hırs

1 /
despinaa despinaa
bazen çok iyi olan ve insanların bir şeyler elde etmeler için gereken ve her şey gibi fazla olması durumunda insanı yıpratan zarar veren *.* duygu
kurabiye kurabiye
doyma bilmeyen bir arzu ile bazı şeyleri istemek, şiddetli istek ve arzu manalarına gelir. bediüzzaman'ın ifadeleriyle hırs, sebeb-i hasârettir. yani, mutlak manada hırslı olan kişi maddî-manevî kaybetmeye aday demektir. insan, meşru dairede olan isteklerde bulunabilir. ancak bu konuda hırs göstermek ve hep memnuniyetsiz davranmak insanı bataklığa sürükler. o yüzden hüsrana uğramamak için hırsı terk etmek veya onu hayra/iyiye kanalize etmek gerekir.
iao iao
sahip olma isteği ile paralel bir duygudur. tabii bu istek basit bir sahip olma isteği değildir, çok daha aşırı bir tutkudur.

aklıma bu konuyla ilgili örnek verilebilecek en güzel eserler olarak metallica'nın king nothing'i ve pain of salvation'ın iter impius'u geliyor. bu parçaların özellikleri sahip olma hırsının en son noktasını gerçekçi bir şekilde tasvir etmeleri. en azından bana göre.

iter impius'u ele alırsak hikayedeki mr money her şeyi elde eder, son durak olarak ölümsüzlük kalır. zaten bu motifi pek çok fantastik eserde görmek mümkündür. bir şekilde her şey elde edildiğinde ortada elde edilecek daha doğrusu amaç edinilebilecek hiçbir şeyin kalmaması ve tüm savaşın beyhude hale gelmesi ise çelişkinin özünü oluşturur. melnibone lu elric'den bir alıntı yapalım bu konuda: "sonsuz gücü elinde tutanın içindeki sonsuz boşluktan büyük ne olabilir?"

elbette hırs, sahip olma isteği, güç tutkusu gibi duygular sonsuz güç koşuluna bağlı değildir. ama hikayelerde her zaman sonsuz güce ulaşma etkisi anlatılır. çünkü bu, hem daha şiddetli ve epiktir, hem de çoğu insanın bu uğurda hep içinde taşıdığı arzuyu ve aynı zamanda bu durumdan ne kadar çok korktuğunu yansıtır.

iter impius'a geri dönersek, ana karakter mr money egosunu şişirmiş, istediklerini elde etmiş ve haliyle yeterince şeyi elde ettikten sonra bunları da yetersiz bulmuştur. zira insanoğlu tamahkardır. bu bir yandan kötü ve zararlı iken, aynı zamanda ileriye gitmesini de buna borçludur.

mr money son durak olan ölümsüzlük için kendini dondurur. yıllar sonra uyandığında gözlerini kimsenin kalmadığı bir dünyada açar. yeryüzündeki tek insanoğlu odur.

acı olan tüm mücadele sonundaki yıkıntılar dışında geride bir şeyin kalmamasıdır. mr money en tepede uyanır, her şeyin efendisi olarak, ama hükmedebileceği şeyler sadece cansız yıkıntılardır.

daha da acı olan her şeye sahip olma hırsıyla her şeyi tüketmiş mr money'nin sonunda yapayalnız kalmasıdır. çünkü tüm sahip olma istekleri insan odaklıdır. ve kimsenin görmediği, alkışlamadığı ve hayran olmadığı bir zaferin ne kadar önemi olabilir ki. mr money de yaptıklarının ne kadar "yanlış" olduğunu ancak yapayalnız kalınca anlar.

" i am on my own
i am all alone
everything is gone
stuck forever here
already cold "

mr money en büyük cezayı almıştır. çünkü aslında tüm güçlü görüntüsüne rağmen hayatta en korktuğu şey ilgisiz ve sevgisiz kalması; en kısa tabirle yalnız kalmaktan korkmasıdır. herkesin ilgisine ve sevgisine sahip olma serüveni de herkesi kaybedip "her şeye" sahip olmasıyla sonuçlanır.

normal bir insan da bu yoldan geçebilir kendince. sahip olma hırsı, dışarıdan öfke ve nefret içeride ise büyük bir sevgiyle birleşir. hem cezalandırma hem de ödüllendirme isteği mevcuttur bu duyguda.

elbette bunda güçlü olma isteği ve güç zaafı da ön plandadır. kişi giderek daha zor, daha uzak şeylere sahip olmak ister. bir yandan emeklerinin karşılığını almaya çalışır, başaramayınca öfke ile daha da yükselir, sonucunda nefret ile sahip olduğu o şeyi yere indirir.

bu geçici bir tatmin duygusudur aslında. çünkü o şeye sahip olamama gerçeğini değiştirmeyecektir bu durum. nitekim eskiden tatmin edici gelen nefret ve intikam duygusu giderek değersiz bir hatıraya dönüşür.

hepsinin özünde yalnızlık, hepsinin özünde sevgi açlığı, hepsinin özünde olduğu gibi sevilmek vardır elbette. pırıltılı yüzler, zoraki güçlü görünüm, para, statü ya da çevre değil. ama sadece kendin olarak bunu başarmanın daha zor olduğuna inandığı için, kişi kolay olanı yapıp en güçlü görüneceği kimliği tercih eder.

bu kimliğin etkisi büyüktür. kısa süre sonra etkisi arttıkça, doyumsuzluk artacaktır. doyumsuzluk arttıkça daha uç noktalar, daha zorlu dönemeçler seçilecektir. başarısızlık sayısı arttıkça çevredeki yıkıntılar artacaktır. yıkıntılar artarken kişi kendinin de kendisinin de paramparça olduğunu ancak yere yığıldığında anlar.

bunu anladığında tüm güçlü duyguları; sevgisi, nefreti, tutkusu, iyileştiriciliği aynı zamanda yıkıcılığı da solup gitmiştir aslında. bu yok olmak ile aynı şey değildir. öz bakidir. ama bu giderek paslanan, yıpranan ve solan bir şeye benzer. giderek özü hatırlamak zorlaşır. zaten hikayenin sonunda unutmak vardır genelde.

herkesten uzaklaşmak, herkesi kırmak, istendiğinde de iletişim kuramamak, iletişim kurulsa istememek, kendini asla ifade edememek, aslında ifade edecek gücü bulamamak, sürekli iletişim kurulursa ne olacağını düşünüp korkmak, bu korkularla en ufak bir adım atıldığına alınan başarısızlıkla korku ve öfkenin tekrar artması ve tüm olaylar olurken aslında dışarıdan her şeyin parlak ve kusursuz görünmesi. yaşanan kısır döngü budur.

parçaların sonunda king nothing tek başına olmayan ülkeye* gider, mr money de yapayalnız yıkıntıların arasındaki paramparça tahtında öfke ve mutsuzlukla oturur. en sonunda öfkeleri de solacaktır zaten. mutsuzlukları bir süre sonra normalleşecek, kendileri olacaktır.

insanın sonu da budur. giderek içine kapanır. odasının, evinin "efendisi" olur. aslında sebebinin de hırs değil korku olduğunu anlamasından çok uzun süre geçmiş olsa da, bir şeyleri değiştirecek gücü kendinden bulamaz. en sonunda tek yapacağı şey mucize beklemektir ki, genelde dualar ancak tüm umutlar gerçekten kaybolduğunda yanıtlanır.

ama ne kadar inkar edilirse edilsin duaların yanıtlanacağına dair umutlar aslında hiç kaybolmaz. gerçekten pes edene kadar. ve genelde gerçekten pes edilmediğinden dualar yanıtlanmaz. bu bir yalan. doğruysa pes etmeli. pes etmek her şeyi bitirmektir. bu bir yalan. savaşmak gerekli. ama savaşmak da çözüm olmadı hiç bir zaman. bu da bir yalan. ama gene de pes etmemeli. bir gün kaçınılmaz olacak. peki o an ne zaman gelir? gelmemeli. gelmeli.

o anın son nefes olduğunu söylemek isterdim, onun yerine öyle olacağını umut etmeyi tercih ediyorum.
tanrim ben nerdeyim tanrim ben nerdeyim
arapça bir kelimedir ve etimolojisine inecek olursak "çiftleşme döneminde çiftleştirilmeyen gözü dönmüş develerin ağzından akan salya" anlamına gelir.
bu noktada da akıl ile ilişkisini incelemek gerekir. çünkü akıl da "sağa sola saldıran deveyi durdurmak ve zapt etmek için arka ayağı çapraz öne ayağa bağlayan ipin adı"dır.
subaquatic subaquatic
insan ırkının yıkım gücüdür, üstünlük kurma çığlıklarının kaynağıdır, yüksekte ve coşkuyla çağlayan yeşil renkli zehirli bir sudur hırs.

hiç bir zaman mahallenin popüler çocuğu olmamıştır, atari salonunda bir kere bile aduket çekememiştir. en iyi olduğu hiç birşey olmamıştır çocukken belki de. futbol oynanırken evden çağrılan çocuk, bilgisayar oyunlarının şahı padişahı vesaire. okullarını birincilikle bitirmemiştir, zekidir ama. arkadaşlarının kavgalarına, dostluklarına hep mesafeli olmuştur. herkese yakın, herkesten uzak yaşamıştır. hırsları olmadığındandır herhalde düşmanlık yapmamış, kötü düşünmemiştir. iş yerinde, arkasından çevrilen oyunları bilmeden tebrik etmiştir aynı kadro için yarıştığı insanı. şirketin sosyal aktivitelerinde ön planda olmayı sevmemiştir. işiyle ilgili çıkarlarını savunurken, yada kendisine yeni yollar açmaya çalışırken yaptıklarını gizlememiştir özellikle, yada bu konuda soranlara yalan söylememiştir.
dostlarıyla spor yaparken es kaza en iyi dereceleri yada en usta hareketleri yapmış olması hep diğerlerinin gözüne batmıştır, insanlar yüzüne püskürtmüşlerdir, yeşil renkli sudan oluşan zehirlerini. nazar değmiştir onlara, yada ekipmanlarına.

küçük bir oyun, bir yolculuk, bir ortak iş planı bozabilir dostluklarınızı, arkadaşlıklarınızı. işte bu yeşil sudur, damarlarımıza zekretmeye çalıştığımız.

oysa, işini keyif alarak yapmak, sporu ve oyunu zevk için, keyifle gerçekleştirmek en iyi olmaya çalışmak, düzgün ve sağlıklı bir şekilde üzerine düşen görevleri layıkıyla yapmak için bu tür enjeksiyonlara gerek yoktur.
sakin, ılımlı, itidalli ve adaletli olmak yeter. düşlediğiniz en iyiye ulaşmak için. kimsenin üzerine basmadan.

ya ulaşamazsak peki. bu soruyu sordurtan mıdır acaba aşıyı yapan damarlarımıza.

ya ulaşamazsak...
bir şey kaybetmiş sayılmayız.
quenya quenya
kimini rezil kimini vezir eden insana özgü olgudur.
ilkokuldan beri bu özelliği taşıyan insanlardan kaçmışımdır.
netekim ilkokulda çok hırslı bir arkadaşım şimdi geleceği garanti altında gülhane askeri tıp akedemisinde okurken;orta okulda çok hırslı bir başka arkadaşımın altında sahip olması rüyasında bile zor olan bir jeeple gezmektedir.ikisinden de nefret etmişimdir o yıllardan beri.
olan şu ki biri ders çalışmaktan sosyal bir hayata sahip olamadı,diğeri ise yaşlı adamlarla yatmaktan genç yaşta yitirilmiş bir masumiyete ve ahlaksız bir hayata sahip oldu.
(bkz: halinden memnun olmak)
lockman lockman
insanın bir şeylerin ters gittiğini, kötü durumlara doğru sürüklenildiğini anladığı anda kendisini kurtarmak, yenilenmek, başarmak için kullanabileceği harika bir destekleyici güç.

ve asla kıskançlık ve açgözlülüğün yol açtığı yükselme, daha çok yükselme arzusu için kullanılmaması gereken güç.

özetle; her zaman iyinin yanında olan güç.
heidi heidi
zamanla geçendir. her şeyin boş olduğunu anladığınız o an gelir, her şeyi s.tir edersiniz. o zamana dek gaz vericidir, gençlik hevesi diyelim...
ceyus ceyus
herkeste birşeyleri başarabilmek için biraz olması gereken olgudur.hırsın olmaması da kötü birşeydir.insanı özveriden ve başarıdan uzaklaştırır.
1 /