graffiti

3 /
venom venom
hiphopçıların tren yollarına, köprü altlarına mahlas çiziktirmesi, ya da arabesk gençlerin "aramasın gözler o şimdi asker"ini bu grubun dışında tutarsak, sanat toplum için midir sanat için midir sorusunun cevabı. hasta olduğum, şehirlerin betondan boş duvarlarını güzelleştiren, bazı yerlerde sosyal mesajlar veren bir sanattır.

vandallık diye düşünenleri anlamıyorum. gelip müstakil evine bir şeyler karalamalarından rahatsız olabilirsin ama bunu harici beğenmeyen ciddi ciddi ölsün amk. belediyelerin bu kişilere destek sağlaması, belli bölgeleri projelendirip çalışmalar yapmalarını sağlaması gerek.
çalışma olarak güzel, içerik olarak insanları rahatsız etmeyecek ve de şehrin dokusuna (özellikle tarihi bölgelerde) zarar vermeyecek bir grafitti bana kalırsa şehrin tek düze gri görüntüsüne hareketlilik getirebilecek en güzel şeylerden biridir.

muhteşem ve anlamlı çalışmalar var. adamlar bu kocaman duvarlara ne zaman vakit ve bütçe ayırıp bunu yapıyor hâlâ aklım ermiyor.

google da sağolsun bir kısmını harita olarak toplamış, bi' de animasyon yapmış

selanik



sicilya




volos

metrodakikemancı metrodakikemancı
graffiti.(graffito'nun çoğulu, duvara yazılmış yazı)

bir takım yorumcularca gerçek sanat olduğu iddia ediliyor ki mantıklı da aslında.
bu söylemin kaynağı şu; sergilerde, sinemalarda, basılı kitaplarda gerçekleşen bir editöryal süreç var her zaman.
bu editöryal süreç her ne olursa olsun gösterilenin iktidarı da demek.

graffiti bunu kıran ve bu aradaki sansür sürecini imha eden bir muhteva içeriyor.
gördüğümüzde düşündüreniyle de, yüzümüzü kızartanıyla da yaşanana dair olması, gerçekle arasındaki bağı kuvvetlendiriyor.
yapay çiçekle gerçek çiçek arasındaki fark gibi bu.

avrupa'da bilim dalları arasında halkların psikolojisini anlama yolu olarak da ciddi bir yeri var üstelik.

bu "sanat" a dair en aşağılayıcı şey ise belediyelerin "alın buraya yapın güzel güzel" diye duvar ayırması. daha iyi aşağılanamazdı sanırım. ki gerçekten graffiti ile anlatacak derdi olan insanlar genelde o duvarlara tenezzül edecek kadar düşmezler.

ben bu ekşi sözlük gibi bir mecranın iyi bir şeyi karşılarken graffiti gibi "gerçek" bir aksiyonun sahasını daralttığını düşünüyorum bir yandan. hem de tabi kabul edilmek gibi bir editöryal sürece tabi olunuyor yeniden, orada bir iktidar yine oluşuyor. üstüne üstlük geçen belgeselini izledim, ssg bu "nesil" alımlarının aslında teknik bir yetişememe durumu hasebiyle ortaya çıktığını ama bu alım durdurmanın sözlüğü daha çok popüler bir mecraya dönüştürdüğünü söylüyor.

ilginç, demek ki içimizde bir yerlerde buralarda oluşumuzun bizi özelleştirdiğiyle ilgili bir fikir var. diploma gibi. foucault'nun diplomayla ilgili söylediklerini -ki ben de katılıyorum- buralar için de geçerli. "diploma almak, diploması olmayanlar için önemli bir ayrıcalıktır. diploması olan insan bundan bir ayrıcalık edinmediğini bilir. o, nihayetinde paraya çevrilecek bir ticari belgedir."

konuyu dağıtmayayım graffitiden gidiyorduk, duvarların ayrıldığından bahsetmiştim.

bu graffiti yapılsın diye ayrılan duvarlara bir bakıyorlar ki bir süre sonra, ayrılan duvarın etrafı olduğu gibi graffiti, ama izin verilen alan bomboş.

demek ki, mekânsal bir itiraz da var bunun içerisinde.

söylemesi doğru olacaksa,

duvarlar, kitap yayınlatacak parası ya da eşi dostu olmayan "öteki"lerin içini döktüğü sayfalardır demek yanlış olmaz.

anonimlik meselesi önemli tabi.
gezi eylemlerinde şöyle ilginç bir şey gelmişti başımıza.

gümüşsuyu tarafında gata'nın karşı tarafında akbank var.
gündüz yazılamaya gittik oranın duvarını.
sonra güvenlik görevlisi çıktı gayet nazik bir şekilde "arkadaşlar akşam gelin boyayın kapandıktan sonra" dedi.

bizim mesainin başlaması için gündüzün mesaisinin bitmesi gerekiyordu ve o görevli bugün bizi kovsa da yarın sabah inadına oraya yazı yazılacağını pek tabi biliyordu.

ha yazdınız de elinize ne geçti?

sanırım burası graffiti mevzusunun da can alıcı noktası.

ifade etmiş olmaktan başka hiç-bir-şey.

fakat ifade etmenin sağaltıcı yönünü küçümsemek, psikoloji bilimindeki o "çocukluğa inmek" mühim konusunu es geçmek gibi bir şey. akıllı iktidarlar için duvarlar, en alttakilerin "çocukluğudur".
inmeyi başarabilirsen, belki "tedavi" de edebilirsin.

graffiti'nin asıl sağladığı imkan ise bambaşka bir şey.

mesela burada da var bu.

birbiri ile iletişimi kalmayan grupların dilini ortaklaştırmak gibi bir misyon diyebiliriz buna.

nihayetinde graffiti okuyanı utandıracak kadar açık cinsel göndermeleriyle de, kelime oyunlarıyla da, politik muhtevasıyla da, ya da sadece seni seviyorum yazmakla da olsa sokakta bulunan herkesin muhatap olduğu bir "edebiyat". dolayısıyla yayılma gücü bulunuyor. konu ortaklaştırması sağlayabiliyor.

sizin mahallenizde yazılama kültürü varsa, gençler nelere kafa yoruyor anlarsınız örneğin.
bu sebeple ben duvar yazısı gördüğüm mahalleleri daha bi seviyorum. daha bi sıcak buluyorum. "burada yaşayanlar var" diyorum içimden.

bak mesela eskişehir'de oldukça yaygındır. özellikle üniversiteye yakın mahallelerde. şenlik gibi ortalık. her fraksiyondan bebeler döşenmişler duvarlara. yürürken hiç sıkılmazsın. hatta üniversite yolundan geri dönerken gördüğüm birinci katta bir daire vardı. kadın orada resimlerini koyuyordu, sokaktan bir parça gibi. söylerken bile içim ısındı.

diyeceğim,
duvar yazılarını sevelim, önemseyelim onları. bir muhitte ev kiralayacaksanız, siz önce bir duvar yazılarını kontrol edin, sonra komşuları, sonra dairenin güneş alıp almadığını.

bu arada bir de kaynak tavsiye edeyim bu kadar yazmışken, gülay kutal diye bir yazarın "biz duvar yazısıyız" adında bir kitabı mevcut. benim elimdeki kitap baya eski. metis yayınlarından 1988 tarihli. güzel şeyler de var içerisinde.

bizim duvar da sol frame. elinize kuvvet.
3 /