hayvan çiftliği

1 /
palmira palmira
zonguldak'ın ilçeleri olan devrek ve çaycuma arasında kara yolu üzerinde bir şahıs tarafından kurulan hayvanat bahçesi düzeninde dışardan halkın da gezebileceği hayvanların yaşam alanıdır.yöreye güzel bir çiftlik kazandırmıştır ve paraya kıymadan çeşitli hayvanlar getirterek hem bakımlarını üstlenmiş hem de halkın ziyaretine açmıştır bu hayvansever kişi.güzel bir hadisedir.
mental retardasyon mental retardasyon
sivas devlet tiyatrosunun şaşılacak derecede süper bir yorumu olmuştur bu oyunu sahnelerken.
barış erdenkin yönettiği oyun dün adana tiyatro festivalinde 10 dk aralıksız alkışlanmıştır. selamlamalarından, oyuna eklemeleriyle harika bir oyunla çıkmışlardır seyircinin karşısına.
oyunun tartışılan kısımlarının içi oyulmuştur.

çiftlik sahibi bay jones'un hayvanları köle gibi çalıştırmasına karşı çıkıp, kartopu(troçkiyi simgeler) ile diğer domuzların ayaklanmasıyla başlamıştır oyun. george orwell 'ın umutsuz tavrı hakimdir oyuna, ama bir o kadarda gerçekçidir. komün bir yaşam süren hayvan halkı, artık kendileri üretip kendileri yerler. yorulurlar ama sadece kendileri için yorulurlar. birbirlerini öldürmezler. 7 emir belirlerler. bunlardan bir kaçı "hayvanlar asla yatakta yapmayacaklardır." , "dört bacak iyi iki bacak kötü" , "bütün hayvanlar eşittir" "hayvanlar asla birbirlerini öldürmeyeceklerdir" gibi emirler belirlenmiştir. ortak oylamalarla yapılmıştır bu. fakat gün geçtikçe bazı domuzlar insanlaşmaya başlamış, emirler vermeye başlamışlardır. devrim amacından sapmış, domuzlar sesi fazla çıkana işgence yapmışlar, direnenleri öldürmeye başlamışlardır. artık 7 emiri sürekli değiştirir olmuşlardır. artık emirler "4 bacak iyi iki bacak daha iyi", "hayvanlar gerekli bir neden olmadan birbirlerini öldürmeyeceklerdir" , "hayvanlar asla çarşaflı yatakta yatmayacaklardır", " bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları daha eşittir." gibi ilke değişiklikleri yapılmıştır. en sonunda hayvanlar ve insanlar büyük benzerlik göstermişler, birbirlerinden ayırması zor hale gelmişlerdir.

oyun aslında böyle biter. fakat sivas devlet tiyatrosu, oyunun sonunda, hayvanların bu değişimi görüp tekrar isyan ettiklerini gösterir. bu eklentileri, her ne kadar yazarın umutsuz tavrına ters düşse de bir açıdan da yazarın "hep böyle oldu" mantığıyla da paraleldir. yaptıkları son hamle, ayakta alkışlatmışlardır onları.

yazarın kendiyle özdeşleştirdiği benjamin adlı yaşlı eşek oyun da şöyle bir cümle kurar;

bokser: benjamin, snowboll'un gelip tavuk yumurtaları çaldığı söyleniyor. ortalığı karıştıryormuş, bizi gizlice gözetliyormuş. sen ne düşünüyorsun?

benjamin: işte sizin sorununuz bu, neden görmedikleriniz üzerine düşünmek yerine, gördüklerinize kafa yormuyorsunuz!!

ülkenin şu anda ki durumuna cuk oturan bir oyundur. altı çizilen her satır yerinde olmuştur. ellerine ve yüreklerine sağlık.
olabilemez olabilemez
ankara cermoderne tiyatro uyarlamasına gittiğim george orwell kitabı. beklentiler içinde gittiğim oyun beni biraz hayalkırıklığına uğrattı. öncelikle tek perdeydi. tüm kitabı bir saate sıkıştırmaya çalışmışlardı herşey özetin özetinin özeti gibiydi. ama tiplemelere tek kelimeyle bayıldım. herşeyi biz biliriz çok zekiyiz havasındaki domuzlar. herşeyi tekrarlayan "eveeeett" diyen koyunlar, az biraz düşünebilen keçi, güçlü kuvvetli at, sevilmeye muhtaç kedi... oyunculuklar çok iyiydi. at tüm oyun boyunca kişnedi, hopladı zıpladı. koyunlar üzerlerindeki zillerle sürüce dolaştı, tavuklar kendi aralarında konuşup durdu...
goodaftermoon goodaftermoon
stüdyo cer'de sahnelenilmesine devam eden oyundur. gidilmeli, görülmelidir. ankara böyle bir oyun bir daha ne zaman görebilir bilinmez. keşke ilk gördüğümde önyargılı davranmayıp hemen izleseymişim. bir daha oynarsa diğer oyunu mojo'yu da hemen gidip göreceğim.
kolokyum kolokyum
"evet yoldaşlar, yaşadığımız hayat nasıl bir ha­yattır?
açıkça söylemekten korkmayalım:
şu kısa ömrümüz yoksulluk içinde, sabahtan akşama kadar uğraşıp didinmekle geçip gidiyor. dünyaya geldik­ten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verir­ler; ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırır­lar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de kor­kunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. ingiltere'de, bir yaşına geldikten sonra, hiçbir hayvan mutluluk ne­dir bilmez, hiçbir hayvan dinlenip eğlenemez. ingiltere'de hiçbir hayvan özgür değildir. hayatımız se­fillikten, kölelikten başka nedir ki! işte, tüm çıplak­lığıyla gerçek budur.
"peki, bu durum, doğa'nın bir yasası mıdır?
ül­kemiz, topraklarında yaşayanlara düzgün bir hayat sunamayacak kadar yoksul mudur?
hayır, yoldaşlar, asla! ingiltere toprakları bereketlidir; havası suyu iyidir yurdumuzun; bugün bu ülkede yaşayan hay­vanlardan çok daha fazlasına bol bol yiyecek sağla­yabilir. yalnızca şu bizim çiftlik bile bir düzine atı, yirmi ineği, yüzlerce koyunu besleyebilir; besleyebi­lir ne demek, onlara bugün bizim hayal bile edeme­yeceğimiz kadar rahat ve onurlu bir hayat yaşatabi­lir.
öyleyse, bu sefilliğe neden boyun eğelim?
insan­lar, emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizden çalıyorlar, işte, yoldaşlar, tüm sorunlarımızın yanıtı burada. tek bir sözcükte özetlenebilir: insan.
tek gerçek düşmanımız insan'dır. insan'ı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir yeryüzünden.
"insan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gü­cü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. gene de, tüm hayvanların efendisidir. hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açlıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını kendine ayırır. biz­se emeğimizle tarlayı sürer, gübremizle toprağı besle­riz; oysa hiçbirimizin postundan başka bir şeyi yok­tur. siz, şu karşımda oturan inekler; bu yıl kaç bin lit­re süt verdiniz?
güçlü kuvvetli danalar yetiştirmek için gerekli olan sütleriniz nereye gitti?
her bir dam­lası düşmanlarımızın midesine indi. siz, tavuklar; bu yıl kaç yumurta yumurtladınız, o yumurtaların kaçın­dan civciv çıkarabildiniz?
tümüne yakını pazarda satıldı, jones ve adamlarına para kazandırdı. ve sen, clover, doğurduğun o dört tay nerede; yaşlandığında sırtını dayayacağın, keyfini süreceğin o taylar nere­de?
dördü de bir yaşına geldiklerinde satıldı; onları bir daha hiç göremeyeceksin, insanlara verdiğin o dört tay ve tarlalardaki emeğinin karşılığında bir avuç yem ve soğuk bir ahırdan başka ne gördün?
"kaldı ki, yaşadığımız şu sefil hayatın doğal so­nuna varmasına bile izin vermezler. ben gene talih­li sayılırım, onun için pek o kadar yakınmıyorum. on iki yaşındayım, dört yüzden fazla çocuğum oldu. bir domuz için çok doğal. ama hiçbir hayvan sonun­da o gaddar bıçaktan kaçamaz. siz, karşımda oturan genç domuzlar; bir yıla kalmaz, bıçağın altında ciyaklaya ciyaklaya can verirsiniz, inekler, domuzlar, tavuklar, koyunlar; bu korkunç son hepimizi bekli­yor, hepimizi. atların ve köpeklerin yazgısı da bi­zimkinden farklı sayılmaz. sen, boxer (at), şu koca kas­ların gücünü yitirmeye görsün, jones (çiftçi) o saat, sakat ve kocamış adarı alan kasaba satar seni. kasap da gırtlağını keser, kazanda kaynatıp av köpeklerine ma­ma yapar. köpeklere gelince; yaşlanıp dişleri dökülmeye görsün, jones boyunlarına bir taş bağlar, en ya­kın göle atar.
"öyleyse, yoldaşlar, bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynak­landığı gün gibi açık değil mi?
şu insanoğlundan kurtulalım, emeğimizin ürünü bizim olsun, işte o zaman zengin ve özgür olacağız.
öyleyse, ne yapma­lı?
gece gündüz, var gücümüzle insan soyunu alt et­meye çalışmalı! işte, söylüyorum yoldaşlar:
ayakla­nın!
bu ayaklanma ne zaman gerçekleşir bilemem, bir haftaya kadar da olabilir, yüz yıla kadar da; ama şu ayaklarımın altındaki samanı gördüğüm gibi gö­rüyorum: hak er geç yerini bulacaktır. yoldaşlar, şu kısa ömrünüzde bunu aklınızdan çıkarmayın! ve en önemlisi, bu öğüdümü sizden sonra gelenlere iletin ki, gelecek kuşaklar zafere kadar savaşsın.
"ve yoldaşlar, kararlılığınız asla, ama asla sarsıl­masın. hiçbir tartışma sizi yolunuzdan saptırmasın, insan ile hayvanların ortak bir çıkan vardır, birinin dirliği öbürlerinin de dirliğidir, diyenler çıkabilir. onlara sakın kulak asmayın. hepsi yalan. insanoğ­lu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözet­mez. bu savaşımımızda hayvanlar arasında tam bir birlik kurun, kusursuz bir yoldaşlık sağlayın.
bütün insanlar düşmandır! bütün hayvanlar yoldaştır!"
kornişon kornişon
ankara devlet tiyatrosunun yeni sezon oyunlarından biri. prömiyerini 2 ekim'de yaptı. biletler tükeniyor diyorlar. gidenler de beğendik diyorlar. gideceğiz, göreceğiz.
mamma mia mamma mia
eğer bir gün olur da mümkün olursa, günlerden bir gün kapalı gişe oynamazsa, ilk fırsatta gidip görülecek ankara devlet tiyatrosu oyunudur.

merakla bekliyoruz.
1 /