hakikati aramak

1 /
hoayda hoayda
peşine düşmüş insanoğlunun hiçbir zaman için bulamayacağını düşündüğüm durum. hakikati aramak kaybolmaktan geçer. önemli olan, hakikati bulmak için aramak mıdır yoksa hakikati arama yolunda edinilenler midir? bir soyutluğu somutluğa çevirmek, bu amaç doğrultusunda çalışmak bizlerin bir nevi içgüdüsel davranışı haline geldiğinden dolayı, günün birinde faraza, biri çıkıp, "ben hakikati buldum" dedi, eminim ki ardından da; onun hiç beklediği gibi bir şey olmadığını, hayal kırıklığına uğradığını söyleyecektir. işte bu yüzden aramak önemli bulmaya çalışmak mânâsızdır. hakikat ile arayan arasındaki ne kadar kısa olursa olsun her adımda o uzaklığa 1/2 kadar yaklaşacağına dair bir benzetme de yapılabilir. bu örnekte binlerce adım da atsanız hiçbir zaman ona tam anlamıyla ulaşamazsınız.

soyut bir arayışın içinde ömür yettiğince benliği ne kadar soyutlaştırabilir isen o kadar yaklaşabilirsin. sonuç tek olsa da ona giden yolların birden fazla olduğunu kabul edip, bu bilinçle hareket etmeli. keza battığını anlamayan boğulduğuna üzülebilir mi hiç? dününü düşünmeyen bugününe ne diyebilir? kendine mağlup olmuşların hayata galip gelebilmesi mümkün müdür?
hoayda hoayda
aramadan önce anlamaktan geçen bu yol en başından beri doğa ile içselleşmekten geçiyordur belki. bir tutam "nereye koyduysan oradadır" biraz da "oraya koyduğumu bile bile ben, yine de önce başka yerlere bakacağım"dır belki. muhtemel ve ihtimallerin gölgesinden çıkıp karanlığın göz karartan aydınlığında tamamen duygularına teslim olmaktır. ya da tam tersi aklın yolunda ilerleyerek duygularını ekarte etmek. ikisi de teoride de pratikte de olmayacağı için aklın ve sezilerin önderliğinde yolunu bulamamak da olabilir. her ne olursa olsun unutulmaması gereken tek şey bir şeyi ararken geçirilen zaman bulmaktan daha faydalıdır. insan, konfor alanının dışına çıktıkça gelişen bir canlıdır en nihayetinde.

hoayda hoayda
boş gözlerle süzme etrafı ey talip! bir çift gözün göremeyeceği tek şey kendindedir.

yüzyıllardır doğaya bakarak kendini bulmuş insanoğlu bu kez ilerlemekte olan teknolojiden de yararlanarak doğaya tekrar daha anlamlı bir şekilde bakmalı. ama elbette doğa ile teknoloji arasında antagonistik etki zaman geçtikçe dışarıdaki değil de içerideki doğallığı görmeye itiyor.
bu yüzden hakikat, belki de talibin içindedir.
hoayda hoayda
ya hakikatin kendisi insan olabilmek ise? beşerin insan olmak yolunda bir ömür attığı adımların tamamı hazreti insana ulaşabilmek içindir belki.

maddenin temelinde mananın yattığını unutmamak gerekli. anlamlandıramadığı ve bundan dolayı etrafına değer dahi vermeye tenezzül etmeyen beşerin; bencilliğine ve ne ağaca ne de mevyesine değil temelinde yatan egosuna yenik düşen ilk beşerden ne farkı kalıyor o halde?

hakikatten öte velev ki bulunduğunda bunun ile ne yapılacağını da düşünmek gerekmez mi? günlük yaşantıda belkide nice birey gözü kara bir şekilde menfaatleri doğrultusunda koşarken bu fırsatı habersiz bir şekilde çokça tepmiştir. marifetin devreye girdiği bu safhada insanın elindekini en iyi şekilde kullanabilme yeteneği yatar aslında. nihayetinde arayış içinde olan; önce bu uğurda hırslarına yenik düşerek kendini kaybeder ve istediğini elde ettikten sonra da aradığının ancak kendi olduğunu düşünür.
hoayda hoayda
zıtlıklar dünyasında orta yolculuğun sizi götürebileceği yerler ikinci tekilin istekleri doğrultusunda sürekli şekillenir ama bir hal almaz. o yüzden (başkaları adına) dün iyi olacak bir şey için bugün kafa yormaya, yarın ne olacağı bilinmeyen bir şey için de bugün iyi olanı tercih etmeye gerek yoktur.

bunca tür arasında ön lobu bu kadar gelişmiş olan varlıklar olarak buna iyi bir şekilde değerlendirmek tüm sorumlulukların da üzerinde bir sorumlukluktur. farkına varılması icap eder.

prefrontal korteks: gelişimi ve beyinde kapladığı gerek hacimsel gerek anlamsal büyüklük göz önüne alındığında binalar, köprüler, devasa inşalar ve hayatı kolaylaştıracak her ne varsa bunu tasarlayabilme kabiliyeti insan için bir cennet iken; geçmişe dair duyulan özlem yanı sıra çekilen acılar ve geleceğe yönelik bazen muhtemel bazen de ihtimal dışı kurulan hayallerin verdiği o uyku kaçıran planlı plansızlıkların temelini oluşturan bir cehennemdir. burada göz önünde bulundurması gerekilen tek şey tırnak içinde anda kalması ve anda kalmamak adına gelişmiş bu beynin odak noktasını bir şekilde ana odaklayabilmektir temel.

peki bu nasıl olacak? aslında bilmeden her gün yaptığı gibi kendini kandıracak insan. ama bu sefer tam tersine. bilinçsiz bir kandırılmışlıktan öte, bilinçli bir kendini kandırma haline bürünerek. beyin beden ya da düşünceyi değil de; düşünce beyin ve bedeni kandıracak. bu durum yani anda kalabilme yeteneği sanatsal faaliyetler, soyutlayıcı bir uğraş, sorumlulukların dışına çıkılabilecek bir aktivite ile gözleniyor.

hiç olabilmek ya da değersizleşebilmek önemli değildir. zira "nasılsın" sorusu dahi
on kişiden on beşine hiç ve değersiz olduğunu düşündürtüyor içten içe. önemli olan hiçliği bilip hiç olabilmek, değeri kaybetmeyi göze alıp değersizleşebilmektir. yalnızlıktan, acı çekmekten yakınan bir ruh haline bürünmekten ziyade içinde bulunduğu acı ile bütünleşip bunun da dolaylı ya da doğrudan sebebinin kendi olduğunu, yalnızlığının tercih edilmiş mi yoksa mecburi mi olduğunu düşünerek içinden çıkacağız. en nihayetinde acı çekme durumu kaçınılmaz ise de bundan yakınma hali tercihlere bağlıdır.
hoayda hoayda
bu yola dolaylı yoldan çıktım ama aşamıyorum engelleri. aksi gibi yarım da bırakamıyorum. ne yapacağımı bilmiyor olsam da, bazen duvarları sanki inşa eden ben değilmişim gibi; neden kaçıp ne ile savaşmam gerektiğini, neden kalıp ne ile yüzleşeceğimi bir türlü çözemiyorum.

bu yolun şanından öte gelir ise feragat etmek şayet; ben böylesine utanılası bir mahkumluk içinde neyi verip neyi veremeyeceğime dahi hakim değilim.
hoayda hoayda
iki güzel şey gördün diye mutluluğun ardına mı sığınacaksın ey talip? iki kötü şey yaşadın diye dünyanın derdi omuzlarına mı yüklendi sanıyorsun? yükünü senden önce taşımış olanlara yaklaşımın bir utanç kaynağı olacağı gibi, senden sonrakilere de omuzlarındaki yük olmayacak mıdır?

kararların sonucunda herhangi bir şey olabilecek iken, kararlarını da sorgulamadın mı hiç? bu ben miyim yoksa bana dayatıldı mı acaba diye düşünmedin mi hiç?

ne dün ne de yarın... ilelebet bugün içinde bulmadın mı kendini? o halde neden kaçıyorsun kendini buluş halinden? derdin, arayış mı yoksa bir buluş halinin doğuracağı muhtemel korkulardan yola çıkarak kendini hiçbir zaman için bulamayış hali mi?
1 /