güreş

1 /
hell guardian hell guardian
ata sporumuzdur, saygımız sonsuzdur, hatta bu işin olimpiyatı olur. normaline zaten lafım yok. ama yağlı güreşte ne be kardeşim öyle, adam yağlı elini kıspetten içeri haşırt diye sokup kavrıyor rakibini kaldırıyor bir güzel. yoksa gerisinde bir sorun yok hatta gayet orjinaldir yağlı güreş.
böcek böcek
bu sporu yapan kişinin kulakları bi garip olur. el-ense çekilmesi sebebiyle kulaklarındaki kıkırdaklar yamulur. o kavis kaybolur, bi tek delik görünür en sonunda.bir güreşçinin ne kadar hırpalandığını kulağından anlamak mümkündür. kulakları çirkinleştiren bir spordur bu. universiade'da bi sporcunun -atmıyosam- beli kırılmıştı müsabaka esnasında.sakat bir spordur yani*.
explorer explorer
atatürk'ün yakın arkadaşlarından cevat abbas gürer'in "atatürk kütüphanesi" dizisinin 8. kitabı olarak yayınlanan "yakınlarından hatıralar" adlı eserde güreş ile ilgili bir anısını şöyle nakleder;

"..bir ağaç dibinin toprağını kabartan ve o civarda yalnız çalışan bir işçinin önünde atatürk durdu. işçiye o kadar yakındı ki, çapasının kalkıp inmesinden fırlayan toprakların küçük parçaları atatürk'ün zarif ve düzgün ayakkabılarını okşuyordu. önünde duran, karşısına dikilen bu kişiye işçi bakmadı bile. bu vaziyette epeyce durduk ve seyrettik.
işçi ne kendine ne de çapasına bir an dinlenme firsatı vermiyordu.
atatürk'ün: - nerelisin çocuğum?..
suali işçiyi doğrulttu, çapasını yere dayattı:
- kastamonuluyum beyim!
- kastamonu'nun içinden misin?
- hayır, köylüğündenim
- askerlik yaptın mı?
- yapmaz olur muyum?
- harp gördün mü?
- sakarya muharebesinde bulundum, izmir alındıktan birkaç ay sonra tezkere aldım.
pehlivan yapılı sakarya gazisinin cevabından haz ve zevk duyduğu, fakat kendisini tanıtmak istemediği için olacak atatürk'ün işçiye son sorgusu:
- sen güreşir misin?
oldu. bu suale kadar ciddi bir çehre ile gözünü kırpmadan cevaplarını veren işçi gülümseyerek mütevazi bir tavır aldı ve:
- güreşmez miyim? dedi.
ne yalan söyleyim; toprağı çapalarken yeri sarsan darbelerine şahit olduğum 30-35 yaşarında, gürbüz yaradılışlı, pişkin vücutlu, yay gibi atik ve tetik bakışlı, çelik bilekli kastamonulu ile güreşmemi atatürk'ün teklif edeceğinden heyecana düşmüştüm. bereket versin başını gülerek bana çeviren atatürk gözünü kırptı ve işçiye dönerek:
- benimle güreşir misin? dedi.
ben işçiye büyük muhatabını anlatabilmek imkanını ararken
atatürk:
- bırak çapanı, ileri gel!
emrinde bulundu. bu emre tereddütsüz riayet eden kastamonulu çapasını bıraktı, ilerledi ve el ense etmeye hazırlandı.
ben seri bir hareketle işçinin arkasına geçerken atatürk ile kastamonulu güreşe tutuşmuşlardı. atatürk'ü ciddiyetle, var kuvvetiyle saran ve sarsan kastamonuludan kurtarmak için, atatürk'e göstermeden ve hissettirmeden, bir çelme attım, kastamonulu yere yıkıldı. fakat hemen ayağa kalkan işçi mağlubiyeti saymadı. kısa bir münakaşa oldu. müşkül vaziyetteydim. işçinin bir ayağımın dayandığı toprağın kaymasından dolayı yıkıldığına, yoksa benim bir müdahalem olmadığına dair teminat verdim.
atatürk ile işçisi tekrar güreşmek üzere birbirlerinden ayrılabildiler. kastamonulu katiyen atatürk'ü tanımamıştı. işçiden beş-on adım uzaklaştıktan sonra ufak bir mükafaat vermek için atatürk'ün müsaadesini istedim. bu gibi vaziyetler de cömert olan atatürk'ün:
- bir lira ver!
demesi hayertimi uyandırdı. teveccüh ve muhabettine güvenerek:
- biraz sonra zat-i devletinizin kim olduğunu öğrenecektir. tok gözlü ve alnının teriyle kazanmaya alışmış bu yurttaş sizin lütfunuzu hatıra olarak saklayacaktır. bari işine yarayacak miktarda verirsek sevindirmiş oluruz, mütalaasında bulundum. atatürk gülerek, fakat çok manalı kaşlarını çatarak:
- bir lira yüz kuruştur. az mı? buyurdular.
- evet, yüz kuruş işçinin bir günlük yövmiyesidir, cevabında bulunarak sustum.
- öyle ise on yövmiye ver! emrinde bulundular.
döndüm, kastamonuluya yaklaştım. on lirayı kendisine uzatırken bu sefer işçi
- bu parayı bana niçin veriyorsun? sualinde bulundu.
koca türkün sebepsiz para almayacağını hissettiğimden:
- mintanın biraz yırtıldı da, yenisini alırsın
diyerek parayı kabul ettirebildim. bu hareket tarzımdan merakı artan işçi:
- sen kimsin beyim? dedi.
- ben tüccarım, fakat güreştiğin bey bu çiftliğin sahibidir
diyerek atatürk'ü tanımayı işçinin zekasına bıraktım ve büyük adama yetişmek üzere acele yanından ayrıldım. onbeş yirmi dakika sonra aynı yoldan dönüyorduk. kastamonulu işçi bizi görür görmez koşarak yanımıza geldi. heyecanını saklayamıyordu. hemen atatürk'ün ellerine sarıldı ve öptü. yüreğinin bütün samimiyetiyle:
- demin atamı tanıyamadım, beni affet. ben hiç sizinle güreşebilir miyim? dedi.
atatürk:
- zararı yok, şimdi burada ikimiz biriz. devlet ve milletin işleri başında ben senin büyüğünüm, babanım.
buyurdular ve işçiyi okşadılar, işçinin başını okşadılar.."
rahmetli cevat abbas gürer'in bu anısında atatürk'ün kastamonulu amele ile kendisini güreştirmek isteyeceğinden korktuğunu söylemesi, ata'nın mahiyetindekilere güreş yaptırmaktan hoşlandığı gerçeğini vurgular.
gladriel tasarti gladriel tasarti
ata sporlarımızından en kötü görüntüye sahip olan spor. o adamlar vıcık vıcık yağlanıp birbirlerine girmelerini izlemekten zevk almasamda çok seven hatta her sene edirneye giden insanlar tanıyorum. son derece tutulan bir spor. ayrıca maddi olarakta iyi bir geliri var.
20girilikadam 20girilikadam
arkadaş bu spor dalını ata sporu olarak görüyoruz fakat son yıllarda atalarımızın kemiklerini sızım sızım sızlattık. yazıktır arkadaş son olimpiyatta altını bir devşirmenin elinden aldık bu olimpiyatta halimiz duman ne yapacağız.
zizek zizek
"güreş ata sporumuz" deyip de "pu yazıklar olsun atalarımızın kemiklerini sızlattınız" demek nedir yahu.ata sporumuz demek, atalarımız zamanında en yaygın, en çok rekabet edilen spor demek.21. yyda sen yapmıyorsun, ben yapmıyorum güreş.bundan belki 50, 60 yıl sonra ata sporumuz diye futbol denecek.güreşi pazarlayacak, güreşe celbedecek, sempati kazandıracak bir çağda yaşamıyoruz.hayat tarzlarımız çok değişti.

ancak ingilizlerde ve amerikalılarda bu böyle değil.ata sporları olan futbol,amerikan futbolu,beyzbol,basketbol vs. günlük yaşam biçimlerinin bir parçası.yaşam alanlarının içerisinde bu sporu yapmak için özel alanlar var.hatta herkes kişisel olarak bir tanesine sahip.her ingiliz evinin önünde yeşil düz alan,her amerikan villasının arka bahçesinde basket potası var.bunun üstüne bir de gerçekten meraklı olanlarının bu sporları profesyonelleştirebilecekleri tesisler ve güzel antrenörler var.

bizde ise, çok büyük çoğunluğu sıkışık kent hayatı yaşayan çocukların oyun alanları dar sokaklar ve okulların basketbol sahaları.ben 11 yaşımda yerel bir basketbol takımında oynarken, koçumuz tam bir ayıydı.adam insanı basketbolu sevdirmek değil, basketboldan soğutmak için konulmuş sanki oraya.kış günü ısıtma sistemi olmasına rağmen buz gibi salonda basketbol oynatıldı bana.1 sezon boyunca 17 kişilik takımda sadece 6 kişi maç yaptı.diğerleri ise sadece figürandı.

böyle bir ortamda dünyada messi gibi bir sporcu türk değilse bunun baş sebebi, onu eğitenlerin köhne zihniyetli, örümcek kafalı türk antrenörler olmamasıdır.

güreş için de başarının gelmemesinin sebebi bu olabilir.dünyanın en iyi 10 güreş hocasını tutarsanız ve bunların istedikleri şartları sağlayıp, gerekli türk hocaları da bu zihniyetle paralel eğitirseniz işte o zaman başarı gelebilir değil, gelir derim.
1 /