gündüz vassaf

1 /
ayyasprens ayyasprens
oldukça garip bir yazardır örneğin cehenneme övgü adlı kitabında seçme özgürlüğünün insanları tutsaklaştırdığını savunur, ya da kahramanlara karşı çıkıp hainleri savunur ve bunları o kadar etkileyici yapar ki ister sen de inanırsın adamın yazdığına... ayrıca cennetin dibi adlı bir kitabı daha vardır ki ben etkisinden anca bir ay sonra kurtulmuşumdur. düşünceleri şeytanın avukatlığını yapar gibidir, ama aslında tam olarak öyle değildir. anlatılması güç bir insandır, en iyisi kitaplarını okumaktır.
theuthras theuthras
"inanın, kiliseye, camiye gitmiyorsanız bedava diyedir. türümüzün bir özelliği bu. bir yandan beş para etmeyen şeylere dünyanın parasını verir, bir yandan da maddi değeri yok diye dünyanın en güzel şeylerinin bedava olduğunun farkına varmaz ya da küçümseriz."

cümlesinin sahibidir.
marlasinger marlasinger
tarihe , çocukları kirleten savaşlara, siyasilere, açgözlülere, korkaklara... dair söyledikleri ve haklı tepkisiyle içe döndüren yazardır.

"tek becerebildiğimiz, yarattığımız cehennemde daha çok yaşansın diye insan ömrünü uzatmış olmamız." cümlesi ile düşünce sistemini ortaya koyar naçizane.
ilelebetmuhalefet ilelebetmuhalefet
çocuklara isim koyarak özgürlüklerinin kısıtlandığını savunan psikolog, yazar. çocuklara konan "zeki", "cevher", "adil" benzeri nitelik yükleyici isimlerin, onlara gereksiz yüklerden başka birşey getirmediği kanısında. çok sayıda çocuğun yeni gençlik evrelerinde ismini kendi uygun gördüğü bir başkasıyla değişme isteğine kapıldığı da bir başka bulgusu.

isim değiştirmenin mahkemelere başvurmayı gerektirecek kadar zor ve ciddi bir iş oluşunu zorlayıcı ve kısıtlayıcı bulan vassaf'ın psikiyatrist babası ve psikolog annesi kendisine büyüdüğünde dilediğini kullanabilmesi için soyadından ziyade üç isim koymuş.
witness the hysteric witness the hysteric
2 eylül dönemine kadar istanbul üniversitesi'de dahil olmak üzere yurtışında da pek çok okulda görev yapmış ve halen radikal gazetesinde yazan psikolog ve yazar kişisi. aslında birçokları gibi cehenneme övgü ktabı ile tanıştım bu yazarla ve anında etkilendim. neden mi ?: eleştirel bakış açısı ve aslında hep söylemek istediklerimizi söylediği için.. belki de bizi bizden daha iyi yüzümüze çarptığı için de olabilir.. ilk okuduğumda önce bir yutkunmuştum. cümleler ilerledikçe en klasik korku sahneleri bile amiyane tabirle halt etti. sonradan farkettim ki aslında dünyada en korkunç olan "şey" kendimiziz yani birilerinin kendimizi tüm çıplaklığıyla yüzümüze (sa)vurması.. nietzsche de bunu yapıyordu seneler evvel. ya da goethe ucundan bucağından.. tüm yazarlar bunu yapabildiği sürece kalıcı oluyor belkide.
mürekkepbalığı mürekkepbalığı
hükümetlerin özelleştirilmesinden bahsetmişti bir kitabında. tıpkı büyük şirketleri yöneten ceo'lar gibi devletleri yönetenlerin de astronomik maaşlar alan dünya çapında başarılı ve bu işte isim yapmış kişiler olabileceğini anlatmıştı. bu tür başbakanlar ve bu insanlardan kurulmuş kabineler sayesinde devletlerin zirve yapabileceğini anlatıyordu. ilginçti.
bazinga bazinga
kendi dilinden şöyle biridir;

ufaktım. yaşadığım bir şeye yetişkinlerin inanmadığını, annemin de yanılabileceğini farkedince çok şaşırdım. kendimi tutamayıp uzun süre güldüğümü hatırlıyorum.

dokuz yaşındayken insandan korktum. annemle oturduğumuz evin kapalı kepenklerinin arkasından gizlice gözetlediğimiz 50-60 kişi evimize saldırıp saldırmamaya karar veremiyordu. neyse ki o gün öğretmenimizin sınıfta hepimize bellettiği "kıbrıs türktür" ibaresini bahçede duran otomobilimizin üstüne beyaz tebeşirle yazmıştım. gittiler. başka yerleri yağmaladılar.

yatılı okula gittikten birkaç ay sonra kedimin öldüğünü öğrenince anladım yalnızlıktan, sevgisizlikten ölünebileceğini.

psikoloji bölüm başkanım tezimi öztürkçeleştirmemi istediği zaman, buna karşı koymadım. bir yerlere varabilmek için kabullendiğim ilk otosansür buydu. içindeki kimi kelimelerin ne anlama geldiğini bilmediğim bir "bilimsel" tezim var şimdi. hep de olacak.

stajyer olarak çalıştığım psikiyatri servisinde yatan oğlunun ceplerini gizlice karıştırırken bulduğu haşhaşı servis şefine titreyen ellerle teslim eden anne, akşam aynı profesörün kendi evinde bize aynı haşhaşı ikram ettiğini görmedi tabi, ama ben artık meslektaş olmuştum.

12 eylül darbesinden sonra, üniversitede kalabilmek için kimi sakalını kesti, kimi eski akademik çalışmalarını gizledi. yeni düzene ayak uyduramayanlar teker teker istifa etti. biri de bendim. boğaziçi üniversitesi'nden ayrıldım. "öğrencilerimi" özlüyorum.

bir kez torpil yaptırdım - oğlum t.c. vatandaşı olabilsin diye. hem de atatürk'ten. londra'daki t.c. başkonsolosluğu'nda bana: "evli değilsin" dediler, "oğluna nüfus kağıdı veremeyiz. üstelik soyadın arapça; soyadı kanunu'na aykırı. nasıl alabildin bu soyadını?" görevliye arkasındaki devasa atatürk portresini işaret ettim: "rahmetli babamın akrabası olur, herhalde onun sayesinde" dedim. akan sular durdu: oğlum t.c. vatandaşı oldu. hakkıydı.

daha bir kaç yıl önce, uzun uzun düşünüp en zararsız mesleğin itfaiyecilik olduğuna tam kanaat getirmiştim ki, elinizdeki kitabın kapak resmini yapan mehmet nâzım'dan fransa'da kimi itfaiyecilerin kahraman olabilmek için, önce gizlice orman yangını çıkartıp sonra da söndürdüklerini öğrendim.

son yıllarda pek bir şeye karışmıyorum. ama, olanla da yetinemediğimden, ara sıra yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi. bana da sormuş olsalardı, "kapatılan eskişehir cezaevi ne olsun?" diye, "içi boydan boya aynalarla donatılmış bir müze olsun" derdim.
hell and gone hell and gone
akılları ermez diye çocuklarımıza oy kullandırtmıyoruz. otomobil kullanmalarına izin vermiyoruz. sigaradan, içkiden koruyoruz. eskiden sınırlama yokken ve günümüzde erken olgunlaşmalarına rağmen, reşit olana kadar evlenmelerini yasaklıyoruz. din gibi ciddi, çok boyutlu bir kuruma gelince, sırf anne babalar o dinden diye, çocuklarını şartlamalarını doğal karşılıyor, teşvik ediyor, tersini kınıyor, ayıplıyoruz. dinlerini çocuklarına belletmekte kullandıkları her tür disiplin ve yöntemi kabulleniyoruz. çocuklara, reşit olunca, isterlerse, dinlerini seçmelerine olanak sağlamaktan kaçınıyoruz. seçim, dinlerin müritlerini bilinçli, bilgili kılmaz mı? dinleri adına daha iyi örnek, daha iyi rol modeli olmazlar mı? hurafelerden korunmazlar mı? doğuştan itibaren takım tutarcasına şartlandırılan dini aitlikler düşmanlıkları, savaşları, tarih boyunca körüklemedi mi? çocuklara dinlerini seçme özgürlüğü tanımamamız, onların dinlerimizi benimsemeyeceği korkusundan mı? bundan 50, 100, 500 yıl sonrasından günümüze bakılınca belki de çocuklarımızı tarihimizin son köleleri diye görecekler. çocuk ‘sahibi’ olmak deyimi bile ibret verici değil mi? günlük dilimiz istibdatın kanıtı.

gündüz vassaf
1 /