herbalife

1 /
srce srce
çeşitli bitkiler ve liflerden yapılmış hapların, mamanın, tozların bulunduğu 7-8 kutudan oluşan set halinde 200 milyon civarında satılan kilo kontrol sistemi.
bunu pazarlayanlar gazetelere ilanlar verir, amerikan şirketinde iş fırsatı vs. gibi.. baba bir otelde randevu verilir. senin gibi onlarca insan oturur orda, emekli, memur, işsiz, genç, yaşlı, kısaca paraya ihtiyacı olan her insan. sahneye biri çıkar işte ben x ayda y kilo verdim. ğ gibiydim l gibi oldum, aynı zamanda yakın çevreme de tavsiye ettim, bak hem fidan gibiyim hem de parayı kırdım..
birbirlerini sahneye davet ederler, alkışlar kıyamet sanırsın bunlar hollywood yıldızları, sen de hasbelkader oscar törenindesin.
alırsın bi set. göbekte var biraz nasıl olsa. kullanırsın bi boka yaramaz. satamazsın da zoruna gider, ben yıllarca mühendis olmak için didinmişim bu ne mına koyim dersin. titan zincirinin halkalarını güçlendirir gittiğine gideceğine pişman olursun.

srce/mezuniyet ertesi/yeter artık baba parasına son dönemi/hayatın içinden/2000
whopper whopper
insanı zayıflatıp zengin eden bir kapitalist oyuncağıdır.
kısa dönemde işe yaradığını bizzat gözlerimle görmüşümdür fakat her kullanan verdiği tüm kiloları geri almıştır. ayrıca her kullanan, herbalife babasının şirketiymişçesine ilacın reklamını yapma işine atılır ki bu evrede hayatınız çekilmez bir hale gelebilir.
pseudonym pseudonym
kilo vermeye yarayan ürünlerinin yanı sıra cilt, saç ve vücut bakımı ile ilgili de ürünleri vardır. şampuanlarının içinde ilk kez sizin kullandığınızdan emin olmanız için bir koruyucu folyo bile vardır.
manha de carnival manha de carnival
bide yakalarına garip rozetler takar bu firmanın müdavimleri, takarlar bana ne tabi de, benim anlamadığım şu ;

hem sağlıklı yaşamdan, bunun bir yaşam şekli olduğundan, sadece zayıflama değil, ruhen ve bedenen dinginleşmeden bahsediyorsunuz, hem de benden çok bira ve sigara tüketiyorsunuz, bi dümen var bu işte ama çözemedim.

spor yapın daha iyi.
azwepsa azwepsa
kahramanmaraş'ta 250-300 kiloluk bir dondurmacı çıkmıştı. haberlere konu olmuştu. herbalife en büyük reklamını bu adamı zayıflatarak normal insan cüssesine sokarak yapmıştı. ürünleri aslında sadece zayıflamaya yönelik değildir. kilo almak ve kilo korumak için de ürünleri vardır.

en öneli ürünü lif kapsülleridir. bunlardan iki tane atarsınız ağzınıza, bi bardak da su içersiniz. içerde şişip doldurur, mideyi doldurur. hem bünyenin lif ihtiyacın karşılar, açlık hissini de epey önler. bunun yanında bazı tozları vardır. suyla, sütle karıştırıp bir öğün niyetine içersiniz. konsantre gıdadır. yamulmuyorsam bol proteindir.

ürünün pazarlama yöntemi aslında harikadır. dükkan yerine satış temsilcileri vardır. bunlar ise maaşlı eleman değildir. tamamıyla performansa dayalı bir ödeme yapılmaktadır. ne kadar mal satarsan o kadar kazanırsın. lakin bu işe girmeyi düşüneceklere diyeceğim şudur. herbalife 10 sene civarıdır türkiye'de. bunu ilk getirenler o kadar engin oldular ki... amma şimdi siz satış temsilcisi olursanız sadece sizi satış temsilcisi yapan adama para kazandıracaksınız. kendinize çok sağlam bir pazar bulmanız lazım. fitness salon zinciriniz vardır, ok. ayrıca tanıdığınız 10-20 tane satış yapabilecek adam bulup onları da ayartmanız lazım. yani aerobik saloncular derneği başkanı olursunuz, diğer salonculara da veririniz. ah! işte o zaman siz de para kazanmaya başlarsınız. yoksa bu işe girmenin bi anlamı yok. yormayın kendinizi. spor yapın, dengeli beslenin.
ferforje ferforje
yakın bir arkadaşım çok pis kilo aldı bu meretleri kullandıktan sonra, aslında kullanamadıktan sonra demek daha uygun olurdu.
tarzan tarzan
sabahları kullanmaya başlamamla beraber işyerindeki uyuklamalarımı göbeğimdeki 3 kilo fazlasıyla beraber götürmüş olan ürünlerin sahibi firma. güzel cilt bakım ürünleri de var, çok kullanmadım gerçi.
ama işe yarıyor mu, yarıyor.
mihman mihman
geçenlerde, iş ararken "uluslararası firmamızda part time - full time çalışacak eleman aranıyor" lafına kanıp gitmiştim bu firmanın satış temsilcisinin biriyle görüşmeye. parasızlığın cana tak ettiği bir vakit olduğundan, "tanışma toplantısı" dediği olguyu makul buldum ve ankara sümer oteldeki toplantılarından birine gittim. girişte, 20 milyon istediler. yok dedim. o zaman yalnızca tanıtım kısmına katılabilirsiniz dediler. olur dedim. bu işte bir yalnızlık var deyu deyu girdim tanıtımın yapılacağı kısma.

boş bulduğum sandalyelerden birine oturdum. sağa sola baktığımda iki tip insan görüyordum, bir kısmı benim gibi iş arayan ama benden daha çaresiz olduğu belli (nihayetinde kredim var babalar gibi) insanlar. yüzlerinden merak akıyor, "belki bu sefer malı vururuz, he hilmi?" diyorlar kendi kendilerine. orada hazırlık yapan insanlara bakıyorlar. başka bir kısım da, takımları, elbiseleri çekmiş gelmiş, parfümünü, deodorantını sıkmış, koltuk altı rexona yardımı ile ıslanmayan hanımlar ve beyler. herbalife'ın ürünlerinden olsa gerek, kendilerine duydukları güven had safhada. her biri ayrı bir alem, hani düğünde gelinin yada damadın dayıoğlu olur ya, oradan oraya koşturan; heh işte her biri düğün dayıoğlusu gibi. o gün bir orduyu yenmiş çocuklar gibi şenler.

neyse efendim, tanıtım kısmı başladı, bilmem biliyor musunuz bu insanlar daha "cool" göründüğü için ingilizce kelime kullanmayı sevenlerden. "wellness" diye başlayıp "healt" diye bitiriyorlar. bütün bu tanıtım boyunca bunun etkileri görünüyordu zaten. ilk başta, bize bir film gösterdiler. film ingilizce, amerikan ingilizcesi. ve insanların sağlık sektörüne ne kadar fazla harcama yaptığından filan dem vuruyor. biraz ilerliyor film, kanımı donduran bir şeyle karşılaşıyorum : "herbalife çalışanları, kazandıkları paranın %40 ı ile lüks araba alıyorlar" tarzı bir şey. tam olarak böyle değil elbette, daha allanmış pullanmış, "one man, one risk" diye film fragmanlarında konuşan adam tarafından seslendirilmiş bir cümle şeklinde. aklıma, "amerikan rüyası" geliyor hemen. ilk o zaman düştü nifak tohumu kalbime, ulan dedim ben böyle mi olmak istiyorum?

neyse efendim, tanıtım filmi bitti, coşkulu bir müzik girdi ve bütün janti hanımlar - beyler ayağa kalktılar, hafif sağa sola sallanarak tempo tutuyorlar. biri ordan geliyor, "vuhuuuu ve karşınızda, herbalife bilmemne direktörü haydari tarator, vuhhuuuu" diyip çekiliyor, sonra haydari tarator geliyor konuşmaya ve müzik duruyor. haydari bey, eskiden ne kadar şişman olduğunu resimlerle anlatıyor, sonra herbalife satışına başladığını ve bundan ayda tam beş yüz türk lirası kazandığını söylüyor (beş ve yüz'ü bir mehmet ali erbil vurgulamasıyla söylüyor ki, duysanız kanınız donar). böyle böyle, 7 milyar kazanana kadar gidiyor kendini tanıtma sırası. peh amına koyim demiştim o zaman, yedi milyar kazansam okulu filan bırakırım.

neyse efendim, sonrasında yine herbalife tanıtılmaya devam ediyor, bu sefer yine amerikan taktiği olan ajitasyon'un dibine vuruluyor. kurucusunun annesi, zayıflama haplarından dolayı vefat ettiği için zat'ı muhterem böyle bir şirket kurmuş. ballandıra ballandıra anlatıyorlar. zannedersiniz ki, bedavaya veriyor belasını siktiğimin ürünlerini. neyse.

böyle böyle bir buçuk saat kadar geçiyor, arada dayıoğulları ayağa kalkıp ritmik hareketlerle dansediyor, ayinlerinin gereklerini yerine getiriyorlar. aman yarabbim! bu insanlar kendi söyledikleri yalanlara kendileri inanıyorlar!

sonra, bitiyor bu tanıtım şeysi, laptoplar kaldırılıyor filan. hanımefendinin biri orada "tanışma toplantısına gidecekler kayıt yaptırsın" diyor. cebimde 6-7 milyon para ancak var. bir cumartesi sabahının köründe çıkıp gelmişim oraya iş için. neyse lan diyorum, bi sorayım belki bedavaya alırlar tanıtım toplantısına. soruyorum bizim adama (iş ilanında soyadını yazmamış bu arada, ismini yazıp sonuna da "bey" iliştirivermiş) yok diyor. bu toplantının bir maliyeti var, cebimizden verecek değiliz ya?

çıkıyorum sümer otelinden, büfeden bi samsun 216 bir de ikilik öğrenci kartı alıp evime gidiyorum. bahtımı sikeyim, sabahın köründe uyan, manyak insanların içine gir, iş bulama ve ikilik kartın yalan olsun.
skalupcur skalupcur
türkiye'ye ilk geldiğinde reklam yapmayıp, ürün tanıtımında yer alacak kişileri ince eleyip sık dokurken sonradan pazarlama stratejisini değiştirip brand-new avon olma yoluna gitmiş ürün. bizim zamanımızda kadın günlerinde bir parlak zekalının çantasından çıkmazdı herbalife. ayağa düştü*
dobrabro dobrabro
yalan dolan şakşakçıları ile millet sikindirik bir konferans salonuna toplayıp görsel show yapmaya çalışan, sergiledikleri bisküvimsi içecekleri konuklara ''buyrun içiniz'' sonra içmeyince de ''için yav bak güzel için için'' sonra da yine içmezlerse sizin götünüzün dibinde dolanıp ''e artık içersiniz dimi?'' diye bik bik konuşan tiplerin bulunduğu kurum havası verilen dandik işletme.
1 /