georg wilhelm friedrich hegel

2 /
bambirella bambirella
devlet öğretilerinin yüceltildiği ve bireysel çıkarların toplumun bütünsel çıkarlarıyla bütünleştirildiği bir düşünce sisteminin feylozofu.
şöyle bir şey alıntılayalım:
"medenileşmiş uluslarda gerçek kahramanlık, kişinin kendisini tamamen devlet hizmetine vakfetmeye hazır olmasında gömülüdür. öyle ki, orada birey hesaba katılır; ancak kalabalığın arasında biri olarak. hiç bir şahsi yiğitlik ön plana çıkarılamaz; önemli olan evrensel olana kendini vakfetmektir."
ben olan ben ben olan ben
''tanrı, insan ve madde diye ayırım yapmak anlamsızdır. evrensel cevher, saf bilinç olan ruhtur. düşünce basamaklarını kateden insan sonunda kendisine döner. gerçek ruhun kendisi olduğunu keşfeder. aslında insan tanrı; tanrı da insandır.''
batya batya
"aydınlanma" yıkıcıdır ona göre. çünkü kurulu düzene, iktidara, siyasi ve idari otoriteye kısaca mevcut olan herşeye karşı yıkıcı ve tahrip edicidir. fakat aydınlanmadan etkilenmiştir tüm eleştirilerine rağmen.


hegel hristiyan, protestandır. tanrının varlığına inanır. ve 'evet' der 'tanrı paylaşır; fakat sadece insanla iletişim kurar'. çünkü insan düşünen ve şuuru olan bir varlıktır. ve tanrının ruhu insandadır.
"...aslında insan tanrı; tanrı da insandır."
cottongirl cottongirl
ama ölümden ürkerek
kendini coraklasma karsısında saf haliyle koruyan yasam değil,
ölüme katlanarak kendini onun içinde elde eden yasamdır,tinin yasamı...
tin,kendini mutlak kopmuşlukta bulmakla kazanır ancak,kendi hakikatini...
yaşarneyaşarneyaşamaz yaşarneyaşarneyaşamaz
hegele göre cumhuriyet , hükümet şekillerinin en mükemmeli değildir. devlet; fikrin, evrenselin ve objektif ruh'un egemenliğidir. yani devlet; ailenin ve sivil toplumun ancak gerçekleşmesine vasıta olduğu gayedir.
fikri, bireye, aileye ve sinifa feda etmiş oldukları içindir ki eski çağın cumhuriyetleri sonunda dikdatörlüğe varmışlardır.

"cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister."
m.k.atatürk 25.08.1924, öğretmenler birliği kongresi üyelerine
buyukanne igneyi haliya dusurur buyukanne igneyi haliya dusurur
mantalite olarak ötesi yoktur tabii. "fani amaçlarıma ulaştım. ne de olsa insan bu dünyada bir iş ve bir kadınla tamamdır" fakat çıkarcı ve tilki biri olduğunu düşünüyorum, başarısızlığa uğrayan arkadaşlarıyla bağlantısını koparır
maszn maszn
hegel, çağının olduğu kadar yaşadığımız anın en büyük düşünürüdür. marks engels ve lenin, felsefi alt yapısını hegele borçludur.
hegel, çağdaş burjuva devletini, devlet idesi olarak kavramlaştırdığı düşüncesinde tanımlanmış son durak olarak tasvir eder. marksistler de devlet gibi olmayan devletin bir adım sonrasına dair doyurucu fikirler geliştirmemişlerdir. tarif ettikleri proletarya diktatoryasıdır ki, devlet, eski özünden bir adım ileri bir mana ifade etmez. her ne kadar marksistler, biz devleti, devlet bağlamından kurtarmak için, yani devletsizliğe ulaşmak için kullanacağız demiş olsalar bile, son ifadelerinde ellerinde devletten başka bir şey yoktur. hegel hiç olmazsa samimi. elbette hegel, marksizme yol açtığı gibi, marksizmin kazandırdıklarından da öteye kazanmanın yolunu açmıştır. değişim özü itibariyle na mütenahidir. felsefi olarak cihanın önümüze yığdığı sorunları, bütün düşünürlerin yaptığı gibi geçmişi inkar etmeden ve geleceği doğru tasavvurlarla aşmak mümkündür.
içinde yaşadığımız iktisadi düzen, bağrında üretebileceği, yani kendini tam manasıyla gerçekleştirebileceği bağlamı yakalayabilirsek, geleceğin zaten şu anda inşa edilmekte olduğunu anlayabiliriz. verilen mücadele yani daha adil, daha insani yaşam için her çaba, iktisadi gelişmenin kendi öz deviniminde yepyeni şekillenmelere yol açmakta, katkı yapmaktadır.
insanlık insan olmanın bilinciyle sosyal hayatın her adımında varlığını hissettirirken, aslında yeni dünyayı kurmaktadır. biçim ve ilişki kendi ırasında bu yüklenmeleri göz ardı edemeden kendini inkar momentine hızla yaklaşmaktadır.
hegel ne diyordu us çelişik olanda duramaz, bundan ötürü gelişim, gelişme zaruri tek oluştur. akıl bu kaçınılmazlığı yaşadığı gerçeklikten alır. çünkü akıl gerçekliği kavradıktan sonra ona hakim olur ve gerçekliğe dair tasavvurlar üretebilir.
serçe parmak serçe parmak
"tüm ineklerin gri göründüğü gece" gibi bir lafı olan adam. negri de gitmiş "eksik çağdaş devlet tanımlaması hegel'in tüm ineklerin gri göründüğü gecesi gibidir" demiş. anlayan beri gelsin ühühhüüh.
tarkovsky tarkovsky
hegel’in düşüncesinin temeli aydınlanmaya çağına olduğu kadar, aydınlanmanın mutlakçı anlayışına tepki olarak çıkan romantizme de dayanır. hegel felsefi olarak kendisinden önce gelişmiş olan tüm düşünceleri titizlikle inceler ve kavramsal düzeyde anlamaya çalışır. bütün bunların neticesinde öncülü olan görüşlerin yenilikçi taraflarını idealist felsefesiyle kaynaştırır.

hegel alman idealist düşüncesine son ve kesin biçimini vermiş bir filozoftur. hegel alman olmasına rağmen fransız devrimini de tecrübe etmiştir. dolayısıyla düşüncelerinin oluşmasında fransız felsefesinin de yoğun bir biçimde etkisi vardır. tüm ingiliz ve fransız devrimlerini gören kişiler gibi hegel’de değişiklik, alt üst oluş gibi kavramlar üzerinde düşünmüştü. fransa’da ve ingiltere’de yaşanan burjuvazinin zaferleri aynı zamanda felsefi bir yenilenmeyi de beraberinde getirmişti. sınıf savaşları sırasında feodaliteyi yıkmak için bu ülkelerde maddeci felsefe adeta bir silah olarak kullanıldı. maddeci felsefenin fransa’daki biçimi metafizik ve mekanist bir nitelikteyken ingiltere’de daha çok empirikti. alman burjuvazisi ise iktidarı farklı bir yoldan, içten sızma taktiğiyle yavaş yavaş ele geçirmişti. bundan ötürü şiddetli bir savaş olmamış, maddeciliğin kullanılması gerekmemişti. iktidarı aldıktan sonra burjuva sınıfı karşı devrimci bir pozisyonda yer aldı ve artık maddeci felsefeyi benimsemeyi bıraktı. bunun yerine kendi iktidarını sağlamlaştıracak düşünceleri benimsemeye başladı. başka bir değişle burjuvazi tarihsellikten, tarihin akışından sıyrılmak istedi. feodalite tanrının seçilmiş elçisi olarak yönettiğini iddia ediyordu. burjuva ise kendi iktidarının öncesiz ve sonrasız bir evrende insan aklından kaynaklandığı fikrini savunuyordu. işte hegel’in tarih anlayışı böyle bir ortamda gelişti. bu sebeple hegel sadece devrimci burjuvazinin değil, muhafazakâr burjuvazinin de temsilcisidir.

hegel tarihi açıklarken diyalektiği yani dinamizmi kabul eder. ama bu diyalektik düşüncenin içindedir ve maddeden bağımsızdır. bundan dolayı hegel diyalektik tarih anlayışını soyut bir şekilde ele almıştır. kant kesin ve değişmeyen tarihe vurgu yaparken hegel farklı, değişken dünya görüşlerinin tarihsel oluşum süreçlerini açıklamıştır. ona göre bir şeyi meydana getiren şeyin kendisi de meydana getirilmiş, oluşturulmuştur. bu meydana gelişin tümü tarihtir. hegel’e göre tarih, içinde çeşitli aşkın varsayımların baştan aşağıya sorgulandığı ve eleştirildiği, böylece daha da artan bir olasılıkla doğru olan tutumlara doğru insan ruhunu yücelten bir sorgulamalar zinciri olarak görülebilir. ancak önceden de belirttiğimiz gibi hegel değişimi ve sorgulamayı sadece düşünsel, idea boyutunda, maddeden bağımsız bir şekilde ele alır. öyle ki hegel tarihsel devrimlerin yönetilenlerin, yönetenlerle eşit olduklarını anladıklarında (harekete geçtiklerinde değil!) kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşebileceğini iddia etmektedir.

hegel tarihin başlangıcını tin olarak kabul eder. tarihin ondan önce var olmadığını, yani doğanın bir tarihinin olmadığını söyler. doğanın tarihi önceleyen bir unsur olduğunu hegel’in kabul ettiğini görürüz. tarih, hegel için aklın mutlak özünün dünyada somutlaşmasıdır. akıl değiştikçe madde de değişir ve akıl maddeyi sürekli olarak belirler. mutlak akıl her şeyin bilincinde olan varlıktır ve akıl ilerledikçe tarih de ilerlemektedir.

hegel’in tarihinde olaylar birbirinden kopuk hadiseler değildir. her birinin bir şekilde bir başka olayla bağlantısı vardır. hegel’e göre tarihsel olaylar bir süreklilik prensibinde ilerler. başka bir deyişle bu tarih anlayışı, insanın bugünden bakarak geçirdiği aşamaları görebileceği ve anlayabileceği süreçlerden oluşur.

hegel’in felsefesi diyalektiği sistematik hale getirmesi, tarihsel süreçleri öznel şartlarını göz ardı etmeden bir bütün olarak ele alması ve yorumlaması açısından önemlidir. ancak tini maddeden bağımsız olarak, maddeyi belirleyen bir unsur olarak kabul etmesi başta marx ve engels olmak üzere kendisinden sonra gelecek olan tarihsel materyalizmin fikir babaları tarafından çok sert biçimde eleştirilmiştir. buna karşın marx ve engels kendilerini hegel'in tilmizi (öğrencisi) olarak kabul ederler.



edit: ek
ctrl x ctrl x
hala tarih felsefesi şaheseri türkçeye çevrilmemiş yazar. öğrendimki külliyat yayınları yusuf kaplan editörlüğünde ilk cildini çıkaracakmış. ilgilenenlere afiyet olsun.
jouissance jouissance
hiçlik üzerine bir metninde "dünyayı kaplayan gece"den bahseder ki bence bu hiçlik üzerine bir şiir gibidir;

"insan, bölünmemiş-yalınlığında (einfachheit), herşeyi kapsayan gece ve bomboş hiçliktir: hiçbiri zihinde canlanmayan ya da [dahası] gerçek olarak sunulmuş olmayan (gegenwartig) sayısız tasarımın, imgenin bir zenginliğidir. burada söz konusu olan, doğanın gecesi ve içselliği-ya da- mahremiyetidir (innre)- ve de katıksız kişisel ben'dir. bu fantasmagorik tasarımlarda, her taraf karanlık içindedir, şurada kana bulanmış bir baş belirir ansızın; orada bembeyaz bir görüntü (gestalt) ortaya çıkar ve hepsi de aynı hızla ortadan silinip gider. bir insanın gözlerinin içine bakılınca görülen de bu gecedir [ve ozaman bakışlarımız], dehşet verici (fruchtbar) hale gelen bir gecenin içine dalar ve işte [o zaman] bize kendisini sunan( hant entgegen) dünyanın gecesidir bu.

bu geceden imgeleri çekip çıkarmak ya da onnları bu gecenin içine bırakmak gücü (macht), özerk-duruştur (selbtsetzen) [yani, özgür yaratıştır] ve de içsel bilinçtir. eylemdir (tun). bir-verilmiş-varlık-olarak-antite (das seiende) bu gecenin içine çekilmiştir, ama bu gücün [diyalektik] hareketi de aynı zamanda ortaya konmuştur.

sırf bu paragraf uğruna tüm hegelci devlet zırvasını okumaya devam edebilirim.
2 /