güçlü olmak

5 /
müthiş sol ayak müthiş sol ayak
hiçbir şeyden etkilenmemektir.
köz üstünde yürüyen budist rahip gibi sessizce olayları kabullenmek ve kendince çıkış yolu aramaktır.
'boğazına kadar boka batmış ama burnu havada' derler ya, heh, öyle birşey.
elceng elceng
ufak desteklerle elde edilebilecek olandır ve insanın neden ve nasıl sosyal bir varlık olduğuna da dolaylı yoldan kanıttır. zira destekler dışarıdan gelir, protezdir anlayacağınız.

bozuk göze takılmış gözlüğün göze getirdiği gücü insan insana katar. bir ayağı kısa olan masanın gücüne güç katan bile uçak olmanın direğinden dönmüş bir parça kağıttır. belkide sümüklü bir peçete.

sizlerinde sümüklü peçetesi, kağıdı, gözlüğü ama duygusala bağlanıp ana baba bacı gardaştır denilir ya da ayakları yere basan söylemlerle sevdiğiniz ve sevmeniz gerekenlerdir. güçlü olmak için destek şart.
afitab afitab
bu şekilde olmak için direnirken biraz evvel her şey çöktü.

ben adamı sabahları defalarca arasam da uyandıramazdım, onda kaldığım zamanlarda hadi geç kaldın demekten dilim tüy biterdi mesaisi 9 da başlıyorsa bir kendisi bir de müdürü için bu saat 9:30 olurdu neredeyse tüm bunları yapan adam sabahın köründe yurduma ailem için aldığım o eşek ölüsü gibi ağır döküm tavayı bırakmış yetmezmiş gibi bir de içine en sevdiğim şekerden 2 paket koymuş.ben o ana kadar dayanıp içimdekileri tutarken gecenin yarısı oturdum tavaya bakıp elimde şekerlerimle ağlamaya başladım tıpkı bunu yazarken olduğu gibi
harmonai harmonai
her zaman mümkün olmadığını kabul etmekle başlar. güçsüz olduğunu, insan olduğunu fark etmekle birlikte daha kolaydır. şimdi uzun uzun nasıl dağıldığımı yazacağım ki bana ne bundan diyecekler varsa bak şurdan temalı karikatürü gözlerinin önüne getirmelerini tavsiye ediyorum.

ben hep ağlamanın zayıflık olduğunun empoze edildiği bir ortamda büyüdüm. zayıflıklarının, dertlerinin hem iş hem de özel hayatta size karşı kullanılacak birer silah olduğuna şahit oldum. bunun için bir yakınım ölse güldüm. beş dakika önce kalbim paramparça olsa dahi durumu soranlara iki cümleyle birşey yok dedim. hayatın ağzıma etme sürecinde önce yine evden kovuldum sonra ise gidersem evlatlıktan reddedileceğim ek bilgisiyle, kalakaldım. bunu sindirmek isterken iki tarafı da tanıdığım bir cinsel taciz, tehdit, şantaj davasında herkesin kendini aklamaya çalıştığı sırdaş oldum. haklıyı kanıtlarla biliyordum ama ortada masum çocuklar var diye aylarca düşünmem gerekti. açıkcası böylesi çirkin bir olaydan hiç haberim olmamasını dilemekle de geçti günlerim... hayat durur mu illaki devirecek; bu hafta da ticaret hayatımla ilgili yüzde yüz haklı olduğum konuda mağdur olmamak için yaptığım b planı yüzünden kısa sürede olsa hapse girme ihtimalimle karşı karşıya kaldığımı öğrendim. hapisle ilgili onca hikaye dinlemiş, ölmeyi oraya tercih edecek bir bünye olarak haliyle dötüm oldukça tutuştu. ankara'da bir bağlantım vardı ki ortada yüklü miktarda para döndüğü, yola çıkmam gereken süreden geride kaldığım, acil haber beklendiği için kalkıp tüm bunlardan dolayı yine güçsüz görünmemek kaygısıyla en güvendiğim ve o şehirde olduğunu bildiğim birini aramakta ısrar ettim. zannettim ki o beni kısa da olsa dinler ve bu süreçte yanımda olur. ben de sosyal hayatımda kimseye güçsüz görünmem, kimseyi üzmem. o ihtimaller dahilinde hala bunları anlatmadığım, anlatamadığım için sıradan bir goygoy için ısrar etmiş, bencil birisi muamelesiye karşılandım. düşündüm ki benim derdimin başka olacağını düşünmeyen ve kendi hayatıyla ilgili bir sorunun ortasında sinir krizi halime kulak vermeyen birine neyi anlatacaktım. sonrasında bayağı bağları koparacak bam teli sözlerle ilgili şeyler hala benimle mezara gidecek çünkü durup düşünsem bu defada bunun üzüntüsünün altında ezilecektim.ben de tüm üzüntülerimle üzüp, yakmayı tercih ettim.

benim hayatım elimden kayıp gidecekken başkalarının ilişki problemleri, onların çıkarları için mantıklı hareket etmem beklentilerini çöpe attım. tonla laf işittim. hiç aklımdan geçmeyen planları yapmakla suçlandım. koz olarak kullandığım iddia edilen şeyler elimden gitsin diye ateşe bir odun da ben attım. işte benim gücüm de oraya kadarmış. arabayı kenara çektim hüngür hüngür ağladım. yanımdaki en yakınımlardan biri endişe edip ne oluyor diyene kadar ağladım. çıktığım yoldan evime döndüm. uyudum ağladım, uyandım ağladım. ertesi gün yola çıktım yine ağladım. ben ağladıkça harmonai abla neyin var dendi; o kadar zaman anlatmamak için direndiğim onca şeyi düşünüp yine ağladım. yolun çeyreğine kadar anlatmaya başladım. anlattıkça benim de bazen dağılmaya, saçmalamaya, haksız olmaya, yanlış yapmaya hakkım olduğunu fark ettim. ben ağladıkça yakınımdakilere güçsüz olduğumu hissettirmenin beni sadece insan yaptığını anladım. güçlü olmadan önce paramparça olmanın da insan için olduğunu fark etsem ve derdimi derdi sayanlardan yardım istesem belki tüm o yolda ağlamayacaktım ama hatalarımın da bir bedeli olduğunu fark ettim. anladım ki güçlü olmak biraz bencil, biraz zayıf, kusurlu olduğunu kabul etmekten geçiyor.

şimdi davada ezilenden taraf olacağım için tehdit ediliyorum ama haksızlığa susmayacağım. ankara'ya geçince elimden geleni ardıma koymayacağım. bunları bana uzak ama yakın zannettiğim insanlardan aldığım güçle değil beni zayıf görmesinler diye kendimi yediğim yakınlarım sayesinde geride bırakmaya başlayacağım. demem o ki; hepimiz insanız. bazen suçlamaların, hak etmediğiniz onca muamelenin içinde sizin de bir insan olduğunuzu haykırmanız, birilerini kaybetmeniz, bir şeyleri paramparça etmeniz ve insan olarak zayıflıklarınızı saklamamanız gerekiyor. bugün ve yarın yıkılmamak için defalarca düşüp kalkmayı göze almak gerekiyor. insanı duyguları, korkuları değil sakladıkları değil yardım istememek için gösterdiği direnç güçsüz yapıyor.
5 /