gıybet

1 /
metuss metuss
bir müslümanın veya zımminin yüzüne karşı söylendiği zaman hoşlanmayacağı veya kalbinin kırılacağı bir sözü, hâli veya hareketi gıyâbında, yâni bulunmadığı yerde söylemek, hareketiyle göstermek veya îmâ etmek. kapalı söylemek, işâretle, hareketle bildirmek, yazıyla duyurmak da, hep söylemek gibi gıybettir. hadîs-i şerîfte buyruldu ki: “bir kimse için söylenen kusur onda varsa bu söz gıybet olur. yoksa bühtân yâni iftirâ olur.”
eksiksizuyum eksiksizuyum
islam'da "ölmüş kardeşinin etini yemek"le aynı şey olarak tanımlandığını duymuştum. bu yüzdendir ki gıybet etmek çok ağır bir şey olarak görülür.
han20 han20
hep çarpıtılır.şöyle bir diyalog oluşur
-mahmut şöyle böyle
-sus kardeşim gıybete girer
-ne dedikodusu ben doğruları söylüyorum

evet doğruları söylüyorsun bu yüzden adı gıybet zaten.yanlış şeyler söylersen onun adı iftira olur.
dünya koca bir yalandı gördüm dünya koca bir yalandı gördüm
son iki yılımı gıybeti düşünmeye ayırdım. okudum, okudum. yazdım. hani, denir ya, “elinde çekiç olan çivileri görür”müş… ben de her sözde, her yüzde, her bahiste “gıybet”i okudum. bir gün, bir dostum, öylesine “ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lâzım cancağızım” deyince hoplayıverdim: mevlânâ, bu sözü, gıybet için söylemiş olmalıydı. doğru ya, bütün gıybet sözleri “düne ait”ti. “yeni şeyler söyleme”yi dert edinseydik, hiç gıybet etme fırsatımız olmazdı. gıybetler geçmişi anlatır, dedikoduların hepsi “dün”den, “olup bitmiş”lerden söz açar. kimse “şimdi”nin dedikodusunu yapamaz ki…
bir akşamüstü, bediüzzaman said nursî’nin “her söylediğin doğru olsun ama her doğruyu söylemen doğru değil!” mealli sözüyle irkildim. ah nasıl da bilememişim! söylenmesi doğru olmayan bir doğruydu gıybet… doğru söylemek bile “kardeşinin ölü etini seve seve dişlemek” gibi tiksindirici bir eylemden uzak etmiyordu beni. “doğru”nun bunca eğrildiği bir başka yer yoktu!
derken, hucûrat’ın 12. ayetinin, tam da kitabın son sayfalarını bağlarken fısıldadığı rabbânî nezaket çıkageldi. ayet, gıybeti, “kardeşinin ölü etini seve seve dişlemek” açıklığında tanımlarken, hemen ardından “iğrendiniz değil mi?” diye bir iç dökümüne çağırıyordu. “hoşlandınız değil mi?” deseydi eğer, tam da gıybetini ederek kardeşimize yaptığımızı bize yapmış olacaktı rabbimiz. bizi gözden çıkarmış olacaktı. yaptığımız hatayı bize yakıştırmış olacaktı! ne güzel ki, ettiğimizden tiksinmemizi bekliyor. tiksindiğimizi biliyor. tiksindiğimizi bildiğini de bildiriyor. ne kadar da rahatlatıcı bir anlayışlılık haberi. “size yakıştırmam bu günahı!” demeye getiriyor. “sizden çıkmış olsa da, siz tiksinirsiniz bu eylemden!” “aslını bilseydiniz, yapmazdınız aslında!” diyerek, bizi bulaştığımız çamurdan temizliyor. oysa, bir insanı, kendisini savunamadığı yerde bir kusuru ile andığımızda, sanki o kusuru seve seve yapıyormuş gibi, sanki o kusurdan hiç pişman olmayacakmış gibi, sanki her yaptığı o kusurdan ibaretmiş gibi resmediyoruz. kusuru kardeşimize hem yakıştırıyoruz, hem yapıştırıyoruz! ne garip, bizim kardeşimize reva gördüğümüzü, rabbimiz, kimse hesap soramayacağı halde, bize reva görmüyor.

senai demirci
mukteda mukteda
bu konuya, kur'an-ı kerim'de, beş ayrı ayette yer verilmiştir.

zina ve faiz gibi çok mühim konuların geçtiği ayetlerde bile verilmemiş bir örneği (ölmüş kardeşinizin etini yemek) vererek; aslında ve esasında, insanı ve toplumu yiyip biteren en çirkin unsurun bu olduğunu, aklı ve vicdanı olanlara duyurmuştur allah.

hucurat suresi 12. ayette:

"siz ey imana ermiş olanlar! ... arkanızdan birbirinizi çekiştirmeye kalkışmayın. aranızdan, hiç ölmüş kardeşinin etini yemek isteyen kimse çıkar mı? hayır, siz ondan iğrenirsiniz! o halde allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. şüphesiz allah, tevbeleri kabul edendir, rahmet kaynağıdır!"

denilerek gıybet meselesinin ne denli hassas bir konu olduğu vurgulanmıştır.

yine, isra suresi 36. ayette:

"bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi hesap günü'nde bundan dolayı sorguya çekilecektir!"

denilerek, insanın gerek diğer insanlar, gerekse insanları ilgilendiren konular hakkında şayet bilgisi yoksa "zan" ile hareket etmemesini tavsiye etmektedir. gıybet, peygamberimizin tanımıyla "kişiyi arkasından hoşlanmayacağı şekilde anmak, kişinin hakkında onun hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktır." ve bu konuşma bilinen konularda olduğu gibi, kimi zaman bilinmeyen konularda da yapılır. hatta bazı kimseler "fitnecilik" adına bunu bir meslek haline getirmişlerdir ve bulundukları her mekanda, zanlarından kaynaklanan konuların gıybetini eder, insanların arkasından onların bilmedikleri ya da anlamadıkları yönlerini, hallerini çekiştirip dururlar. oysa ayette "bilmediğin şeyin ardına düşme" denilerek şeytanın kurduğu tuzak açıkedilmektedir.

konu ile alakalı kaf suresi 18. ayeti de akla getirmek elzemdir:

"insanın ağzından çıkan her şeyde, yanıbaşında mutlaka bir gözetleyici bulunur."

insan, hesap gününde karşısına çıkartıldığı vakit cevap veremeyeceği, uatanıp sıkılacağı sözlerden uzak durmalı değil midr? pekî en yakınlarımızın, hatta -kızgınlıkla- en sevdiklerimizin arkasından konuştuklarımız mahşer günü önümüze döküldüğü vakit halimiz nice olacak?

zaten "mü'minun suresi 3. ayeti" idrak eden bir insan, kendisine zerre kadar faydası olmayan ve tam tersine kendisini zarara ve hüsrana sürükleyen gıybet işinden elbette uzak durur. bakınız ne deniyor mü'minun suresi 3. ayette:

"o mi'minler ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler"

en'am suresi 68. ayet, konumuzla alakalı son ayet olmakla beraber, konuyu en keskin biçimde sönmemiş akıllara ve ölmemiş vicdanlara duyurmakta ve doyurmaktadır. bakınız allah en'am suresi 68. ayette ne buyuruyor:

"ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşan kimselere rastladığın zaman, bu kimseler başka konulara geçinceye kadar onlardan uzak dur. eğer şeytan sana yapman gerekeni unutturursa, hiç değilse, hatırladıktan sonra oradan uzaklaş! artık açıkça zulmeden böyle bir topluluğun içinde yer alma."

kimdir allah'ın ayetleri hakkında ileri-geri konuşan, o ayetleri hafife alan ve o ayetlerle alay eden? yalnızca kafirler mi? yoksa ayetlerde açık ve net olarak yasaklananları ve emredilenleri kâle almamak, imkanı varken onları uygulamamak da, o ayetleri hafife almaya, onlar hakkında ileri-geri konuşanların seviyesine inmeye yeter mi?

nedir ileri-geri konuşmak?

mesela sizin hakkınızda ileri - geri konuşuluyor desem ne anlarsınız?

sizin hakkınızda bilmedikleri şeyleri söylüyorlar, sizi ağzılarına sakız edecek kadar hafife alıyorlar demektir öyle değil mi?

peki allah'ın ayetleri hakkında ileri-geri konuşmak nasıl olur?

allah'ın ayetlerini yok saymak, onları eğip bükmek, onlarla alay edercesine onları ezip geçmek... peki gıybet hakkında makalenin başında verdiğimiz ilk ayette açıkça yasak edildiği halde, o yasağı çiğneyip, o ayeti görmezden gelip, "insanız işte - nefis taşıyoruz" bahanesine sığınıp gıybet etmek; allah'ın ayetleri hakkında "fiilen" ileri - geri konuşmaya girmez mi?

şayet girerse yapılacak olan şey bellidir:

"...bu kimseler başka konulara geçinceye kadar onlardan uzak dur. eğer şeytan sana yapman gerekeni unutturursa, hiç değilse, hatırladıktan sonra oradan uzaklaş! artık açıkça zulmeden böyle bir topluluğun içinde yer alma."
mihman mihman
hz ayşe ile hz muhammed arasında geçen şöyle bir hikaye var, nereden dinlediğimi tam hatırlamıyorum, o yüzden sağlam bir rivayet değil.

kısa bir kadın hz muhammedin ziyaretine gelir, işi biter ve gider. o çıkınca hz ayşe, "ne kadar da kısa bir kadın" der. hz muhammedin tepkisi şudur: "tükür o ağzındakini ayşe". hz ayşe ağzındakini tükürür, tükürük yere bir et parçası olarak düşer.

islami literatürde, gıybet etmenin ölü eti yemekten farksız olmadığı söylenegelir. bu hadis de olabilir şimdi emin değilim.

edit: işin hakikati şuymuş, gölgeningücü uyardı sağolsun:
"ey iman edenler! zannın çoğundan kaçının. çünkü zannın bir kısmı günahtır. birbirinizin kusurunu araştırmayın. biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? işte bundan tiksindiniz. o halde allah'tan korkun. şüphesiz allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir." hucurat suresi 12.ayet
1 /