soluk soluk,
sallıyor iniltiyle gece rüzgarı yelpazesini.
elim uyuşmuş, yazmaktan nihayet yorgun,
gözlerim bezgin, hüzün dolu.
sivrisinek vızıldıyor gece türküsünü yavaşça -
dinleniyorum, kendi içime dalmış, koltukta.

friedrich nietzsche - gece düşünceleri
isiss isiss
selam oza, evde, geceleyin
ya da uzakta bir yerde, neresi olursa olsun,
havlarken köpekler,yalarken kendi göz yaşlarını
senin soluğundur duyduğum ses.
selam oza!

nasıl bilebilirdim, sinik ve gülünç
bir kişi gibi, ürkerek giren bir göle,
gerçekte korku olduğunu aşkın, söyle?
selam oza!

ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni?
daha da korkunç,bir başına değilsen oysa:
şeytan öylesine doyumsuz bir güzellik vermiş ki sana.
selam oza!


ey - insanlar, lokomotifler, mikroplar
gerin kanatlarınızı elinizden geldiğince ona.
harcatmam onun, dokundurtmam kılına.
selam oza!

yaşam bir bitki değilse aslında,
neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu
selam oza!
ne acı bu denli geç rastlamak sana
ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda.

karşıtlar getiriliyor bir araya
bırak çekeyim kahrını ve acını kendime
çünkü acılı kutbuyum mıknatısın ben,
sense sevinçli. dilerim sonuna dek kalırsın öyle.

dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm.
inan, kendimle üzmeyeceğim seni.
inan, ders olamayacak sana ölümüm.
inan, yük olmayacağım sana yaşamımla.

selam oza, dilerim ışıl ışıl kalırsın hep
bir sokak fenerinden sızan bir ışık gibi.
suçlayamam bırakıp gittiğin için beni.
şükür ki girdin yaşamıma.
selam oza!

andrey voznesenski
aves aves
ölüm orucumun iftar saati

şimdi senin yaşadığın şehirlere buz gibi yangınlar yağıyordur.
acımasız bir avcının avucunda ölü bir kuş gibi yatıyordur gövden.

kim bilir hangi yabancının gözlerini yoruyordur güzelliğin.
hangi acemi terzinin makasında can veriyordur hint kumaşı tenin.

dünyanın 8. harikası o kutsal vücudunu darmadağın ediyordur defineciler.
bana akrostiş şarkılar söyleyen o altın kalbini bulup çok ucuza bozdurmak isterler.

her şeyi bırak gel benimle,
bir yudum sevinç gözyaşıyla ölüm orucuma son ver.

ezan sesiyle gelişin, ömrümün açlık grevine iftar saati olsun.
bağıra bağıra aşk fısılda dudaklarıma, ağzım öpüşlerinle dolsun...

atakan gülgar
1 /