georg wilhelm friedrich hegel

3 /
derin dondurucu derin dondurucu
schopenhauer kudursa da onu iplemeyen bi karizmaya sahip filozoftur. üniversitede derslerinde zırvalamaktan yorulur hale geldiği de olmuştur. gençlikten arkadaşı schelling'le de araları bozulmuştur sonraları. ama yine de schopenhauer'in haklı olduğu konusunda kuşku yok. zaten sinirli bi adam olan schopenhauer, bu dangalağın iplemez tavırlarıyla iyice çileden çıkmış olmalı. yazık
jouissance jouissance
bir pasaj var tinin fenomenolojisi'nde; "olumsuzun katışıksız terörü"nden doğan mutlak özgürlük ile ilgili ki bu paragraftan hem devrimci şiddet, hem arzusunu, içsel patalojilerini sonuna değin götüren özne, hem de özgürleşmenin radikal zemini konusunda bir şeyler çıkarmak olası;

"kültür dünyasının (bildung) kendisinde, o(kendilik bilinci) bu saf soyutlama biçiminde kendi olumsuzlamasını ya da yabancılaşmasını görecek kadar ileri gitmez; tam aksine, olumsuzlaması bir içerikle- ya onur ya da varsıllıkla- dolar ve bu içeriği de kendisinden yabancılaştırdığı ben yerine edinir; ya da bozulmuş bilinçliliğin edindiği tin dilini ve içgörüyü; ya da inanç'ın sonundaki cenneti ya da aydınlanmanın yararlılığını. bütün bu belirlenimler benin mutlak özgürlük içinde mustarip olduğu kayıp içinde yok olup gitmiştir; onun olumsuzlaması hiç bir anlam taşımayan ölüm, olumlu hiç bir şey, onu bir içerikle dolduran hiç bir şey içermeyen olumsuzun katışıksız terörüdür. ama aynı zamanda onun gerçek varoluşundaki bu olumsuzlama yabancı bir şey değildir; bu ne içinde etik dünyanın yol olduğu tümel erişilmez gereksinimdir, ne de özel mülkiyetin tikel ilineki, ne de bozulmuş bilinçliliğin kendisine bağımlı gördüğü iyenin kaprisi; tam aksine, bu nihai soyutlama içinde olumlu hiç bir şeyi olmayan ve bu nedenle de karşılık olarak hiçbir şey veremeyen tümel istençtir. ama işte bu nedenden ötürü kendilik bilinci sahibi olan ya da katışıksız olumlu olan da odur, çünkü katışıksız olumsuzdur; ve anlamsız ölüm, benin doldurulmamış olumsuzluğu, kendi içsel kavram'ı çevresinde mutlak olumluğa döner."
serafin serafin
27 ağustos 1770, stuttgart - 14 kasım 1831, berlin, alman filozof.
günümüzde almanya'nın güneybatısında yer alan stuttgart, württemberg'de doğan idealist alman filozof. etkisi, hem onu takdir edenler (bradley, sartre, küng, bauer, stirner, marx ) hem de acımasızca eleştirenler (kierkegaard, schopenhauer, nietzsche, heidegger, schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, muhtemelen felsefede ilk kez, tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi.
bir memurun oğluydu. tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra bern ve frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te jena üniversitesi'ne profesör oldu. başlangıçta schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu, sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. bir süre nürnberg'de kaldıktan sonra berlin ve heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. bu devrede yazdığı eserler arasında 'mantık bilimi' ve 'felsefe ansiklopedisi' dikkati çekti.
hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. buna göre bir fikir(yani tez), karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır, bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.
hegel, kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. hegel'e göre dünya demek mantık demekti. insanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. hegel'e göre, biricik, canlı felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyva olmaktır. ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.
hegel ömrünün son yıllarını berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.
hegel felsefesi herşeyden önce bireylerin kendi kendilerine ilişkin olarak özgür bir bilince ulaştıkları bir insanlık tarihi felsefesidir. ama bilinç kendi başına özgür değildir; bilincin özgürleşmesi tinin fenomenolojisi'nde betimlenen karmaşık bir süreçle gerçekleşir.
bu eserde hegel, bilincin bütün dünya ölçeğinde kendi kendini nasıl sınadığını ve yalın bir öznel kesinlik ile kendi kendinin nesnel bilgisine nasıl ulaştığını ortaya koyar. bilinç, dünyanın bilincine vararak, kendi kendisinin bilincine de, 'efendi ile köle arasındaki diyalektik olarak adlandıralan yolla' varacaktır. gerçekte bu diyalektik, herbiri kendisini olduğu gibi tanıtmak isteyen iki bilinç biçimi arasındaki kölelik ve egemenlik ilkelerini insanlık içinde -çünkü insanlık hayvanlardan kesinlikle farklı olarak, yaşamı aşma yeteğine sahiptir- betimler. her biri bunu bir ölüm kalım savaşı içinde, hem kendisi hem öteki için yapacaktır. köle kaybedecek, yaşam önünde diz çökecek ve efendi için çalışarak ona hizmet edecektir. ancak köle (marx'ta proleter) esaretinden de bu çalışma içinde ve bunun sayesinde kurtulacaktır; çünkü dünyayı dönüştürerek, kendi kendisine bağımsızlığa ulaşmanın somut araçlarını verecektir.
bu süreç sonunda, bilinç akıl'a ulaşır. dünya ona yabancı olmaktan çıkar; dünyaya ilişkin bilgisi onun gerçek bilgisidir, ve onun gerçek bilgisi de dünyaya ilişkin bilgisidir. ama bilinç artık sadece bireyin bilinci değildir; bilinç, içinde 'ben'in biz olduğu, biz'in ben olduğu' tinsel bir topluluğun bilincidir. ve bu da tin'den başka bir şey değildir. tin, tarihsel gelişim kilit anları olan belli sayıda 'figures' aracılığla tarih boyunca kendini ortaya koymuştur. bu kilit anlar yunan etiğinden, hegel in dönemindeki çağdaş prusya'ya kadar uzanır. bu süreç sonunda ancak bilinç, tinin kendi bilinci haline gelerek mutlak bilgiye ulaşır; filozof da böyle bir bilginin yorumcusu olur.
ansiklopedi projesi
mutlak, kendi kendini temsil eden öznedir ve kendisine ilişkin bilgisini de felsefe aracılığıyla elde eder. bu nedenle felsefi düşüncenin kendisi mutlak bilgidir. felsefi bilimler ansiklopedisi bu bilgiyi oluşturan kavramların nasıl eklendiklerini ve doğru'ya ulaşmasına nasıl olanak sağladıklarını gösterecektir. tarih olarak felsefe, önceki bütün felsefeleri kendi içinde bütünleştirir ve aşar. ancak bunu yalın bir toplama işlemi biçiminde değil. doğru'nun kendisine ulaşmak üzere gerçekleştirdiği eyleme göre yapar. felsefenin her parçası bir bütündür, her felsefe bir dairededir ve ansiklopedi dairelerin dairesidir; bunun sonunda ideye ulaşılır ve orada felsefe gerçekleşir.
kültür felsefesi
tin (geist), kendisini kültür dünyasında diyalektiğin üçlü hareketi gereğince, öznel tin, nesnel tin ve mutlak tin olarak açar. buna göre, öznel tin en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar insan ruhunu meydana getirir. geist, kendisine yönelmiş özgür bir varlık, kendisini bilip tanıyan bağımsız bir gerçeklik haline gelmek için, doğadan yavaş yavaş sıyrılır. o, henüz gelişmemiş bir ruh halindedir ve bu haliyle antropoloji biliminin araştırma ve inceleme konusu olur. ruhun henüz doğadan tümüyle sıyrılamadığı bu aşamada, ona karşılık gelen kavrayış biçimi duyumdur. ruh, daha sonraki aşamada 'duygu' ya da hissetmeye geçer. hissetmenin en gelişmiş ve tamamlanmış şekli 'kendini hissetme'dir ve bu bilince giden bir ara basamaktır. bilinç, böylelikle duyum, algı ve anlayış aşamalarından geçerek kendini özgür bir ben (ruh, zihin) olarak tanır.
o, bundan sonra başka benleri de tanır ve kabul eder. böylelikle, geist kendisini nesnel ruh olarak gerçekleştirir ve ortaya ahlaklılık ve devlet çıkar. bu durum benin kendi içinde kalmaktan kurtularak genel kurallara ve öznellikten nesnelliğe yükselmesi demektir. böylece, herkes için geçerli olan, herkesi kavrayan nesnel ruh ortaya çıkmış olur. tarih dediğimiz şey, hegel'e göre, halklarda beliren ruhun gelişmesinden başka bir şey değildir. tarihin belli bir anında, belli bir halk, ruhun gelişmesini üzerine alır. ruhun hukuk, devlet, ahlak ve tarih alanındaki bu nesnelleşmesi boyunca kendine dönmesi, kendini tanıması, mutlak ruhun bilincine varması söz konusudur. özel isteklerin, tutkuların ve eğilimlerin alanında, herkes için geçerli nesnel ilkeleri ortaya koyarak, onları hukuk, ahlak, devlet şeklinde kabul eden ruh, bütün koşullardan sıyrılarak kendini tanımaya, kendi özünü farketmeye başlar. böylelikle, mutlak ruh haline gelir.
mutlak ruh da üç adımlı bir hareketle gerçekleşir. onun birinci aşaması sanat (tez), ikinci aşaması ise dindir (antitez). buna karşın, onun üçüncü aşaması felsefedir (sentez). felsefe, hegel'e göre, hem sanatın hem de dinin aşilması ve onların içlerinde taşıdıkları hakikatin daha üst bir düzeyde kavranmasıdır. felsefe, geist'ı, mutlak varlık olarak kavrar ve onu hem maddi olmayan bir düşünce, hem de elle tutulup gözle görülebilen bütün varlıkların birliği olarak kavrar.

alıntı.
serafin serafin
en vefakar dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler !

georg wilhelm friedrich hegel
serafin serafin
kopan bir ipe düğüm attığınızda, ipin en sağlam yeri o düğüm olur. ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan yer o düğümdür.

georg wilhelm friedrich hegel
retrospect retrospect
geliştirdiği hegel diyalektiği malesef elit tarafından bugün toplumları kontrol etmekte kullanılan bir numaralı silah haline gelmiştir. kısaca bahsetmek gerekirse üç kısımdan oluşur. sırasıyla:

- problem
- reaksiyon
- çözüm

üç maddelik bu felsefenin anlatmaya çalıştığı şu:

ilk önce politikacılar(veya güç sahibi elit kimse) tarafından planlı bir şekilde problem tertiplenir. problem sonucunda toplumun reaksiyon göstermesi beklenir ve desteklenir. probleme çözüm yine problemi yaratanlar tarafından sunulur ve toplum hiçbir tepki vermeden sunulan çözümü kabul etmek zorunda kalır.

bilimin, felsefenin gelişmesiyle, en nihayetinde bunların insanlığın zararına kullanılması da kaçınılmaz oluyor. şimdi hangisi daha zararlıydı diye sorsanız ben kesinlikle atam bombasından daha önde tutarım bu diyalektiği.
uneven uneven
mantıksallığı savunan rasyonalist bir filozoftur... ünlü toplum bilimcidir. hegel'e göre evrendeki her şey ,her nesne kendi bünyesinde kendi karşıtını veya çelişkisini içerir. aşırı ileri görüşlülüğü ile bilinir. satırlarından örnek; "eğer herhangi bir yönetim, insanlara kötü görünüyorsa ve varolmaya devam ediyorsa, bu yönetimin karşılığı halkta var demektir. yani halk hakettiği biçimde yönetilir."
lanetlizeynep lanetlizeynep
alman filozof'tur.bilincin ve dışsal nesnenin bir birlik olduğunu düşünmekteydi. ve bu etmenlerin hiçbirisi bağımsız olarak varolmamaktaydılar. onun için, akıl ve doğa bölünmez bir bütünün iki soyutlamasından başka bir şey değildi. böylece, dünyada her yanda var olan mutlak bir fikrin açınımı ve tezahür'ü olmaktaydı.
sol hegelci sol hegelci
alman idealist filozof. kendisinden sonra yaşayan düşünürleri ve öğrencilerini çok etkilemiş bir adamdır. geliştirdiği diyalektik metot özünde doğru olsa da hegel, diyalektik metoduna matefizik bir sonuç yüklemiştir. hegel için diyalektik, tez, antitez, sentez üçleminden oluşur ve bu süreç sürekli kendini tekrarlar. hegel bu döngüyü doğanın bir ürünü olarak görmez onun bir tanrı veya ruh tarafından gözetim halinde olduğu sonucuna varır. hegel siyaset üzerinde de çalışmalarda bulunur. diyalektiğin toplumsal evresini tamamladığını söyler ve bunun en yüksek aşaması olarak da prusyayı gösterir. özellikle öğrencileri hegel'in bu teorisi konusunda ikiye ayrılırlar. sağ ve sol hegelciler olmak üzere. sağ hegelciler genelde hükumet yanlısı, bürokrat, polis ve asker aile çocuklarının içinde bulunduğu bir grup olup hegeli fütursuzca savunma yolunu seçer. sol hegelciler(genç hegelciler) ise daha muhalif ve alt tabaka ailelerin çocuklarını oluşturduğu için hegelin felsefesini sorgulama yoluna düşer.
ayrıca marks ve engels dönemi itibariyle sol hegelciler arasında yer almış olup daha sonrasında gruptan ayrılarak kendi felsefeleri üzerine çalışmalar yaparak diyalektik materyalist felsefeyi kurmuş olur.
fikir işçisi fikir işçisi
hegel'e göre, tanrı'nın kendisine ilişkin bilinci insanın tanrı'ya ilişkin bilincinden başka bir şey değildir.

demek ki tanrı, insan aracılığı ile kendi bilincine varır.
3 /