gecenin şiiri

70 /
elcordobez elcordobez
cevap numara dört

bu yazı gizli bir din halinde bir nevi neo-faşist bir ideoloji yaptıkları halde bunu ikrardan sakınanlara aittir. böyle bir halt karıştırmıyoruz, diyenler üzerlerine alınmayabilirler.
onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
o kara gömlekleri beyaz kordonlu
golf pantolonlu
kadroların..
kardeşler!
onlara sokakta rastlarsanız eğer
ölümü görmüş gibi çevirin başınızı.
kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
arkadan sırtınıza bir
bıçak girebilir...
onlar istiyorlar ki
kara toprağın kalbi durana kadar
biz pazarda kelepir bir mal gibi satalım
kafamızın ışığını, gücünü kolumuzun..
kadınlarımızı karşılarında oynatalım.
ve dumanlanmağa başlayınca
gözümüzün bakışı,
yavaşlayınca
damarlarımızda kanın akışı
karaya vurmuş balıklar gibi
köprü altlarında yatalım..
kardeşler!
onlara elleriniz dokunmuşsa eğer
yedi tas su dökün ellerinize.
yırtarak bayramlık gömleğimi ben
peşkir yaparım size...
biz
ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar,
biz
aynı yastıkta yatar gibi
toprağa başlarını yan yana koyanlar,
biz,
yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye,
saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye
barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek
birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek
gebereceğiz...
ve kadrolar
parlatarak
kara gömleklerinin beyaz kordonlarını
gömecekler kadife koltuklara
golf pantolonlarını...
kardeşler!
onların adına benziyorsa adınız eğer
adınızı değiştirin.
vebanın girdiği kapıdan girin
onların evine atmayın ayak....
onlar istiyorlar ki
çift ağızlı baltalarıyla
yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
o kara gömlekleri beyaz kordonlu
golf pantolonlu
kadroların......


nâzım hikmet
elcordobez elcordobez
yorgun gözümün halkalarında
güller gibi fecr oldu nümâyân,
güller gibi... sonsuz, iri güller
güller ki kamıştan daha nâlân;
gün doğdu yazık arkalarında!

altın kulelerden yine kuşlar
tekrârını ömrün eder i'lân.
kuşlar mıdır onlar ki her akşam
âlemlerimizden sefer eyler?

akşam, yine akşam, yine akşam
bir sırma kemerdir suya baksam;
üstümde semâ kavs-i mutalsam!

akşam, yine akşam, yine akşam
göllerde bu dem bir kamış olsam!
elcordobez elcordobez
yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek

zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak

yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak

savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek

korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak

toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek

kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek

kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek

"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
elcordobez elcordobez
duru bir yeşildi ortalık
akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
pullarını döküyor üstüme
bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
belki de anmak için
bi damlacık bir sessizliği
jelly jelly
şeyh bedreddin destani'ndan

yağmur çiseliyor,
serez'in esnaf çarşısında
yağmur çiseliyor.
korkak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

yağmur çiseliyor,
serez'in esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
bedreddin'im bir ağaca asılı.
yağmur çiseliyor,
gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

yağmur çiseliyor,
serez çarşısı dilsiz,
serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
ve serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

yağmur çiseliyor.

nazım hikmet
elcordobez elcordobez
her şeyi
anladılar
sevgilim
seviştiğimiz
yatakta
unutulmuş
bir çift
kanat
bulunca

terzilerine
gidiyor
kentteki
kadınlar
kendilerine
kanat
diktirmek
için
o günden
beri
elcordobez elcordobez
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
corrigenda corrigenda
göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın

solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar

dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
hasretine vur beni

giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum

günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim
beni unutma

kadere inansaydım
sana inanırdım
düşürmem sigaramın ucundaki külü ben


öyle kırık bakma bana
caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu...
oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu

elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde
ben dışarda...
oy mahpusluk mahpusluk...

(bkz: arkadaş zekai özger)
(bkz: sevdadır)
elcordobez elcordobez
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
elcordobez elcordobez
yıkıcı bir aşk bu,
yıkıyor milletin ortasına
tutku yükünü.

bölücü bir aşk,
ekmeği suyu bölüyor
günde üç öğün.

hain bir aşk bu,
sizin eve hırsız girer
onunkine polis.

yasadışı bir aşk ,
evlenmeyi
hiç mi hiç düşünmüyor.

soyguncu bir aşk bu,
en sıradan ezgilerden
sevinçler devşiriyor.

kökü dışarda bir aşk,
dante ile beatrice'inkine
fena öykünüyor.

işgalci bir aşk bu,
samanlık sevişenin diyor
başka şey demiyor.
elcordobez elcordobez
maviye
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...

itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n'olur gel,
ay karanlık...

dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hayın, çıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlık...
elcordobez elcordobez
hepsini al, sevgilim, ne sevgi varsa bende,
çoktan senin olmayan ve sevgi sağlarsın ki?
gerçek der misin ona eline geçirsen de
sevdiklerimin hepsi sende değil mi sanki?
sevgilimi alırsan gerçek sevgi uğruna
ses çıkarmam onunla keyif sürdüğün için;
sevgilime sırt çevirip el uzatırsan ona,
kendini aldatırsan suçun büyüğü senin.
tatlı hırsız, yine de bağışlarım suçunu
sen varımı yoğumu aşırsan bile benden;
oysa daha acıdır, sevnler bilir bunu,
güzel sürtük, kötülük iyi görünür sende;
biz düşman olmayalım canevini söksen de.
home is where the heart is home is where the heart is
"burada yağmur yağıyor
aralıksız yağıyor günlerdir
ama sen yine de şemsiyeni
almadan gel ilk otobüsle"

diye başlayan ve yıllardır her istanbul yağmurunda bana kendini hatırlatan, ne dizelerin devamını ne de şairinin başka şiirini bildiğim bir dörtlük.
elcordobez elcordobez
serin rüzgârlara pencereni aç!
karşında fecirle değişen ağaç,
bak, seyret ağaran rengini ufkun
mahmur gözlerinde süzülsün uykun.
bırak saçlarınla oynasın rüzgâr.
gümüş çıplaklığı bir başka bahar
olan vücudunu ondan gizleme.
ne varsa hepsini boyun, saç, meme,
esîrden dudaklar okşasın sevsin
mademki geceden daha güzelsin!
3
70 /