hepimiz

kökez kökez
o kadar saçmalanıyor ki, artık bir şeyler söyleme dürtüsünün önüne geçemedim. bunu ayrı bir başlıkta yapmamın nedeni ise, "hepimiz"le başlayan tüm başlıkların içinde bulunduğuna inandığım yanlışları.
aşağıda aktaracağım metnin üzerine ayrıca bir şeyler yazar mıyım bilmiyorum ama ona karar verip yazana kadar bu yaklaşımı sunmak istedim.

aşağıdaki metin, banu avar'ın 22 şubat 2012 günü katıldığı "güne başlarken" isimli programdaki konuşmasının, benim konuyla ilgili ve önemli gördüğüm bölümüdür. paylaşmak için dinleyerek metne döktüm. tümünü dinlemek isteyecekler için en altta youtube bağlantısı da bulunuyor.

42:50'den itibaren

* ulusal bağımsız düşünce, -bizleri yetiştiren değer, cumhuriyet'in felsefesi bir anlamda- marjinalleştiriliyor mu acaba? bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

* yani oyun şöyle ilerliyor; mesela bugün "hepimiz türküz!" gibi abuk subuk laflar ediyor ya bartholomeos, çok gülüyorum ona. bu formu kim buldu? soros! tesev'in formu bu! "hepimiz ermeni'yiz!".

alıyorlar o formu, bir takım "türküz," diyen "ne mutlu türküm diyene"lerin de ağzına koydular bunu.

bakın bunu koyduğunuz zaman ne oluyor?

-sorduğunuz soruyla çok ilgili olduğu için söylüyorum-

burada "hepimiz ermeniyiz!" diyenler, burada "hepimiz türküz!" diyenler; bakın eşitlendik.

ben 2006-2007 yılında 17 avrupa ülkesinden en üst düzey cumhurbaşkanı, başbakan, senato mensuplarıyla konuşurken benim karşıma hep şöyle geldiler; ispanya cumhurbaşkanı da, portekiz cumhurbaşkanı da, bütün bu siyasiler, uda steinbach almanya'da istihbaratın başı da… bunların hepsiyle yaptığım röportajlarda hep aynı şey geldi bana:

"siz," diyordu adam (parmağını sallayarak) böyle yapıyordu, "etnik bir grup olduğunuzu türkiye'de kabul edeceksiniz; türkler etnik grubu". bunu bana yerleştirmeye çalışıyordu, sürekli bunu söylediler. hepsi var röportajlarda.

buna yönelik bir hamle yaptılar, fakat yaptıkları hamleler çok kafa karıştırıcı. şimdi normal bir milliyetçiye "ne mutlu türküm..." gibi "hepimiz türküz" dediği zaman adam kabarıyor. bunu buldular. "aha!" dediler, "türklerde bu oyunu oynayalım". şimdi herkes "hepimiz türküz!" diye sokağa çıkıp yürüyecekmiş; buna gülerler! bir fransız gidip de fransa'da "hepimiz fransızız" diye yürür mü ya?! yani akıllarını mı kaybetti bu insanlar!?

ve ne yapıyor böylece; eşitliyor. yani onun dediği oluyor. "hepimiz türküz!"cüler, "hepimiz ermeniyiz!"ciler, "hepimiz kürdüz!"cüler, "hepimiz çerkesiz!"ciler… bakın ne olduk, bölündük zaten!

onun için allah aşkına..! buradan ulusal bakışı, milli bakışı marjinal yapmaya tabii ki çalışıyorlar. küçük küçük kuyruk basmalar var. çok önemli anlaşmalar imzalanmadan önce "gençliğe hitabe'yi kaldırdık,", "19 mayıs'ı yasakladık," falan gibi halka çiğneyeceği sakızları veriyorlar. bütün bunlar göstermelik. alttaki durumu yok etmedikçe ve alta müdahale etmedikçe hiçbir şeyi değiştiremeyiz. bu böyle ufak ufak, biz mızlana mızlana, gider.

o nedenle öncelikle, hep söylediğim gibi, ne olur ve ne olur "nutuk"u okuyun. nutuk'ta bugün için yol haritası var; çok net bir yol haritası.

1919-1923 yılları arasında atatürk, ittihat ve terakki'nin bütün ısrarlarına rağmen sivas ve erzurum kongreleri'nde "kesinlikle ve kesinlikle partiye karşıyım!" diyor; hiçbir partiye girmiyor ve diyor ki "burada hem 'türkçüyüm!' diyenler, hem dini hassasiyetlerini öne çıkaranlar mehmet akif gibi, ziya gökalp gibi 'türkçüyüm!' diyenler, hem mustafa suphi gibi sol… bunların hepsini bir arada tutabilmek için kesinlikle parti olmaması gerekiyor ve 1923'te, yani milli baza oturduğu zaman iş, partiyi kuruyor. bu cenahta herkesi, yani samimi mütedeyyin müslümanları, türkçüleri ve sol'u bir araya getirerek yürüyor.

biz de bugün kurtulmak için bir tek bunu yapmamız lazım ve geniş platformlarda bunu yapmalıyız. yani herkes partisinde oturabilir, ama partiler üstü bunu gerçekleştirmek zorundayız.