güçlü olmak

1 /
applepie applepie
''bunu da atlatırım, her şeye dayanabilirim'' diye kendi kendine gaz verirken, gün gelip de senden yitip gidenlerle kendine bir ben kalmadığının farkına vardığında kendi enkazınla mutlu olabilme çabasıdır.
yurtsuz tanrıça yurtsuz tanrıça
mızmızlanmamaktır, herkesin ezdirme kendini dediği şeyde aslında gönüllü fedakarlık yapıyor olmaktır. güçlü olmak kendini anlatmaya çalışmamaktır. bir iş yapıp sonradan onu için izin alır gibi, herkese derdini anlatmak ve iknaya çalışmak kadar zayıf bir hareket yoktur çünkü.
bir de hesap vermemektir. neticesi ne olursa katlanabilmektir. hesap verdiğiniz kişi çünkü sorumluluğu sizin yerinize üstlenecek kişidir çoğunlukla, ya da sizinle birlikte yarattığınız kötü sonuca katlanacak kişidir. güçlü olmak kimseyi zora sokmamaktır. kimseyi ezmemek, onlar yerine düşünüp onlar için hareket edebilmektir.
kendi yanlışlarına göğüs gerebilmektir.
hırbır hırbır
erkekler için zaman zaman acziyetini kabullenip ağlamaktır. en güçlü erkek ağlayan erkektir benim gözümde.

kadınlar mı?

onlar hep güçlü ne yazık ki...
just for now just for now
bir şeyleri düzeltmek...ne kadar zor bir kavram düşününce. çoçukken logolar vardı. renkli renkli, belli bir düzene koymak gerekirdi. emek isteyen bir şeydi. ama uğraşırdım, takmıştım bir kere o kaleyi yapıcaktım ben. sonra çok sıkıldığımda kalkardım başından, çizgi film seyrederdim. o anki sorumluluktan kaçmak için, anlık mutluluk tanımı bir yerde...bir şeyleri unuttuğunu sanmak, ya da bir şeyleri yoluna koymak farkında olmadan çok zaman alıyor. ben o oyuncağın başına döndüğümde hissediyordum bunu, hafif miğdem bulanıyordu, yapmak istemiyorum bu oyuncağı diyordum, sıkılıyordum. güçsüzlük kavramını o zamandan hissetmeye başlamıştım . tek başıma yapamıyacağıma inanıyordum sadece. güçlü olmak , güçlü davranmayı bilmek...çoçukluktan beri bize ilk öğrettikleri şey aslında. yere düştün mü hemen aynı cümle kurulur. '' bırak düşsün çoçuk o öyle büyüyecek '' neyi anlamıyorum biliyor musun? bu kadar çok güçlü olma kavramı empoze edilirken hala neden bu kadar değişik olaylarda sarsıldığımızı. halbuki somut olan yaralar çabuk geçiyordu, hepsinin bir ilacı vardı çünkü. en çokta sevdiğim portakal renkli olan ilaç... adını unuttum şu anda. ateş düşürücü...ilacı içip birkaç gün içinde kendine gelirdin. belki bunla ilgili somut yaraları sevmemin nedeni. soyut yaralar içinde zaman diyorlar genelde, ben sevmiyorum zaman kavramını. çok sinsi. durumuna göre değiştiriyor kendini. bazen çok üzüldüğün bir şeyi iki günde unutturuyor sana, bazen de bir ömür unutamıyorsun, yüzleşmen gerekiyor,o sana vaktini gösterince. zaman karşısında güçlü olabilmenin ya da güçlü hissetmenin bir önemi yok. o zaten kendi kafasına uyanı yapıyor. sen de sadece bir piyon edasında önemli olduğunu düşünüyorsun, güçlü olduğun gerçeğine inanarak stranç tahtasının en önünde kendini feda ediyorsun.
aylakmadam aylakmadam
kaderidir her nevi canlının. sadece güçlüler hayatta kalır nihayetinde...

"oy sıkıldım ben güçlü olmaktan... azıcık şöyle dağıtayım, dibe vurayım" gibisinden ski tashağına denk ifadeler, sadece ergenlikte mümkündür bi de maalesef...
komiknickbulamadim komiknickbulamadim
duygusuz olmayı gerektirmez. acıları bertaraf ederken, olaylar silsilesinde kaybolurken daha az yara ile sıyrılmaktır evet. ancak acı karşısında ağlamamayı gerektirmez. yeniden başlamakdaha kolaydır evet.

bir nevi umudun fitilini çakan ateştir.
yak bi winston yak bi winston
birileri "sen yaşadığın üzücü şeyleri iyi kaldırdın, güçlüsün." diyene kadar yaşamış olduğu şeyleri nasıl kaldırdığını, yaşadıklarının ağır olduğunu hiç düşünmediğini farketmektir. bu farkındalık sonucu püf diye uçabilir o güçlü hal.
1 /