gülen cemaati

1 /
puxa vida puxa vida
"rusya'dan fethullah gülen cemaatine ağır darbe! rusya yüksek mahkemesi, fethullah gülen tarikatının bütün faliyetlerini yasakladı. yüksek mahkeme, gülen okullarının kapatılmasına karar verdi. rusya'nın önde gelen kuruluşlarından yakın doğu enstitüsü de gülen örgütünün cia'nın paravanı olduğunu belirtti."
puxa vida puxa vida
"cemaat'in cemevi'ndeki ‘truva atı’ deşifre oldu!

amasya, tokat, sivas gibi birçok ilde, fethullah gülen cemaatine yakın çevreler tarafından farklı isimlerle kurulan, “alevi bektaşi” dernekleri, alevilerin tepkisini çekiyor. merzifon piri baba kültür ve dayanışma derneği başkanı cengiz doğmuş, “içimize truva atları sokmayacağız” diyerek cemaat'in bu girişimlerine tepki gösterdi.

17 dernekten oluşan amasya alevi bektaşi dernekler ve vakıflar platformu, merzifon piri baba kültür ve dayanışma derneği cemevi’nde ortak bir basın açıklaması yaptı. açıklamada, hem fethullah gülen cemaati'ne yakın kişilerin “alevilik, bektaşilik” adı altında dernekler kurup, "yardım çalışması" adı altında, aleviler'in içine sızmaya yönelik girişimleri olduğuna; hem de akp iktidarıyla birlikte aleviler'e yönelik ayrıştırma, asimile etme girişimlerinin hızlandığına dikkat çekildi.

hükümetin alevi köylerine cami yaptırıp kadrolu imamlar atadığına vurgu yapılan açıklamada, milli eğitim bakanlığı’na bağlı okullarda da sünni inancının, zorunlu din dersi olarak alevi çocuklarına zorla dayatıldığı ifade edildi.

amasya alevi bektaşi dernekler ve vakıflar platformu aına ortak hazırlanan ortak açıklmayı okuyan merzifon piri baba kültür ve dayanışma derneği başkanı cengiz doğmuş, fethullah gülen cemaati'ne yakın ve alevi olmayan kişilerin alevi bektaşi dernekleri kurmasının altında gizli anlamlar olduğunu söyleyerek, “içimize truva atları sokmayacağız” diye tepki gösterdi.

birkaç ay önce merzifon’da “turna alevi - bektaşi kültür ve eğitim derneği”nin fethullah gülen’e yakınlığıyla bilinen ve cemaat içinde daha önce aktif görev yapan kişiler tarafından kurulduğuna ve derneğin yardım faaliyeti bahanesiyle ciddi paralar harcadığına dikkat çeken doğmuş, “kimlerin desteği ve himayesiyle hareket ediyorsunuz? sizi destekleyen ve himaye edenlerin arasında, çorum hitit üniversitesi öğretim üyelerinden prof. osman eğri mi, diyanet mi ve en önemlisi amerika’da yaşayan fethullah gülen mi var” diye sordu.

doğmuş, “fethullah gülen cemaati, asimilasyon politikalarına ortak olmakta, hatta bu asimilasyonu hızlandırmak için tehlikeli adımlar atmaktadır. bu dernek şu anda sözde alevilik ve aleviliğin sorunlarını çözmek adına görev yapıyor. bizlere de bunu yemek ve yutmak düşüyor. buradan yeniden sesleniyorum; bizler sizin neye hizmet ettiğinizi ve ne yapmak istediğinizi çok iyi biliyoruz. bu oyun tutmayacak ve bu oyuna alet olan alevi kökenli üye ve yöneticilerinizi de toplumumuzda deşifre edeceğiz. asimilasyon bir insanlık suçudur. bu suça ortak olanlar da bir gün gelecek, ilahi adalet karşısında hesap vereceklerdir” diye konuştu.

anf"
aşmış adamı aşan adam aşmış adamı aşan adam
radikal yazarı orhan gazi ertekin'den cemaati'in siyasetin icra eden, yargının karar veren, başta emniyet teşkilatı olmak üzere devletin muhtelif kurumlarında inisiyatif kullanan bir kadrolaşmaya gidip hesap verir olmaktan imtina eden, yani yetki isteyip sorumlu tutulmaktan kaçınan iki yüzlü yapısını tahlil eden güze bir yazı. hoş bu yazı da cemaatçiler tarafından putları sayın gülen'in sıkça dile getirdiği gibi "tezvirat" ilan edilecektir ama...

orhan gazi ertekin, başta hsyk olmak üzere cemaatin yargı kurumlarında kadrolaşmasının önünü açan 12 eylül 2010 anayasa değişikliği referandumunun sıkı evetçilerinden bir hukukçu.

merkez medyadada bu tür eleştirilerin daha sık dile getirlimesini umarım.






son birkaç yılda devlet, hukuk ve yargıya dair önümüze gelen acil soru ve sorunlar, türkiye’nin entelektüellerinin ve onların konvansiyonel tezlerinin birer birer iflasının sahnelendiği gündemlere dönüştü. günlük zaman aralıklarında kendi kendilerini yalanlayan, sadece taktik ve istihbari gündemler yoluyla işlevselleşebilen, önündeki gelişmelere politik anlam vermekte sürekli bocalayan, ama buna rağmen düşünce dünyasını kendine parsellemekte ısrar eden bir yazar-çizer-düşünür topluluğundan söz ediyoruz. onların hangi taraftan oldukları çok önemli değil. cumhuriyetçi-2. cumhuriyetçi, sol-sağ, liberal-demokrat-ulusalcı vb. gibi hangi politik ayrışma ekseninden gelirlerse gelsinler devlet alanı içindeki her yeni gelişme, bu entelektüelleri kendi cevapları nezdinde yeni buhranlara doğru sevk ederek ruhsal dünyalarını örseledi. o büyük isimleri ile cılız zihinleri arasındaki gerilimi nasıl aşabileceklerini bir türlü tayin edemediklerinden paranoyalardan tabulara uzanan derin bir ruhsal maceranın içinde sürüklenip durdular.

bir sorun daha var
çok mu kapalı bir giriş yaptık mevzuya? sözü nereye mi getireceğim? asıl söyleyeceğim şey şu: bugünlerde ülkedeki en önemli siyasal sorun, sadece devlet-hukuk ve yargı eksenindeki krizler değil. aynı zamanda aydın ve entelektüeller içindeki kriz de ihmal edilecek gibi değil. bu iki krizin, yani ülkedeki devlet-yargı-hukuk krizi ile entelektüellerin kısırlığı ve derin korkularının birlikte yarattığı siyasal ortamın daha iyi anlaşılması için alın size güncel bir devlet laboratuvarı: gülen cemaati!

evlere şenlik tezler
akp’nin dayandığı yeni “iktidar kompleksi”nin çelik çekirdeğine aday unsuru oluşturan cemaati anladığımızda “yeni devlet”i de anlamış olacağız aslında. bu nedenle aydınların cemaati nasıl anlamaya çalıştığı çok önemli bir mevzu. kestirmeden gireceğim konuya. siyasal geleneğimizin bazıları için şaşırtıcı biçimde yeniden hortladığı son bir-iki haftalık devlet-yargı-hukuk krizinin öznelerine ilişkin bazı yazarlarca yapılan şu tespitlere bakmanızı istiyorum: bazıları kamu hukuku literatürüne hakim; taha akyol: “yaşanan şey erkler arasındaki bir gerilimdir!” (doğru teşhis!) bazıları özneleri özel isimle çağırmaktan kaçınıyor; ahmet insel: “emniyette ve yargıda örgütlü grup” (allah allah kimmiş bu grup acaba?). bazıları daha “rafine” tespitlerin peşinde; hasan bülent kahraman: “yargının özgüveni artıyor” (şaka değil mi? şakadır şaka!). bazıları çok zeki; m.ali birand: “cemaat siyaset ile ilgilenmiyor” (estağfurullah!). birisi ise çok nüktedan; nazlı ilıcak: “hani hükümet yargıyı ele geçirmişti. ne oldu şimdi peki?” (hayda bre alkışlar sizin için!). bu liste çok uzar. fakat, gülen cemaatinin devlet alanı içindeki nesnel politik karşılıklarını sorgulayacak ve açığa çıkartacak ne bir soru ve ne de bir cevap ihtimali var bu uzayan listenin içinde.
böyle ciddi bir demokratik sorumluluğa ilişmek istemediklerini, cemaat meselesini bilinçaltlarına doğru itmeye çalıştıklarını, yeni bir siyasal “yasak” alanını elbirliği ile ördüklerini, daha açıkçası “asker tabu”sunu yeni bir “cemaat tabusu” ile değiştirmeye çabaladıklarını birilerinin onlara söylemesinin zamanı gelmedi mi sizce?

yeni iktidar ağı
türkiye, akp ve cemaatten oluşan yeni bir “iktidar kompleksi” inşa ediyor. geleneksel tarihsel blok çökerken yerini siyasal eylem, uygulama ve iletişim süreçlerinin yeniden düzenlendiği bir yeni iktidar ağının sınanmasına bırakıyor. “siyaset” ile “iktidar” dengesi bir başka biçimde kuruluyor. birand hiç farkında olmadan doğruyu söylemişti: hakikaten cemaat siyaset ile ilgilenmiyor. sadece ve sadece iktidar ile ilgileniyor! cemaat ak parti’nin içine karışmıyor. orada kök salmıyor. politik farklılığını ısrarla ak parti’ye öğretmeye çalışıyor. fakat, bu farklılık başka bir politik duruma değil, hiyerarşik bir politik vaziyet iddiasına tekabül ediyor.
siyasal bakımdan devlette yerlerinin olmaması ile teşkilat olarak devlete tutkulu bağlılıkları kendilerini hükümet karşısında “yeni iktidar” olarak inşa etme eğilimini kaçınılmazlaştırıyor. emniyetin stratejik kadroları ile özel görevli yargı ve hsyk’daki iktidarlarını bir yandan hükümet etme sınırlarına taşırken diğer yandan da kendilerini hükümet siyasetinin “kötü” etkilerinden korumaya çalışmaları da bundan. kendi siyasetini geleneksel iktidar mahremiyetine taşıma stratejisinden dolayı bazıları gülen cemaatine sadece “yok”luğu üzerinden seslenmemizi istiyor ve somut siyasal sorgulama çabalarını “paranoya” ile karşılıyorlar. bizzat cemaatin kendisi de kısmi iktidarını somut varlığı üzerinden değil, “yok”luğu üzerinden tamamlamaya çalışıyor. oysa iktidar gücüne dahil olmanın bu biçiminin özgün olduğu söylenemez. geçmişte de ordu siyasetteki “yok”luğu üzerine kuruyordu iktidar katındaki “var”lığını. böylelikle kendi varlığını somut politik sorgulama çabalarının muhatabı kılmamış oluyordu. kaba ve ham bir siyasal oyunun ta kendisidir bu. bu nedenle türkiye’deki siyasal alan bir türlü sekülerleşemediği gibi kendine kamusal sorgulamanın dışında, dokunulamaz bir iktidar alanı tahsis etmiş, buna bağlı olarak hiçbir denetlenebilirliği olmayan hayalet iktidar aktörleri yaratarak demokratik yetkinin dışına çıkartmış, siyasal hayatımızı korku, kaygı ve yasaklarla örülü zengin bir “iç dünya”ya tevdi etmiştir. bugün cemaatin “yeni iktidar kompleksi”ne yaşattığı da budur.

cemaat tabusu
bugünün farkı ise şu: geçmişte ordunun kurumsal bir varlığı, kimliğini belirleyen ideolojik bir pozisyonu ve siyasal bir programı vardı. buna ilişkin kolaylıkla teşhis edilebilen semboller dünyasına ve kendine özgü değerler toplamına sahipti. “asker tabusu” temelde somut “yasak” niteliği ağır basan bir tabu idi. şimdiki “tabu”nun ise sınırları belirsiz. her türlü sembolle yaşayabiliyor. “iktidar” ile “hükümet” arasında çektiği perdede bir gölge oyunu oynuyor ve böylelikle yaratılan belli belirsiz sahnede kendisini “çoğul politik kişilikler” içinde sunabiliyor: iyi, kötü ve çirkin; “hukuka saygılı”, “demokrat” ve “despot”. sorun şu ki, önceden toplum şizofrendi. şimdi ise cemaatin kendisi! bu en tehlikelisidir. çünkü böyle bir iktidar sadece kendi ortaklarını yemez. aynı zamanda toplumun ve siyasetin bütün istinat noktalarını yerle bir eder.
hakikatle olan ilişkimizin bu tarihsel kaybı nedeniyle entelektüellere ve cemaate seslenmek farz. yazar-çizerlere: bugünlerde yeni bir siyasal tabunun inşa edildiği bu siyaset meydanında kendi kimliğinizi ayakta tutacağınız umuduna sakın kapılmayın. paranoya ve tabuları seküler bir politik hayatla değiştirme mücadelesine girişmediğiniz sürece, sadece entelektüel geçmişiniz sizi kurtaramayacaktır. ve cemaate: her taşın altında “the cemaat” aramanın bir paranoya olduğunda şüphe yok. fakat, bazı taşların altındaki cemaate de siyasal dokunulmazlık örmeye çalışmanın bir tabu yaratmak olduğunda da şüphe yok. toplumsal aleniyete/denetime açıldığınız takdirde ancak “öncekiler kadar” meşru olacaksınız. eğer bu biçimde devam etme tercihini sürdürürseniz sadece bu ülkenin siyasal alanının her gün yeni bir buhranla kendi içine yıkılmasına yol açmış olmayacak, aynı zamanda kendinizi de çok tehlikeli bir kumarın içine sürükleyeceksiniz.


19 şubat 2012, radikal.
monpti monpti
dini şimdiye kadar türk siyasi ve toplum tarihinde en iyi sömürmüş, ve bu yüzden de en çok parayı iç edebilmiş topluluk. bünyesine insan katabilmek için çok iyi örgütlenmişler ve bunun için pek çok sosyolojik parametreyi kullanmasını iyi bilen tayfaları bulunmaktadır. bunun en güzel örneği, türk eğitim sisteminin dangalıklığından ileri gelen açıklar ve bu açıkların bu cemaat tarafından bir güzel kendi işlerine çevrilmesidir. açık konuşmak gerekirse, azcık akıllı, çalışkan fakat parası olmadığı için dershaneye gidemeyen öğrencileri toplayıp özel ders veririler, evlerini açarlar fakat bunu yaparken de hepsini atatürk düşmanı saidi nursici ve fetullahçı yapmayı ihmal etmezler. bunun gibi pek çok örnek verilebilir.
serzenisken serzenisken
der spiegel'in haberine göre almanya’daki ‘en tehlikeli’ islami hareket. bunun yanında haberde gülen cemaatinin gizli katolik örgütü “opus dei” ile paralelliklerinin bulunduğu ve zaman gazetesinin, bu mafyayı yalan, sahtecilik ve çarpıtmalarla desteklediği belirtilmiş.

türkçe özeti için; der spiegel: gülen cemaati almanya'daki 'en tehlikeli' islami hareket almanca konuşulan dünyanın en büyük haber dergisi der spiegel, yeni sayısında gülen cemaatinin almanya'da da korkutucu bir güce sahip olduğunu beli... baskahaber
puxa vida puxa vida
"gülen hareketinin hıristiyan dünyasında 1560’larda ortaya çıkan cizvit (`jesuit) hareketiyle olağanüstü bir benzerliği olduğunu düşünüyorum. bu görüşü 3-4 yıldan beri çeşitli ortamlarda savundum. `cizvitler` de, inançların tehlikeye düştüğü bir dünyada dine yeni bir örgütsel yapı getirme amacıyla yola çıkmıştır. geleneksel tarikatlerin kapalı dünyasına karşı gelmiştir. dünyanın her yerinde okullar açıp büluğ çağındaki gençlerin eğitimiyle ilgilenmiştir. o yaştaki insanların psikolojisi üzerinde ihtisas yapmıştır. çin’de, hint’te, güney amerika’da açtıkları okullarda doğrudan din propagandasına girişmemiş, bir ahlaki ideali telkin etmeyi tercih etmişlerdir. ikiyüz sene boyunca katolik devletler hem cizvitlerin örgütsel gücünden yararlanmış hem onlardan paranoyaya varan bir korku duymuşlardır."

http://arsivlemesemolmazdi.blogspot.com/2012/03/sevan-nisanyan-cemaat.html
1 /