grev hakkının olmaması gerektiği

1 /
egaliter egaliter
eğer maaşlar yetersizse mücadele böyle bireysel olmamalı. benim gibi milyonlarca işsiz var. iş bulduğum zaman da asgari ücretle iş bulabiliyorum. asgari ücretlilerin oranı çalışanların yarısından fazla. ama grevci işçilerin talebine bakıyorsun asgari ücretlilerin 2-3 katına malolan maaş ve ek haklar talep ediyorlar. kapitalizmle mücadele böyle olmaz.

kapitalizme karşı barışçıl, demokratik yollarla siyasi partiyle mücadele edilmelidir. benim gibi kendi fikrine yakın parti yoksa en azından oy vereceği parti içinde politik mücadele verebilir benim yaptığım gibi. böylece politika ve politik mücadele de öğrenilir.
1
beste çalan mahur beste çalan mahur
grev yapan işçilere ben de çok kızıyorum. millionlarca işsiz varken, nasıl olur da şükredip boyun eğmezler. boşuna demiyoruz bu ülkede işsizlik yok, iş beğenmemek var diye. bakınız bu başlıktan da anlaşılacağı üzere, işinden memnun olmayan daha iyi şartlar isteyen varsa, bıraksın işini, işsiz olan var, biraz da o çalışsın.

eğer konu lakabı grev olan bir hakkı abi üzerine değilse, yanlış anlamadıysam söyleyeceklerim bu kadar. birileri bizimle taşşak geçiyor diye susacak veya uzatacak değiliz.
randolph carter randolph carter
enteresan bir talep. hadi bir dakikalığına ciddiye alalım ve pratikteki bazı durumlar için çözüm bulmaya çalışalım.

diyelim ki hepimiz aynı işyerinde çalışıyoruz. maaşlarımız 3 aydır yatmıyor. sigortalar asgariden ödeniyor. kiramı ödeyemediğim için evden atılmak üzereyim. fransız ihtilalinin mottosunu nick olarak kullandığı hâlde her nasılsa pasifist olmayı ve sandık dışında bütün mücadele yöntemlerini reddetmeyi başarabilen bir deha çıktı aramızda! "işte budur" dedik. kendisinin mücadele yöntemlerini benimsemeye karar verdik? ne yapacağız?

sonraki seçimler 3 yıl sonra. pratikte bir durum var. maaş alamıyorum. geçimimi sağlayamıyorum ve günde 10 saat çalıştığım hâlde böyle oluyor. maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki en alt basamağı bile kaybetmek üzereyim. fakat o da ne? ulu önderimiz grevin meşru bir hak olmadığını, toplumsal barışı sabote ettiğini ve hakkımızı sandıkta aramamız gerektiğini söylüyor.

öyleyse çözüm şu: seçim olana kadar bir yandan günde 10 saat çalışacağız. diğer yandan abbasağa parkı'nda sarhoşlarla birlikte uyuyacağız çünkü evden atıldık. 3 yıl boyunca spor salonlarında ve kartonların üzerinde yatıp seçimi bekleyeceğiz. seçimde başarılı olursak belki içeride 3 yıldır biriken maaşı alırız.

grevler olmasaydı bugün 8 saat çalışmayı, hafta sonu tatilini, öğle tatilini falan muhtemelen rüyamızda görürdük. sömürünün iş hayatının her alanında normalleştiği, insanların anormal saatlerle çalıştırılıp düşük maaş aldığı, mobbinge uğradığı bir ülkede "grev hakkının olmaması gerektiği"nden bahsetmek köleliği savunmaktan farksızdır.

sahi kölelik niye kaldırıldı ki? texaslı plantasyon sahipleriyle köleler rahat rahat yaşıyorlarmış.
dumrul dumrul
canınız sağolsun.

bazı sorunların çözümü çok basit. dünyada grev hakkının olduğu ve olmadığı ülkeler var. aramızda tartışırız. uzlaşamıyorsak ya grev hakkı olsun diyenler grev hakkının olduğu ülkelere (abd, almanya, fransa, isviçre, italya, norveç, isveç, finlandiya vs vs) giderler ya da grev hakkını kabul etmeyen arkadaşlar bu hakkın olmadığı ülkelere (kuzey kore, iran, suudi arabistan, afganistan vb vb) giderler. sorun herkesin yaşamak istediği türden bir yerde yaşamasıyla çözülmüş olur. hatta iki taraf da kendi istedikleri türde ülkelerde yaşasınlar, kararsızlar da türkiye'de kalsınlar. böylece ülke tamamen boşalmamış olur.

tabii illa birilerinin gitmesi de gerekmiyor. yani yallah arabistan'a demiş olmayalım. diğer pek çok konuda da ne gibi tavırların ne gibi sonuçlara yol açıyor olduğunu çok kolay gözlemleyebiliyoruz.


ikincisi grev denen şey taş devrinden beri var olan bir hak değil. sendikal örgütlenmenin tanındığı ilk tarih 1824 (ingiltere) grev hakkının tanındığı ilk tarih 1917. yok yok rusya değil. meksika. zaten doğu bloku ülkelerinde grev hakkı yoktu. doğu blokunun çöküş süreci de polonya'da dayanışma sendikasının grevleriyle başlamıştı. şimdi ne öğrendik? birilerinin grev yapabilmesi için bunun bir hak olarak tanınması gerekmiyor. ta 1800'lerde osmanlı'da bile grevler oluyordu. grev haklarının tanınmadığı dönemlerde grevler rejimlerin yıkılmasına bile neden olabilirler. yani grevdir, sendikadır bunların yasal düzenlemelerle güvenceye alınması aslında devletler için birer güvenlik sübabı oluyor. grev, toplantı ve örgütlenme hakları sayesinde toplum çok gaz biriktirmez. her şey yasal sınırlar içinde gelişebildiği için "liberal" rejimler ortadan kırılmıyorlar. salt bu gerçeği göz önünde tutarak geliştirilmiş gerilla teorileri var dünyada. türkiyedeki karşılığı çayancıların suni denge tezleri ve pass'tır mesela. dar gruplarla düzenlenen gerilla eylemleri sayesinde sistemin katı faza geçmesi arzulanır. katı fazdaki kutuplaşma da rejimin yıkılması ile sonuçlanır. nikaragua ve küba devrimleri bu şekilde gerçekleşmiştir. dahası 1789 hariç dünyadaki hiçbir devrim sırasında devrimciler çoğunlukta değildir. sistemler esneme kabiliyetlerini kaybettikleri için yıkılırlar. bu dünyayı nasıl hayal ediyorsunuz bilmiyorum ama şu dünyada hiçbir hak kırıntısı öyle laf olsun diye verilmemiştir. patronlar ya da devletler bir şeyden çıkarı olmadan sana hiçbir hak vermezler. çok insani duyarlılıkları vardı o yüzden köleliği kaldırdılar diye bir şey yok. insanlar üzülmesin diye grev haklarını tanımadılar. toplantı ve gösteri hakları, ifade özgürlüğü vs'nin belli bir varoluş sebebi vardır. bunlar olmadığında elde etmekte olduğun muazzam ekonomik karı buharlaştıran sosyal maliyetler çok ağır olduğu için bu hakların hepsi standart haline gelmiştir. sıçarken aklınıza gelen çok süper fikirler belki de o kadar süper değildir. hiç düşünüyor musunuz?

katı olan şeyler kırılır, esnek olan şeyleri kırmak daha zordur. evinizde test edebileceğiniz şeyler bunlar. insanları niye yoruyorsunuz?
egaliter egaliter
şu ana kadar ilk entrim 12 eksi, bir artı oy aldı. sözlük sirkülasyonuna bakarsak 12 eksi çok iyi, yüksek bir sayı. eksileyenlere cevabım şu: "kutsallarınızı yıkmaya geldim"
dontmesswithzohan dontmesswithzohan
işverenin lokavt hakkından bi haber olanların söylediği söz. işçiler greve çıktıklarında işyerini işgal etmezler, işyerinde işi durdururlar. bu patronlarına karşı sen de biz de çalışıyoruz ama sen bizim emeğimiz üzerinden hakettiğinden fazlasını kazanıyosun, gel bu işletmedeki geliri biraz daha hakkaniyetli dağıtalım talebidir. işletme grev sonucu maaş artışı sebebiyle kâr edemeyecek bir durumdaysa işveren lokavt koyarak sıfırdan eleman alma ve yetiştirmeyi göze alır. bunların hepsi bir satranç gibi grev esnasında grev sözcüsü ile patron arasında karşılıklı dile getirilir iki tarafta tatmin olana dek sürer, orta yol bulunur.
karl radek karl radek
grev hakkı türkiye'de anayasal bir hak olarak görünse de fiili olarak 12 eylül'den beri çok fazla sınırlandırılmış ve gerektiğinde yasaklanan bir hak...

1. patron, işçileri polis şiddetine maruz bırakarak el altından sopa gösterebiliyor.
2. patron, bir taşeron firma ile anlaşıp üretimi devam ettirebiliyor.
3. sendika, patron ile gizli görüşme sağlayarak işçileri satabiliyor.
4. sendika, kamuoyu oluşturmak yerine işçileri oyalamayı tercih edebiliyor.
5. işçiler, haklarını fabrika kapısının önünde istiyorlar. ancak içeriyi tutmak "terörize" ediliyor. yani fabrika işgali 12 eylül öncesi kapı önünde beklemek yerine daha fazla tercih edilirken şu an sendika ağaları tarafından "ilkel" kabul edildiği için bu pek tercih edilmiyor.

bir de sektörel anlamda grev kararları alınıyor ama, bu anında devlet tarafından yasaklanıyor. (bkz:metal tis )
1 /