güler zere

1 /
huznun isyan olsun huznun isyan olsun
bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar
ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar
henüz dile gelmedi
istanbul'u ezen suskunluğunda senin

gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar
nedense söyleşilerde yalnızca
beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular
sense ölüm rengine inat
tan maviliğince susuyorsun
yalnızca geçmişin
gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun
hani çok çok övmekten korktuğun
o bin renkli açelyanın inançlı sesini
yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun

yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi
alnının ışıklı yamaçlarında
yüreğini içmek gerek duymak için
soluğunu solumak gerek
her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin
yaşama gözlerinle dalmak gerek

(bkz: adnan yücel)

güler zere'ye özgürlük!
kanser hastası güler zere serbest bırakılsın!
artık yeni birşey söylemek lazım artık yeni birşey söylemek lazım
en kırılgan noktalarımdan biri haline gelmiş insandır.

daha önce, pekçok tutukluya yapılanın aynısının olacağını düşünüyorum, daha doğrusu bundan korkuyorum...

sonra "ismi lazım değil zat" geliyor aklıma. "hasta ve yaşlı" olduğu gerekçesi ile cumhurbaşkanı tarafından affedilen, fakat şimdi ortalıkta fink atan "zat"...

derdim aslında kimin neden cezaevinden çıktığı ya da cezasının affedildiği değil.

benim derdim güler ve onun durumunda olanlar...

onun göz göre göre ölüme gitmesi, benim yüreğimi tüketiyor, canımı yakıyor, hem de çok.

geri dönülmeyecek bir noktada tahliye kararı verip de, hem "bak insan haklarına saygılıyız" diyecekler, hem de onun dışarda ölümünü izleyecekler telaşındayım ne zamandır...

ve şunu biliyorum; "af" için "suçlu" olmak gerekir. güler için istenen, sadece çok basit- küçük insani bir duyarlılıktır. "af" değil...
kaltwinter kaltwinter
ağır hasta durumda olan ve tedavisine kesintisiz bir şekilde devam edilmesi için cezasının affedilmesi ya da ertelenmesi gereken insandır.

hükümlüden evvel, insan. bunu akılda tutmakta fayda var.

hürriyeti bağlayıcı bir ceza almıştır fakat bu ceza, güler zere'nin yaşam hakkının elinden alınmasını getirmiyor, getiremez. ki ölüm cezasına bile çarptırılsaydı, böyle bir şey hukuk rejimimizde mümkün olsaydı, yine de infaza dek kişinin yaşam hakkını korumak esas olacaktı.

hal böyle iken, ab yollarında pek çok yasal değişiklik geçiren hukuk rejimimizin, artık bu değişikliklerin pratikte de bir anlam ifade ettiğini göstermesi gerekiyor.

güler zere hasta. güler zere kanser ve acilen kesintisiz bir tedavi sürecine girmesi gerekiyor.

hukukun insanlıktan, hayattan ve toplumdan kopuk bir zemin olmadığını hatırlatmak, eğer hukuk dillendiriliyorsa güler zere'ye yaşam hakkı demek gerekiyor.
ofsaytadüştümgelicem ofsaytadüştümgelicem
götlerindeki koltukları bile rahat bulmayan milyar dolarlıklarıyla değişen milletimin milletvekillerinin vatandaşını siklemediğini gösteren bir hadise daha. adam gibi yaşa çıkarmayıp; kendilerine zam olacaksa o koltuklara oturanlar pek sayın vekiller sakın bir şey yapmasınlar.

güler zere'yi sözlükte okuyarak öğrendim bildiklerim bundan ibaret. ama tek gerçek orta da bir insanın hayatı söz konusu. tirilyonluk paraları cebine indirenlere ev hapsi veren sonra hatta bazılarını başımıza musallat eden hukuku, devletimizi ellerim patlayana kadar alkışlıyorum. zira onlar alkışlarla yaşıyorlar.
recai pengül recai pengül
anladığım kadarıyla kendisinin belirli bir kesimin gündemine girmesi ancak aihm'e dava açması ve türkiye cumhuriyeti'ni tazminata mahkum ettirmesi sonucu olabilir; "mahkumlara da para mı ödeyeceğiz artık, yok artık!" şeklinde o da.
umut taciri umut taciri
gizli faşizmi yıllar yıllar önce mahir çayan bu ülke koşullarında tahlil etmişti. güler zere için gelinen nokta gizli faşizmden daha fazlası değildir! faşizmin ta kendisidir. yani düşleyiniz hasta hemde kanser hastası ama sizin kendi kanunlarınız olan hapishane koşullarında tedavi edilmesi mümkün olmayan hastayı hapishanede tutuyorsunuz! ha gelinen noktada bir kazanım vardır! güler zere için toplum duyarlılığı sağlanmaya çalışılıyor ama daha 30 küsür güler zere gibi olan mahkum var daha dün bir mahkum kanser hastalığından öldü! yani artık idam yok deniliyor ama idam sadece şekil değiştirdi! güler zere bunu gösteriyor bizlere peki bizlere bunu gösterirken içimizde ki kor-u alevlendirmiyor mu bu? daha fazla kin gütmüyor mu insanlar! şiddetin kaynağını yaratanlar şiddetle karşılaşmayacaklar mı?
herut herut
herkes bilsin:
güler zere'nin özgürlüğünü, boyun eğmeden, merhamet dilemeden kazanacağız!
güler, tahliye edilmeyip ölürse, boyun eğmemiş, zulümden merhamet dilememiş olmanın onuruyla ölecek; güler'in katledilmesinin suçu, akp'nin boynuna ağır bir boyunduruk gibi asılı kalacaktır.
halk cephesinin açıklamasının bitiş paragrafıdır. çok anlamlı gerçekten. merhamet değil adalet istiyoruz.
itirazım var sayın yönetici itirazım var sayın yönetici
unutmuşluğumun ve yılgınlığımın temaşasıdır bu isim. ne vakittir sustukça susasım gelmekte, ki evvelinde soluğumu yankı bulduğu bomboş ovalardan yankısız bir ev odasının karanlığına gömdüm. yılgındım, bezmiştim, bıkmıştım...her türlüsünden bir belirsizlik timsaliydi geride kalan her günüm. yılgınlığıma sığınmaktan gayrı viraj yoktu ve sığındım ta gölgesine...

hatırlattı bana o yılgınlığımı güler zere. ne bir dem görmüşlüğüm var, ne sesi kulaklarımda boy vermiştir. ömrümün şu vakitlerden evvelinde bir isimden ibaret idi güler zere. hayatı, kişiliği, duruşu ve gerisin geri benim gözyaşımı döktüren o damaksız sızısı, işkencenin f tipi kahpeliği, insanlığını yitirmiş it sürülerine karşı dağılmış saçlarını direngenliğin esintisinde savuran güler orada duruyor...güler karanlığın sırtına hançer saplıyor her gece ve ölüm karanlığın gövdesine tutunup çöküyor hücre hücre güler'in kanser suretli hücrelerine...zere, bizim oralarda yani zazaca yürek anlamına gelir, güler yüreğini direnmeye adamışken, muktedirin pespaye tavrı elbette daha baskın çıkar sustukça biz...

öğrendim savaş ezgi'nin o şiirini bir vakitler içten ve yankılı okuduğunu;

"zından alacaklarını topluyor
tepeden tırnağa
borcum yok
bozdurdum ömrümü
gençliğim düştü payına...

bir nefesin ömrü boyunda hücrem
betonun bedenimde çıkardığı yangını söndüremiyorum
ölüm sulanıyor ömrüme...

tedariğini hazırla
olur ya...olur ya...
düşerim senden ayrı
dar-ı dünyada
garibe düşmesin sol yanın
gözlerin dalmasın
kaldır başını sevdiğim
ucu ortası yok bunun
boyun kırmadan yaşamak uğrunadır
toz duman paramparça olduğumuz..."

gençliği duvarların payıdır ve kanserlenmiş soluğu artık kokusudur yastığının...

bilmedikçe, bilmeyi unuttukça, bilmemek için direndikçe ne çok çiçeğin solgunluğunu görmezden gelmeyi hak bilip, hukuk hengamesinde kelli ferli paşaları, gölgesi kendinden iri ve ismi medyanın hak hukuk tasavvuru haline gelen "mağdur" ve mağrur dokunulmazları öncelikli gündem halinde gecemize gündüzümüze servislerken duymadık güler'in sesini. sesini çıkartmaya takati yoktu ve zaten tıbben mümkünatı da yoktu.

güler zere ölüme gün sayıyor...
erol zavar ölüme gün sayıyor...
vecihi hürkuş vecihi hürkuş
ızdırap çekmektedir,aldığı canların aileleri,yakınları dostları gibi. benim gözümde azılı bir teröristtir ve hak ettiği yerdedir. gel gelelim insandır,yaptıklarıyla dünyanın en namussuzu,en kalleşi,en haini olduğunu varsaysak bile insandır. devletin yaşatması gereken kişidir,insanlığından dolayı başka bir şeyden değil.devletin yaşatması gereken kişidir,aldığı canların hesabını saatleriyle,günleriyle,aylarıyla,yıllarıyla ödemesi için.

bunca suçtan sonra affedilmesi aldığı canların gözünü arkada bırakır. ama tedavi edilmelidir,insan olduğu için,daha hesabı bitmediği için.
kowalski kowalski
sanıyorum sırf başka şeyler düşündü diye yaşama hakkı elde edemeyen ''insan..''

gencecik bir kızın, ufacık bir çocuğun boğazını kesenlerin, kendi askerini ölüme gönderenlerin, suçsuz, günahsız sübyanları coplayanların elleri belinde gezdikleri bir yerde ''yaşam hakkı'' arayandır..

arayandır; ''netekim'' bulamayandır..
itirazım var sayın yönetici itirazım var sayın yönetici
1 eylül 2009 günü balcalı hastanesi önünde onu bekleyenler için bir mektup yazmıştır;

merhaba
şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.

yürek… nasılda dolu doludur yüreklerimiz... neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
benim yüreğimde öyle çok şey var içimde. en başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes…

ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. ben içinde kala kalıyorum. her sese tebessümle cevap veriyorum. bilerek değil, kendiliğinden! sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden kopan her sesi.

ister yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. sizler benimlesiniz ya gerisi boş!

hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe telaşında oluyor yüreğim.
evet sizlerden bahsediyorum adana'nın sıcağı kadar sıcak yüreklilerim, seyhan'ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim. seviyorum sizleri. kapı önünde değil, işte tam şuram da oturuyorsunuz.

şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. günlerdir oradasınız ve ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? uzanıp dokunuyorum size, en çok da umutlu hallerinize. hani o yüreğinizin sesinin gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim, her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. ve her seferinde sizin gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. sarılıyorum ellerinize sımsıkı, sarılıyorum bütün gücümle.

sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. sevgisini, yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan, her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri…

dostlarımız da var tabi bu kavgada. dost yürekleriniz her daim yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. sesinizi sesime kattınız. her kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor biliyorsunuz. bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan yana… selam olsun sizlere.

kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. sevgimin derinliğini görün diye. ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri… hem de çok!

güler zere
1 /