haluk kırcı

1 /
burrows burrows
katildir.

17 kasım 1980'de verdiği ifadede kendinden hoşnut bir dille katliamı en ince ayrıntılarıyla ballandırıyor, ifadesini de şu cümlelerle bitiriyordu. "ertesi gün silahı abdullah çatlıya verdiğini ve bilhare erzuruma gittiğini, türkiyenin iç savaşa sürüklendiğini, bekleyiş içine girdiğini, 12 eylülde türk ordusu idareye el koyunca rahatladığını, türk milliyetçileri olarak misyonlarını tamamladıklarını, itirafını samimi olarak yaptığını, baskıya maruz kalmadığını, inandığı uğurda mücadele ettiğini, son söz olarak da şeriatın kestiği parmak acımaz dediğini beyan etmiştir.."

türk milliyetçilerinin tarihi misyonu, kırcı'nın da "aççık ve net" olarak belirttiği gibi şerefine şeref katmak için katliamlar yapmaktır. "türklük tarihi" nin en büyük iki katili çatlı ve kırcı'nın ortaklıklarının ürünü olan bahçelievler katliamı da türk milliyetçilerinin şeref defterine altın harflerle kazınmıştır.

kırcı 1988 yılında yedi idam cezası aldı. ertesi yıl muhteşem bir yanlışlıkla şartlı tahliye edildi. dönemin adalet bakanı seyfi oktay'ın itirazı sonucu tutuklanma kararıyla 1992'de aranmasına başlandı. oysa anlaşıldığı kadarıyla onun saklandığı falan yoktu. o, çoktan devletin en değerli tetikçilerinden, şerefli zevattan biri olmuştu. bu kez gerçekten vahim bir yanlışlık sonucu 1996'da istanbulda kaçmazken yakalandı. kimlik kontrolüne takılmıştı. asayiş şubesine getirildiğinde cebinde en güçlü silahı taşıyordu. dönemin adalet bakanı, susurluk patronu mehmet ağar'ın tavassut notunda "bu arkadaşa yardımcı olun, nezarete atmayın" yazdığı ; notu alan polislerin sayın bakanı arayarak emrini teyit ettirdikleri söylendi. firarla ilgili davada, sonradan beraat eden polislerin bu ifadesi, ağar tarafından doğal olarak yalanlandı. nitekim adliyeye sevk edilmeden bir hafta boyunca polisler tarafından pohpohlandıktan sonra kırcı, kimliği belirsiz iki kişi yardımıyla asayiş şubesinden kaçırıldı.

devlete açılan tazminat davası zaman aşımı gerekçesiyle reddedildi. yüce türk devleti, katillerini koruduğu, beslediği, kullandığı kanıtlanmış katliam konusunda köşeye sıkıştırılınca "ohoo geçmiş olsun,geç kaldınız" diyebiliyor.
menemene benzeyen picasso tablosu menemene benzeyen picasso tablosu
darbe döneminde yakalanan suçlular için emniyet müdürlüğü suçlu hakkında bilgi toplamak, örgüt yapılanmasını çözmek gibi nedenlerden komutandan hemen 10 ila 30 gün arası gözaltında tutma yetkisi ister.
kırcı da o dönemde yakalanır. 1 gün bile nezarette yatmadan savcıya yollanır.haliyle sorgusu yapılmadan.
sıkıyönetim savcısı nurettin soyer sorguyu kendi yapmaya karar verir. haluk cinayeti kabul eder başka da bilgi vermez.

savcı, komutana emniyetin yaptığının yanlıs olduğunu yazılı ve sözlü olarak bildirse de gelen tek cevap:
- emniyetin işi var gücü var
şeklinde olur.misal derseniz...
aynı dönemde pankart açma suçundan yakalanan solcu kızın 15 gün nezarette sorgulanması olabilir.
demiurgos demiurgos
tahliyesi ile memleketin hukuk sisteminin ne menem defektlerle dolu olduğunu bir defa daha göstermiş olan katil.

benim yüzüm kızarıyor bu adamın yurttaşı olduğum ülkede serbestçe dolaşıyor olmasından dolayı. bu katili savunan avukatın hiç mi yüzü kızarmıyor?

gözlerini hiç açma adalet terazisini elinde tutan hakkın hukuğun sembolü, olur mu? hiç açma. görme bunları. yurtseverlerin sebepsizce tutsak edildiği ergenekon'ları balyoz'ları, hainlerin uydurmaca kahramanlar haline getirildiği silivri'leri, faşist katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaştığı ülkemin sokaklarını görme hiç.
anneanne anneanne
mhp ve akp işbirliği ile çıkarılan yasalar sayesinde tahliye olan cani. o da ağca gibi davulu zurnalı karşılanmış mıdır acaba? akşam haberlerine çıkıp işlediği cinayetleri anlatacak mıdır? ya da cinayet anılarını bir kitapta toplayıp paranın dibine vuracak mıdır? yoksa "devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir" sloganlarıyla gizli ve de yüksek makamlara (!) getirilecek midir?
yilan tislak yilan tislak
ilk kez sol frame'deki bir şahıs başlığına "ölmüş heralde" umudu ve heyecanıyla tıklamama sebep olan adamdır.

işin aslını öğrenince yaşadığım hayal kırıklığını varın siz düşünün.
demokles demokles
tip'lilerin katili, susurluk hükümlüsü kadrolu bir katildi. cezasını çekmiş serbest kalmış!

güler zere'yi katillikle suçlayan aslan parçaları bu tosun hakkında neler düşünüyor çok merak ediyorum...
kara su kara su
polise taş atan çocukları terörist diye yargılayıp on yıllar veren "büyük yargımızı"

12 yaşındaki uğur kaymaz'a 13 kurşun sıkanlara beraat veren "büyük yargımızı"

bu ülke için kurşun atanda yiyende diyen "büyük siyasetçilerimizi"

katilleri cezaevinden çıkarıp kendine tetikçi yapan "büyük devlet adamlarımızı"

geçmişi karanlıklarla, işkencelerle, cinayetlerle dolu olan "kahraman ordumuzu"

huzurlarınızda kutluyorum. eseriniz ile gurur duymaya devam edin.
umut taciri umut taciri
müsait bir zamanda kendim de bir şeyler söyleyeceğim ama şimdilik sözü yıldırım türker'e bırakıyorum(z).




haluk kırcı aramızda

17 kasım 1980 tarihli, el yazısıyla verdiği ifadede kendinden hoşnut, hattâ kibirli bir dille yedi kişiyi nasıl katlettiklerini en ince ayrıntılarıyla ballandırıyordu. “...ertesi gün silahı abdullah çatlı’ya verdiğini ve bilahare erzurum’a gittiğini...türkiye’nin iç savaşa sürüklendiğini, 12 eylül’de türk ordusu idareye el koyunca rahatladığını, türk milliyetçileri olarak tarihi misyonlarını tamamladıklarını, itirafını samimi olarak yaptığını, baskıya maruz kalmadığını, inandığı uğurda mücadele ettiğini, son söz olarak şeriatın kestiği parmak acımaz dediğini beyan etmiştir...”
daha sonra yazdığı anılarında katliamdan, “o geceyi yaşamamız gerekiyordu” diye söz edecekti. katilin, kendisine sonradan bir huzursuzluk hissi vermesine karşın ruhsal tekamülü için gerekli bulduğu katliam, mesleğinin en parlak sayfası olmakla birlikte dahası da vardı. haluk kırcı, reisi, can yoldaşı çatlı’nın elim bir kazaya kurban gitmesinden sonra bu toprakların çıkardığı, hayatta olduğundan emin olduğumuz en büyük türk katili. dolayısıyla milli bir servet olarak hep koruma altında tutulmuş olduğunu biliyoruz. daha açık söylemek gerekirse kırcı, karanlık türkiye tarihinin son 20 yılının bütün iktidar pazarlıklarında ağırlığını hissettirdi. kırcı’nın dokunulmazlığı, çoğunluk anayasa’nın ihlâlinden daha hassas bir konu olarak sivrildi, siyaset kuytularında.

katilin mutluluğu
1958 doğumlu kırcı’nın, yoksul bir ailenin 7 çocuğundan biri olduğunu, erzurum’da esmeray, ülkücü kesimde de idi amin lakabıyla anıldığını biliyoruz. anı kitabında, liseden mezun olduktan kısa süre sonra evinin kapısında öldürülen töb-der üyesi edebiyat öğretmenini ‘olanak’, ‘olasılık’ gibi kelimeler kullanmaması için uyardığını anlatıyor. zaten bilenler, ilk cinayetini ankara gazi eğitim enstitüsü 1. sınıf öğrencisiyken işlediğini söylüyor. 1971’de annesini kaybettiğinde, “o kadar fahişe dururken neden annem öldü’ diye isyan eden kırcı’nın silahla tanışma hikâyesi, kendi miladının coşkulu anlatısı: “şehirden yeteri kadar uzaklaştığımdan emin olduktan sonra kuru bir dere yatağına indim. büyük bir ihtişamla belimde duran ve bana güç veren silahı çıkarıp elime aldım. hedef yapabileceğim bir şey bulabilmek için sağıma soluma bakındım.” bu ilk deneyiminden sonra hedef bulma konusunda hiç zorluk çekmedi. kendi gücünü keşfetmişti artık. enstitü sınavlarını ülkücü bir abisinin torpiliyle kazandı. kendi tabiriyle ‘militanı gözünden tanıyan’ idolü çatlı’yla da o sıralar tanıştı. yurtta, kendisine çarli lakabını kazandıran üç kızla olan ilişkisinden de çatlı’nın uyarısıyla feragat etti. artık, idi amin’di. kendini ancak kan dökerek yatıştırabilen bu yaralı ruhun en mutlu gençlik anısı olarak anlattığı da, alparslan türkeş’in evinin önünde korumalık yaptığı gecenin sabahı başkanı evinden çıkınca koşup arabasının camındaki buzu nasıl elleriyle kazıdığıydı. bu hikayeyi arkadaşlarına günlerce anlattı.
kırcı, bahçelievler katliamının yanı sıra balgat katliamının da faillerinden. yine 1978’de cumhuriyet savcı yardımcısı doğan öz’ün , 1980’de maden-iş başkanı kemal türkler’in , susurluk anahtarlarından ömer lütfi topal cinayetinde de parmağı olduğu biliniyor.

yakalansa da...
haluk kırcı, sırrı hâlâ çözülememiş bir cevvallikle 12 eylül’ün hemen ardından yakalandı. çatlı, ola ki yakalanırsa hep tutarsız ifadeler vermesini salık vermişti. kırcı, onun sözünü dinledi. ama muhsin yazıcıoğlu’ndan da zaten hareketten kopmuş olan çatlı’yı amansızca suçlaması gerektiği talimatı almıştı.
kırcı, 1988 yılında yedi idam cezası aldı. ertesi yıl da muhteşem bir ‘yanlışlıkla’ şartlı tahliye edildi. dönemin adalet bakanı seyfi oktay’ın itirazı sonucu tutuklama kararıyla 1992’de aranmasına başlandı. oysa anlaşıldığı kadarıyla onun saklandığı filan yoktu. o, çoktan devletin en değerli tetikçilerinden, şerefli zevattan biri olmuştu. bu kez gerçekten vahim bir yanlışlık sonucu 1996’da istanbul’da, kaçmazken yakalandı. kimlik kontrolüne takılmıştı. asayiş şubesi’ne getirildiğinde cebinde en güçlü silahı taşıyordu. dönemin adalet bakanı, susurluk patronu mehmet ağar’ın tavassut notunda ‘bu arkadaşa yardımcı olun, nezarete atmayın’ yazdığı; notu alan polislerin sayın bakanı arayarak emrini teyit ettirdikleri söylendi.
firarla ilgili davada, sonradan beraat eden polislerin bu ifadesi, ağar tarafından doğal olarak yalanlandı. nitekim adliyeye sevk edilmeden bir hafta boyu polisler tarafından pohpohlandıktan sonra kırcı, ‘kimliği belirsiz’ iki kişinin yardımlarıyla asayiş şubesi’nden kaçtı.

kara kutu
çatlı’nın milletçe milat olacağını sanarak fena halde aldandığımız bir kazaya kurban gidişiyle birlikte herkese malûm olan zincirin halkaları gırtlağımızı sıkıyor hâlâ. her milliyetçi katil, yakalandığında şaşkınlıkla polisin, savcının, gazetecilerin yüzüne bakıyor. akıl erdiremiyor olanlara; yıllar boyunca sırtı tapışlanmış, her sofrada baş köşede ağırlanmış, cinayetlerle edindikleri rütbeleri gururla taşımış adamlar. kendilerinden hesap sorulduğunda derin bir şaşkınlığa kapılıyorlar. tarihi misyonlarında hapis yatmak yoktu hani. kaç kere salıverildiler gözaltından, hapishaneden. kaldı ki büyük patronları dimdik ayakta hâlâ. onlara asla dokunulamıyor. onların, devletin ta kendisi olduğu memlekette bu besleme katillerin yargılanması da ne demek oluyor sahi? kırcı, kendisini yakalayan polislere, “beni neden sağ ele geçirdiniz? öldürseydiniz ya.” diye heyheylenirken, resimlerini çeken gazetecilere “beni 68’li abileriniz yargılasın” diye yiğitlenirken, ölüm orucunu ilan ederken ne kadar gururluydu.
kırcı’nın 1999 yılında yakalanması, basında ‘susurluk’un karakutusu yakalandı’, ‘derin ilişkiler çözülecek’ başlıklarıyla kutlanıyordu. oysa çoğunluğun gözden kaçırdığı bir nokta, dönemin emniyet genel müdürü necati bilican’ın sözlerinde saklıydı. başkomiser, “kırcı’nın yakalanma şartları şimdi oluştu” demişti. bu kriptik demecin üstünde fazla durulmadı.
bilican’ın bu karanlık demeci, bütün muktedirlerin bilip bize asla açıklamadıkları bir suç ortaklığından ses veriyordu. kırcı’ya sorulacak çok şey vardı: çatlı, bahçelievler katliamı emrini kimden aldı? türkler’in öldürülmesini kim emretti? doğan öz’ün katline karar veren kim? behçet cantürk ve savaş buldan cinayetlerinin arkasında kim var? kaçmasına kim yardım etti, kim sakladı? susurluk’ta kaza geçiren arabayı takip ettiği doğru mu? arabadaki dört kişi, suikast silahlarıyla ne yapacaktı? tarık ümit’in kaçırılmasındaki rolü nedir? nikâh şahidi, baş hamisi mehmet ağar’ın 95 yılında elazığ seçim kampanyasını destekleyen güçler kim? azerbaycan darbesini kimler örgütledi?... ve daha bir yığın soru. kırcı, sustu. elbette karşılığında ödüllendirileceği bir ketumluktu onunki.

tüccar katil
kırcı’nın cezaevinden çıktıktan sonra bir kaçak hayatı sürmediği çok açık. çatlı’yı temsil eden kardeşi zeki çatlı’yla birlikte promesse tıbbi malzeme şirketini kurarak bir ülkücü için en verimli alanda faaliyetini sürdürmeye başladı. sağlık bakanlığı’ndaki mhp’li kadrolaşması taa anap’lı halil şıvgın döneminde tamamlanmıştı nasılsa. kırcı, sağlık sektöründeki ilk önemli kazancını şişli etfal hastanesi’nin temizlik ihalesini alarak sağladı. akabinde sağlık bakanlığı’na ameliyat önlükleri ve eldivenleri sattı. çatlı’yla birlikte bakanlığa tıbbi malzeme satan ıtriyat firmalarına da aracılık yapmaya başladılar. kısa zamanda büyük servet edinmişlerdi. ama sağlık bakanlığı teftiş kurulu başkan yardımcısı namık erdoğan, namusu şiar edinmiş bir bürokrat olarak ikilinin midesini bulandıracaktı. şirket hakkında soruşturma açan erdoğan, bir yandan da uğur mumcu’nun kitaplarını okuyor, soruşturması için gerekli olduğunu söylüyordu. bir iddiaya göre mehmet ağar’ın görüşme teklifini reddeden erdoğan’ın cesedi kırıkkale yakınlarında kızılırmak kıyısında bulundu. susurluk komisyonu üyesi sema pişkinsüt, kırcı’nın istanbul’da 22 tane tıbbi malzeme firması olduğunu, ülkücü kadrolaşmanın su sızdırmadığı bakanlık’la yakın ilişki içinde bulunduğunu belirtip erdoğan cinayetini işaret etse de aydınlatılamayacağı daha icra edilirken bilinen cinayetlerden biri olarak şanlı türk tarihine yazıldı, erdoğan’ın katli de.

sonsöz
işte mhp’nin idamın kaldırılması başta olmak üzere çeşitli konularda pazarlığa girerken affını talep ettiği, kendi muhayyel türkiye’sinin gurur duyduğu kahraman, bu katil. yalnız mhp değil elbette. son 20 yılda ikbal görmüş her siyasi muktedir, yukarıda ancak bir bölümünü aktarmaya muvaffak olabildiğim cinayet ve çıkar örgütlenmelerine küçük ya da büyük hisseli suç ortağıdır. o çok sevdikleri, her geçen gün vatan haini listeleri çıkarıp üstüne titredikleri memleketin geleceği, bu her şeyi bilen, katli ihmal edilmiş katil üstünden yapılan pazarlığa bağlanmıştır. o, büyüklerine söz verdiği gibi sustu. vakit, diyet vakti. bahçeli, seçimlerden hemen sonra, kırcı’yı partisine kabul edip etmeyeceği sorulduğunda, “eğer yargıda aklanırsa, evet” demişti. kırcı’nın tehdit ve şantajla oturamayacağı bir iktidar postu yok.
o, her zaman kendinden emindi. kendisini hoş tutmayanı geçmişinin karanlığına çekiverecek bir güç var onda. bir gün mutlaka serbest kalacağını biliyordu. işte kaldı. hepimize hayırlı uğurlu olsun.
1 /