göçmüş kediler bahçesi

tutkuyakar tutkuyakar
bilge karasu'nun bitmesini hiç istemediğimiz tapılası hikayeler silsilesi..her hikayede ayrı hayvan..içlerinde bir kedi..belki de en içlisi...kedi olmak vardı denilesi...
grasp grasp
sindire sindire okunması gereken, üzerinde oldukça düşündüren, çözdükçe daha da zevk aldığınız bir bilge karasu şaheseri.
pikolata pikolata
"masallar, alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın bir yerinde, bu düzen, bu alışılmışlık dokusunun yırtılıvermesinden ortaya çıkmıştır hep. belki de en mutlu masal, birbirlerini sevmiş, birbirlerine saygı duymuş, birbirlerini sevmede gerçek eşitlik tansığına ulaşmış -ya da ulaşmaya çalışan- sevgililerin masalı; biraraya gelmeleri için ölmeleri, gömülmeleri gerekmiş de olsa... öğrenilecek başlıca erdem, belki de, bu eşitliktir."

masalları gerçek kılmak ve hayata uyarlamaktır göçmüş kediler bahçesi.
usta'yı bulmak ve ondan ip'te dengede kalmayı öğrenmektir.
malumat furuş malumat furuş
t.s. halman'ın can kulağı'nda geçen "en doğru masal anlamadan korktuğumuzdur" cümlesiyle başlayan bilge karasu kitabı.
bu söz bize kitabın gidişatı hakkında bilgi veriyor. çünkü bilge karasu'nun kaleme aldığı masalların hepsi karanlık atmosferli ve anlaşılmaz.
karanlık bir mağaranın içinde sürekli ilerleyen ve bu bilinmezlikten korkuyla karışık zevk alan insan ya da gitmesi gereken yerin otobüsünü kaçırıp bunun nedenini anlamayan birinden söz eder bilge karasu.
bilge karasu hep okuyucuyla arasında mesafe bırakıyor. yazdığı arı türkçeyle yada anlışılmaz konularla. hep uç örnekler vemiş masallarda, dengesizlik içindeki insanların ruh hallerinden bahsetmiş. tutkular hep ön planda. av-avcı, usta-çırak gibi...

"balık mı tutsak, balıkçı mı? bir gizli savaşta ikisi de birbirine tutsak düşmüş denilebilir."

"... kendini bana yakalatıp ardından beni yutanla - birlikte yaşamak zorunda kaldığım doğru."

masalı tercih etmesi bundan zar. çünkü gerçek dediğimiz şey bazı şeyleri ortaya çıkarabilmemiz için pek yeterli sayılmaz.
varoluşçu tarafı var kitaptaki tüm masalların. umutsuzluk ve yazgıya bazen yenilmişlik.

"garip değil mi yaşamımızı nasıl kurduğumuz? bir iplik parçası, bir çivi, bir mantar, bir kağıt, bir paçavra, biraz toz, birkaç hiç... bir araya gelir bunlar, adı 'bir yaşam' olur."

korkunun egemen olduğu masallarnın bir başka yanı, kararsızlık. kimi zaman bir öyküye başlar sonra "ya da şöyle mi demeli" der ve gidişatını değiştirir yazının. bu hem bir kararsızlık hem masalın sonsuz evrenine dalmışlığın bir sonucu bence.

"korku, örtmeye en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeye en çok uğraştığımız kokumuzdur."
cedrina cedrina
beni en çok etkileyen öyküsü "usta beni öldürsen e!" olmakla birlikte, 157. sayfadaki şu bölümünün kafamda dönüp durduğu kitaptır:

'sen beni yaşatabilirsin, diye geçirdim içimden.
başı, gene, evet, dedi.
ama yaşatmak istemiyorsun çünkü sen
başı, evet, ben?.. dedi.
sevildiğini bilmek istersin.
evet.
ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. beni söylenmemiş bir sevgide boğabilirsin.
evet.
çünkü...
çünkü?..
bilemiyorum. galiba... korkuyorsun.
evet.
oyunu kestim. tatsızlaşıyordu.
kesmedi o.
bekliyorum, dedi, evet...
vazgeç, dedim başımla."