hayata dair ayak burkan detaylar

1 /
ya hocaya ya hocaya
akşam saatlerinde bir kadın aramıştı, salonunda yangın çıktığını ve kullandığı modeminde yandığını söylemişti. kızının internetten ders çalıştığınıda ilave etti. kullandığı internet servis sağlayıcında modem kullanıcı hatasından dolayı hasar alırsa ücret mukabilinde değiştiriliyor. müşteri, modem ücretinin ödemesini yapamayacağı için hizmeti dondurmak için aramıştı. modemin ücretli değişeceğini söylediğimde "öylemi" sesi kulağımdan 1-2 dakika hiç çıkmadı.

ps: merak etmeyin o modem ücretsiz değişti.
freljord freljord
tabi ki sınav kağıdına bakabilir miyim dediğinde öğretmenin ama fazlasını kırarım demesi ve poponun üstüne oturmak.bir daha da biseylere girişemedik zaten.
yorgun pijama yorgun pijama
ev arkadaşım sayesinde bugün dank etti* ;

ikimiz de eskiden basketbol oynadığımız içim arada maltepe sahiline gidip basketbol oynarız. günlerden bir gün öylesine gitmişken gençler maç teklifinde bulundu. keyifli bir maçtan sonra dinlenirken azıcık muhabbet etme şansımız oldu ve daha 16 yaşında olduklarını öğrendik. tabi yüzümüzde şaşkınlık ifadesi. daha 16 yaşında çocuk benim boyumda olunca şaşkınlık normal tabi.

bu akşam da değişiklik olsun diye bilardo oynayalım dedik. nerede hem bira içer hem de bilardo oynarsın? gittik kadıköy'ün en metalci mekanına. biraz sıra bekledikten sonra başladık oynamaya.

ikimiz de zamanında oynardık ama ''zamanında''. bunun hakkında konuşurken en son 2000 senesinde bilardo oynadığımı dile getirdim. öyle geveze geveze konuşurken bizim sadıç demez mi ;

+ sadıç en son bilardo oynadığın zamanlarda doğan bir çocukla geçenlerde basketbol oynadın ve üstelik senin boyundaydı.

işte bu kişisel hayatım için cidden iç burkan bir detay oldu. bu kadar vahim olduğunu düşünemedim bu geceye kadar.
ickis ickis
topuklu ayakkabıyla kasap havasında halay. detay şurda aslında.. bir şey olmaz katılayım, hızlanınca çıkarım nasılsa diye düşünüyorsun ama omuzlarda kenetlenmiş kollar seni bırakmıyor..kafalar güzel, ayaklardan kimsenin haberi yok. özellikle damat beyin arkadaş grubunun.
paul k paul k
hayatımın çalkantılı bir döneminde akşam işten çıkarken o kadar yorgundum ki, o dönem en tatlı alışkanlığım olan mesai çıkışı bar ziyaretini bile iptal edip eve gidip sadece battaniyenin altına girip televizyon izlemekti tek isteğim.

öyle de yaptım eve gider gitmez açlığımı dahi umursamadan kanepeye uzanıp battaniye altında salak bir dizi izliyordum ki; murphy yasaları bana bir gerçeği daha öğretti, iyi veya kötü şeyler onları beklemediğin zaman başına gelir. arayan o dönem arada bir görüştüğüm kız arkadaşımdı. ne sevgiliydik ne de arkadaştık karşılıklı fayda üzerine bir ilişkiydi. tabi evde olduğumu söyleyince atladı geldi. mesai çıkışı eve gitmeden uğramak istediğini akşam yemeğine davetli olduğunu ve beni "görmek" istediğini söyledi.

yaklaşık 1 saatlik "görme" faslından sonra gitti. ben de kullanılma duygusunun getirdiği ağırlık ve zamansız ejekülasyonun bünyede yarattığı anlamsız canlanma ile tüm enerjimi yemek yapmak için kullanmaya karar verdim. günün özel menüsü için hararetle mutfakta çalışırken telefon çaldı. arayan yurtdışında yaşayan eski bir arkadaştı ve şehirde olduğunu gece 1 de uçağının olduğunu hem beni "görmek" istediğini hem de havalanına bırakıp bıramayacağımı sordu. fazla bir seçeneğim yoktu adresi verdim. geldiğinde yemek de hazırdı. yemek faslından sonra mecburi istikamet olan yatak odasına yöneldik. saat 12 yi bulduğunda iş çıkışı yapay yorgunluk ve uyuma isteği yerini gerçekten ağır bir yorgunluk ve yoğun bir uyuma isteğine dönmüştü. ama havaalanına gitmemiz gerekiyordu. yolda tavşan uykusuna dalmamı farketmemişti bile. uzun zaman sonra beni "görmüş" olmanın mutluluğundan bahsediyordu. benimse aklımdaki tek şey havaalanından eve tek parça halinde nasıl dönebileceğim idi. ilk arama noktasına bile girmeden onu yolculamaya çalışmamı saygısızlık adletmeyecek kadar beni tanıyan biri olması o günkü tek şansımdı.

tabi murphy yasaları o gece için murphy'e bile mezarında takla attıracak kadar iddialı idi. aracı kullanırken uykuya dalmamak için müziğin sesini sonuna kadar açmamın etkisiyle duymadığım 3 cevapsız çağrı vardı. arayan o dönem konya'da öğretmen olan "arkadaşım" dı. yarım saat sonra otogara varacağını bu saatte kuzenlerine gitmek istemediğini onu alıp bu gece bende kalabileceğini sordu. o an içimden defalarca"hayır" dememe rağmen saati ve durumunu düşünürsek hayır deme şansım yoktu. yönümü otogara çevirirken murphy yasalarının bile hafif kaldığı bu gecenin 21 aralık olduğu aklıma gelmişti. literatürde "en uzun gece" olarak geçmesine rağmen benim için ömrümün en uzun gecesiydi. otogara vardığımda gözümdeki uykusuzluğu ve vücut dilimden bağıran yorgunluğumu görerek beni azat etmesini umduğum "arkadaşım" gece 2 ye göre pek enerjikti.ömrüm boyunca hayatın "sınav" olmadığı düşüncesine sahip ben, o gece büyük yaratıcının olduğunu ve beni bir sınavdan geçirdiğini ve muhtemelen yukarıdan kahkahalarla izlediğini düşünüyordum. eve varmadan yorgunluğumu ve uykusuzluğumu defalarca cümle içinde kullanmama rağmen bundan bile aykırı anlamlar çıkarabilecek kadar art niyetli bir arkadaşım olduğunu anladım. kapıyı açar açmaz da bunu belli etti. "kaçınılmaz ise zevk almaya bak" diyen beynime vücudum gülemeyecek kadar yorgundu. sabaha kadar uyumadım ve 7'de işe giderken o gecenin garipliğine uygun aşağıdaki şarkıyı dinledim defalarca. keşke tüm bunlar rüya olsaydı da ben de nasıl sapık bir adamım ki böyle rüyalar görüyorum deseydim....


electro zurna electro zurna
askerdeyim, egitim dağinda içtimaya girdik. boluk komutani konuşuyor "cocuklar bu kağıtlar ailelerinize gidecek, babalariniz imzalasin. babasi olmayan varmi" dedi. nedendir bilmiyorum o an biraz utanip birazda çekingenlikle el kaldirdim. benimle birlikte bir kac arkadasimda el kaldirdi. bunun uzerine komutanimiz anneniz imzalasin dedi. aramizdan kısık bi ses belirdi.tokatli erkan...

-komutanim annemde öldü.

-gecmis olsun, o zaman abin imzalasin.

-abimde öldü

- ablan ?

- ablamda öldu komutanim..

derin bi sessizlik oluştu sonradan ogrendik ki ailesi trafik kazasinda hepsi ölmúş. geriye tek kalan bu bizim garip erkan. onca dert keder geldi basima ama o günu asla unutamiyorum...
dizel mario dizel mario
günümüz orta direk ailelerinin neredeyse hepsinin bir zamanlar babasının deli gibi para kazandığı dönemler olmuştur. bizim aileninde öyle bir dönemi oldu, ortanca kardeşim biraz o dönemleri görsede en küçük kardeşim o dönemleri hiç görmedi. o dönemin tadınıysa ailenin en büyüğü olarak ben çıkardım. babam daha genç, ailenin ilk çocuğuyum dedelerinse ilk erkek torunuyum yani bir dediğim iki edilmiyor. ne zaman alışverişe çıkılsa oyuncak aldırıyordum. bayram ziyaretlerinde verilen harçlıkları parayı napcam ya diyerek geri çeviriyorum. ihtiyacım yok sonuçta, zaten istediğim her şey alınıyor.

her yükselme döneminin bir düşüş dönemi de oluyor tabi. en sonunda babamında bu düşüş dönemi geldi, işten çıktı, eski işine nazaran daha küçük çapta işlere girdi, kefillikten borçlandı eve 2 kere haciz geldi. ilk hacizde o dönemki ev sahibimiz hacı teyze icra memurlarıyla konuşup bir şekilde haczi engelledi, işler kötüye gitmeye başladığı için babamın kazandığı parada azaldı müstakil, geniş, bahçeli evimizden nispeten daha küçük bir apartman dairesine taşındık. babam işi gereği 2-3 gün yanımızda kalan günler şehir dışında, ailenin bir şekilde geçindirilmesi lazım sonuçta. babamın evde olmadığı günlerden birinde eve tekrar haciz geldi, bu sefer haczi engelleyecek kimse yoktu, evde değerli olan bütün eşyaları götürdüler, genellikle elektronik eşyalardı. o dönem de fenerbahçe'nin manchaster'a 6-2 yenildiği zamana denk gelir. fener'in kaçırdığım nadir avrupa maçlarındandır. buzdolabı, fırın, tv ne varsa götürdüler. buzdolabında ki yiyecekleri komşulara verdik, bir süre sizde durabilir mi diye. vicdanlı insanlardı sağ olsunlar hepsi aldı. annemin o mahcubiyetini düşünemiyorum bile, yeni taşındığın eve haciz geliyor ve henüz doğru düzgün tanışamadığın komşularından böyle bir şey istiyorsun. zor zamanlardı. hala hatırladıkça içim burkulur. analar çeker yükü.

o dönemler playstation salonlarına gitme alışkanlığım var, aileden habersiz. izin vermiyorlar gitmemize. o dönemler cep harçlıklarımızda belli 2-3 lira, zaten mahallede top oynayan çocuklarız, nerde harcayacaz parayı. neyse zar zor aldığımız bu 2-3 liralarla playstation salonlarına gidiyoruz, tabi ps2'ye paramız yetmediğinden 1 oynuyoruz. yine babamın şehir dışında olduğu bir gün aradı, annemle konuştuktan sonra annem telefonu bana uzattı, ne zaman geleceksin muhabbetlerinden sonra var mı istediğin bir şey dedi ? bir dediğimin iki edilmediği günler yakın haciz falan gelmiş ama hala kavrayamıyorum zor durumda olduğumuzu pıleyşteşın al baba dedim, tamam babacım dedi. kapattık telefonu. babamdan onay alınca mahalledekilere hava basıyorum, babam pıleşteyşın alacak diye. gel zaman git zaman babam geldi bir gece vakti, her gelişinde mutlaka elleri kolları dolu gelirdi. neyse efendim babamın elinde kutuyu gördüm aha dedim almış playstation'ı hemen atıldım aldım kutuyu elinden, kutunun üstünde ki resme baktım playstation değil, üstünde vcd yazan bir şey var kutuda. babamın bunun playstation olmadığını bilmeme ihtimali yoktu ancak zamanında her istediğimi aldığı için bu sefer de eli boş gelmek istememiş, bir oyun konsoluna en yakın olan şeyi alıp gelmişti.
distopikhayatınütopiksonucu distopikhayatınütopiksonucu
kimliğinin de kişiliği gibi sahte olduğunu,en acı şekilde öğrenmek.
mesela bekar bir insanın neden iki telefon kullandığını düşünmek ve soramamak gibi.
hadi evli olsa bir nebze anlaşılır.genelde eşler birbirlerini aldatırlarken yani aslında kendilerini kandırırlarken bu yöntemi tercih ederler.ama işi gücü olmayan,karısı olmayan bir insan neden kullanılır? işte bu detay ayağımı çok kötü burkmuştu o yüzden hala topallıyorum demek ki.
1 /